






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of History School, Yıl 2021 Sayı LI</title>
    <link>https://johschool.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1422</link>
    <description>Journal of History School</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>&lt;p&gt;Asos Yayınları&lt;br /&gt; Kızılay Mahallesi, Fevzi Çakmak-2 Sk. No:37/1, 06420 Çankaya/Ankara&lt;br /&gt; &lt;a href="https://www.asosyayinlari.com/dergilerimiz.html" target="_blank"&gt;https://www.asosyayinlari.com/&lt;/a&gt;</generator>
    <item>
      <title>MAHMUD II’S DIPLOMATIC REFORMS AND FINAL OTTOMAN DIPLOMATIC MANOEUVRES BEFORE THE BATTLE OF NIZIP </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49739</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49739</guid>
      <author>Serkan DEMİRBAŞ</author>
      <description>Mehmed Ali Pasha problem took place between 1831 and 1839. In spite of the big ambitions of the governor of Egypt, Mehmed Ali Pasha who wanted to give the house of Osman an end, the two military defeats (1832 Konya and 1839 Nizip) did not finish off the Empire. At this point a question comes to mind: what saved the Empire that had already become militarily vulnerable from a certain collapse. The answer is simple: diplomacy. Most accounts of the Ottoman diplomacy of that era have always been one sided and Eurocentric due to some "orientalist" biases and prejudices. According to these narratives, after suffering some military defeats, Mahmud II and his diplomats just watched the diplomatic manoeuvres of the European powers in Ottoman lands and waited for the end without having any diplomatic plans and manoeuvres.  They also portray Lord Palmerston as the sole architect of the 1840 Treaty of London that compensated the two military defeats and that prolonged the Empire for another century.  However when we examine the instructions in Ottoman documents given by the Emperor to his diplomats residing in many European capitals and their efforts to follow them, it will be seen what kind of a role Mahmud II and his diplomats played in this diplomatic achievement. After a short introduction to the course of the institutional reforms in Ottoman diplomacy from Selim III to Mahmud II periods,  this article focuses on the Empire's diplomatic manoeuvres prior to the Battle of Nizip that was itself an effort to bring the diplomatic campaign initiated by the Emperor and his men to a successful end.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE PLACE OF DOLMENS IN THE ARCHAEOLOGY OF TURKEY – A REVIEW</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49824</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49824</guid>
      <author>Bakiye YÜKMEN EDENS</author>
      <description>Dolmens and other megalithic monuments are important elements of European prehistory.  Similar kinds of monuments have been known to exist in Turkey since the 1930s, and research on these monuments has continued intermittently until the present day. However, megalithic monuments in Turkey remain poorly understood, due in part to a relative lack of research interest in these monuments, and in part to terminological confusion among archaeologists.  This article discusses terminological issues related to dolmens, and summarizes the history of research in Turkey of these megalithic monuments.  Then the article reviews the approximately 1100 dolmens currently known in Turkey.  Almost all of these dolmens are in three different regions (middle Euphrates-Cilicia, Kars, Turkish Thrace) at the edges of the country, and the dolmens in each of these regions have a different architectural character and chronological position.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HÂREZMŞÂHLAR DÖNEMİNDE SİYASÎ İLİŞKİLERİN HAZİNE GELİRLERİNE TESİRİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49382</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49382</guid>
      <author>Gülseren AZAR NASIRABADI</author>
      <description>Ortaçağ Türk-İslâm devletlerinden birisi olan Hârezmşâhlar Devleti döneminde (1097-1231) gerçekleşen iktisadî faaliyetler ülkenin gelişiminde önemli bir yer tutmaktadır. Devletin gelirlerinin ana unsuru ise toplanan vergilerdir. Gelirler hazinede toplanırdı ve buradan devletin giderleri karşılanırdı. Bunun yanı sıra sultanların kendilerine ait hazineleri de bulunurdu. Mâli işlerden sorumlu olan Dîvân-ı İstîfâ ve ona bağlı memurlar sayesinde devletin gelir ve giderleri düzenlenirdi. Devletin sahip olduğu toprakların yanı sıra bağlı toplulukların ve bölgelerin verdiği vergiler de mevcuttu. Bu nedenle toprakların genişlemesi ve özellikle yüksek geliri olan yerlerin ele geçirilmesi ülkenin ekonomik açıdan gelişimine büyük fayda sağlamaktaydı. Hârezmşâhlar Devleti’nin sınırları Alâeddîn Tekiş ve Alâeddîn Muhammed zamanında oldukça genişledi. Bu dönemde gerek ele geçirilen topraklardan alınan gerekse bağlı devletlerin verdiği vergiler sayesinde devlet hazinesi doldu ve iktisadî açıdan oldukça iyi bir duruma gelindi. Moğol istilası ve Hârezmşâhlar Devleti’nin topraklarının ve hazinelerinin bir kısmının Moğolların eline geçmesi ile elden çıkan bu yerler devletin iktisadî durumunu olumsuz etkiledi. Ancak tüm buna rağmen Celâleddîn Hârezmşâh yeni topraklar ele geçirmek üzere batıya doğru ilerledi. Bu sayede devletin gelirleri devam ettirilerek iktisadî olarak ayakta kalması sağlanmaya çalışıldı.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HUKUK, ADALET VE TOPLUMSAL BİLİNÇ: GEÇ OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA DİLEKÇELER VE SİYASET </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47258</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47258</guid>
      <author>İbrahim Halil KALKAN</author>
      <description>Osmanlı son döneminde Jön Türk Devrimi’nin akabinde İstanbul’a imparatorluğun dört bir yanından işkence şikayetleri içeren çok sayıda dilekçe gönderilmiştir. Dilekçelerde yeni rejimin söyleminin temelini oluşturan insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramları sıradan insanların işkence muamelesi üzerinden anlamlandırdıkları ve bu düzlemde söz konusu kavramları öne sürerek iktidarın müzakeresi çabasında oldukları anlaşılmaktadır. Nitekim, zaman zaman oldukça çarpıcı ve cesur ifadelere başvurarak, Jön Türk rejiminin bir tarihsel kırılma, yeni bir başlangıç teşkil etme iddiasını işkence muamelesi üzerinden sorgulamaktadırlar. Her ne kadar dilekçelerde, muhtemelen taktiksel olarak, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların bir uzantısı olarak işkence muamelesinin kabul edilemezliği Jön Türk Rejimiyle özdeşleştirilmişse de sıradan insanlar açısından benzer bir anlayış ve söylem önceki Tanzimat ve II. Abdülhamid dönemi dilekçelerinde de kendini açığa çıkarmaktadır. Jön Türk dönemi dilekçelerinde oldukça yaygın olarak işkencenin insan hakları ve hukuk devleti ilkeleriyle çelişkisi söz konusu ilkelere ev sahipliği yapmadığı varsayılan II. Abdülhamid dönemiyle karşılaştırmaya başvurularak vurgulanmış olması bir yana, ironik bir şekilde, hem insan hakları ve hukuk devleti hem de bunların işkenceyle bağlantısıyla ilgili yoğun bir farkındalık ve bilinçlilik hali II. Abdülhamid dönemi dilekçelerinde de gözlemlenebilir. Yine, Tanzimat’ın erken yıllarında tıpkı Jön Türk döneminin başlarında olduğu gibi işkence muamelesinin mevcut olmaması talebi kitlelerce radikal bir dönüşüm beklentisinin en somut ifadesi olarak ortaya çıkmaktadır. Dilekçelerdeki ortak söylem ve işkence yasağının anlamına dair bilinçlilik hali açısından var olan süreklilik işkence muamelesinin mevcudiyetinin ya da yokluğunun sıradan insanların siyasal rejimin niteliğini belki de en yakından deneyimledikleri bir düzlem olmasıyla açıklanabilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BÜTÜNSEL BİR TARİH ARAŞTIRMASI: YİRMİNCİ YÜZYILIN İLK ÇEYREĞİNDE İZMİR YAHUDİ CEMAATİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47794</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47794</guid>
      <author>Muhammed DAĞ</author>
      <description>İzmir, 16. yüzyılda küçük bir kasaba görümündeyken, 17. yüzyılda gelişerek ve imparatorluğun önemli bir liman kenti konumuna yükselerek göç almaya başlıyordu. Kente gelenler sadece civar bölgelerde yaşayan Türkler değil, aynı zamanda Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerdi. Yüzyıllar içinde yerleşik bir cemaat haline dönüşen Yahudiler, genelde Türkler, Rumlar ve Ermeniler’den sonra İzmir’in en çok nüfusa sahip gruplarından oldular. İzmir Yahudileri diğer etnik gruplarla genelde barış içinde yaşasalar da sosyal, ekonomik, kültürel ve dinsel nedenlerle zaman zaman çatışmalarda bulunuyorlardı. Gayrimüslimler arasında ekonomik rekabet özellikle 18. yüzyıl sonlarında hızlanacak, 19. yüzyıldan itibaren ise Yahudiler’in aleyhinde bazı sonuçlara neden olacaktır. Etnik gruplar arasında belli dönemlerde yaşanan yakınlaşmalar ve çatışmalar, tarihin tek bir temasıyla açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Bundan dolayı bütünsel olarak İzmir Yahudilerinin tarihi zorunlu hale gelmektedir. Bu çalışmada İzmir Yahudi cemaatinin sosyal, ekonomik, kültürel tarihi ve bazı siyasal gelişmeler karşısında tutumu incelenmiştir.  Çalışmada 20. yüzyılın ilk çeyreği merkez edinilse de, daha önceki yüzyıllara da uzanılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AN ANALYSIS OF SOME OF THE REVOLTS THAT ERUPTED  IN THE OTTOMAN EMPIRE AND IN THE EARLY YEARS  OF THE TURKISH REPUBLIC OVER THE CONCEPT  OF SOCIAL MOVEMENTS</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49013</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49013</guid>
      <author>Sefa Salih AYDEMİR</author>
      <description>During the reign of the Ottoman Empire and the early years of the Republic of Turkey established after the War of Independence, several social movements that generally gave rise to revolts emerged for various reasons. In the Ottoman Empire, social movements generally emerged based on religious or economic discontent, while, in the first years of the Republic, they generally emerged as a response to the new state system and practices. Aiming to prevent reforms, social movements that broke out in the early-republican period wanted to hide behind the arguments accepted as legitimate by the society in order to prevent the desired reforms. These baseless arguments, which were frequently voiced in the early years of the Republic of Turkey, were generally based on religious abuse, claiming that ethnic discrimination would be applied, centuries-old religious practices and traditions would be banned, Islamic law (sharia) would be prohibited, etc. During the Ottoman rule, tribes that were dominant in the Eastern Anatolia Region enjoyed partial autonomy due to the distance from the state center and geographical conditions making transportation and communication difficult. In order not to be deprived of this partial autonomy, some prominent tribes in the region started revolts at various times against the newly established republic, which was adopting a strictly centralized structure. This paper aims to explain the revolts that erupted in the Ottoman Empire and the early years of the Republic of Turkey and their reasons within the framework of the concept of social movements.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANTİK KAYNAKLAR IŞIĞINDA KRALLIK VE CUMHURİYET DÖNEMLERİNDE ROMA’DA YAŞANAN SALGINLAR </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49021</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49021</guid>
      <author>Derya Çığır DİKYOLEvren Şar İŞBİLEN </author>
      <description>Salgın hastalıklar, insanoğlunun varolduğu günden itibaren başa çıkmak zorunda kaldığı en önemli ve korkutucu afetlerden olmuştur. Günümüzde sahip olduğumuz tıp alanındaki teknolojik imkanlar ve bilgi birikimine rağmen, salgınların bu korkutucu ve tehdit edici sonuçları ile mücadele etmek halen oldukça meşakkatlidir. Bu bağlamda çalışmamızda, günümüz imkanlarından hayli uzak olan Roma Krallık ve Cumhuriyet dönemlerinde özellikle Roma kentinde yaşanmış ve sivil halkı etkilemiş olan salgın hastalıkların antik kaynaklar üzerinden izini sürmek yoluyla bir envanterini çıkarmak ve genel bir değerlendirme yapmak amaçlanmıştır. Literatürde, genellikle Roma’nın İmparatorluk döneminde yaşanmış olan salgın hastalıklara yönelik bir çok çalışma mevcutken, Roma’nın bu erken dönemlerine ilişkin çalışmalar aynı yoğunlukta olmaması bu çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Zira antik kaynaklarda, sık sık yaşanan salgın hastalıkların, bu hastalıkların etimolojisi ve tedavi yöntemleri konusu her ne kadar karanlıkta olsa da, Roma’nın kuruluşundan itibaren büyük bir sorun teşkil ettiği görülmektedir. Dolayısıyla bu makalede, Roma kadar büyük ve tarihte önemli bir role sahip güçlü bir devletin imparatorluk öncesinde, savaşlar, iç karışıklıklar ve kıtlıklar yanında salgınlara ne sıklıkla maruz kaldığı bunlarla genel anlamda nasıl bir mücadele vermiş olduğu mercek altına alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>6 EYLÜL 1987 REFERANDUMUNDA TURGUT ÖZAL VE SÜLEYMAN DEMİREL’İN FAALİYETLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47328</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47328</guid>
      <author>Onur ÇELEBİ</author>
      <description>Türkiye Cumhuriyeti tarihinin üçüncü referandumu olan 6 Eylül 1987 referandumu, sonuçları bakımından Türk siyaset tarihinin dönüm noktalarından biri olmuştur. Zira bu referandumla 1982 Anayasasının Geçici 4. Maddesi ile 12 Eylül öncesinin siyasi parti liderlerine konulan siyaset yasaklarının akıbeti belirlenmiştir. Ayrıca 6 Eylül 1987 referandumunun bir diğer önemli sonucu da Turgut Özal’ın Türk siyasetinin sağ cenahında, alternatifsiz kalma hayalinin son bulması olmuştur. Bu çalışmada dönemin süreli yayınları temel alınmıştır. Çalışmada 12 Eylül 1980 öncesinin politikacılarına yasak getiren ve bir darbe ürünü olan 1982 Anayasası’nın Geçici 4. Maddesine karşı Türkiye’deki sağ siyasetin önde gelen isimleri olan Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in nasıl bir davranış sergiledikleri ilkeler ve çıkarlar bağlamında ortaya konulmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İMPARATOR TİBERİUS YÖNETİMİNİN ROMA EDEBİYATI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: DAVALAR, SÜRGÜNLER VE İDAMLAR</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49523</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49523</guid>
      <author>Kevser TAŞDÖNER</author>
      <description>Roma’nın ilk imparatoru ve Iulius- Claudiuslar sülalesinin ilk tahta çıkan üyesi Caesar Augustus, Roma’nın cumhuriyetten imparatorluğa giden sürecini başlatmış, 45 yıl tek başına yönetimi elinde tutarak amaçladığı reformist girişimlerini başarılı bir şekilde sonuçlandırmıştı. Yaklaşık üç yüzyıl boyunca dış ve iç savaşlarla yıpranmış olan Roma halkı bu dönemde uzun süredir sahip olamadıkları refaha kavuşmuşlardı. Yönetim, ekonomi, askeri ve sosyal alanın her kolunda yapılan yeniliklerle siyasi anlamda gücü tartışmasız olan Roma’da, Caesar Augustus yönetiminin sağladığı siyasi ortamın ürünleri özellikle edebiyatın “Altın Çağ” olarak adlandırılan dönemini yaşattı. Bunun yanında aynı siyaset yasaklar, sürgünler ve yükümlülüğü arttırılan cezalar getirdi. Caesar Augustus, İS 14 yılında hastalanarak hayata veda ettiğinde, Roma, bir dünya imparatorluğuydu. Fakat kendisinden sonra tahta çıkan Iulius- Claudius sülalesinin ikinci yöneticisi Tiberius yönetiminde Roma edebiyatı parlaklığını kaybetmeye başladı. Roma edebiyatında “Gümüş Çağı”  olarak adlandırılan dönem İmparator Tiberius’un yönetimi ile başladı. Ancak yeni imparator, devraldığı gücü idare etmeye çalışırken Roma edebiyat ve entelektüelleri üzerinde nasıl etki sağladı. Bu çalışmadaki amacımız, bu sorunun yanıtını aramak, değerlendirmesini yapmaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKÇADAĞ KADI İBRAHİM KÖYÜ CAMİSİ’NİN MİMARİSİ VE TARİHLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49553</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49553</guid>
      <author>Fuat ŞANCI</author>
      <description>Malatya’nın Akçadağ ilçesi Kadı İbrahim Köyü’nde bulunan camii, üzerinde bulunan kitabelerine göre iki kez onarıma tabi tutulmuştur. Hafif eğimli bir arazide kurulan cami, kemerleri doğu batı doğrultusunda atılmış, mihrap duvarına paralel üç sahınlı ve önünde iki gözlü bir son cemaat mahalline sahiptir. Kökeni mescidi nebeviye dayanan bu plan türünün değişik varyasyonunu yakın bölgelerde görmemiz mümkündür. Ancak burda yapı enine değil boylamasına gelişen dış yapı içerisinde mihraba paralel sahının uygulandığı görülmektedir. Eyvan türü taç kapısı ve kapı kemeri üzerindeki rozetleri ile Darende Ulu Camii taç kapısıyla benzerlik göstermektedir. Yapı üzerindeki iki onarım kitabesinden en eski tarihli olanı 1578 yılına aittir. Böylece ilk inşası bu tarihten önceye giden yapının taç kapı formu ve süslemelerinden dolayı 15. yüzyıl sonu 16. yüzyıl başlarında inşa edilmiş Memlûk veya Dulkadirli eseri olabileceğini söyleyebiliriz.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN (CHP) DEMOKRATİKLEŞME ADIMLARINDA 35’LERİN YERİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49709</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49709</guid>
      <author>Dilşad TÜRKMENOĞLU KÖSEİbrahim GAZİOĞLU </author>
      <description>Bu çalışma, 1945 yılı sonrası süreçte Türkiye’nin çok partili siyasi hayata geçme sancıları ve TBMM içerisinde belirginleşen muhalefet hareketlerinin CHP’de yarattığı siyasi etkileri ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Tarihsel-betimsel analiz yöntemi kullanılmış olan çalışmada, öncelikle Türkiye’nin çok partili siyasi hayata geçiş süreci ve parti içerisindeki ilk muhalif sesler değerlendirilmektedir. Ardından 35’lerin bu süreçteki yeri ve Türk demokrasi tarihindeki değerinin ortaya konması planlanmıştır. Son olarak CHP’nin 35’ler ardından siyasetinde yaşanan dönüşüm analiz edilmeye çalışılmıştır. Literatür taraması yapıldığında daha önceki çalışmaların, 35’lere yalnızca tarihsel süreç içerisinde bir muhalif grup olarak yer verdiği görülmektedir. Fakat CHP özelinde yarattığı demokratik dönüşüme ilişkin analizlere yer verilmediği dikkat çekmektedir. 35’lerin CHP içerisinde açığa çıkardığı demokratik dönüşümü sıkı bir parti içi muhalefet aracılığıyla gerçekleştirdiği çalışma ile ulşılan sonuçlar arasındadır. Çalışmanın 35’ler ve sonrası süreci, özellikle CHP’nin demokratikleşme eğilimleri açısından değerlendirmesi ile literatüre katkı yapacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COĞRAFYA ÖĞRETMEN ADAYLARININ MEKÂNSAL KAVRAMLARA İLİŞKİN BİLİŞSEL YAPILARININ İNCELENMESİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49537</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49537</guid>
      <author>Cennet ŞANLI</author>
      <description>Bu araştırmada coğrafya öğretmen adaylarının mekânsal kavramlara ilişkin bilişsel yapılarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Tarama modeline göre desenlenen çalışmanın araştırma grubunu Pamukkale Üniversitesinde öğrenim gören 45 coğrafya öğretmen adayı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kelime İlişkilendirme Testi (KİT) kullanılmıştır. Testte, ilgili literatür dikkate alınarak alt ve üst düzey 12 mekansal kavrama yer verilmiştir. Testin uygulaması online olarak gerçekleştirilmiştir. Uygulama öncesinde katılımcılara araştırmanın amacına ilişkin bilgi verilerek, testte yer alan anahtar kavramlara yönelik akıllarına gelen ilk beş cevap kelimesini ve anahtar kavramla ilgili cümleyi yazmaları istenilmiştir. Elde edilen cevap kelimeleri ve kelimeler arasındaki ilişkiler Bahar, vd., (1999) kesme tekniği; cevap cümleleri Ercan vd. (2010) tarafından geliştirilen rubriğe göre analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda coğrafya öğretmen adaylarının mekânsal kavramlara ilişkin bilişsel yapılarının yeterli düzeyde gelişmemiş olduğu saptanmıştır. Öğretmen adaylarının bilişsel yapılarında, alt düzey mekânsal kavramlar ve bu kavramlar arasındaki ilişkiler temel düzeyde; üst düzey mekânsal kavramlar ve bu kavramlar arasındaki ilişkiler zayıf düzeyde oluşmuştur. Öğretmen adaylarının, alt düzey mekânsal kavramlara yönelik cümleleri ağırlıklı olarak yüzeysel bilgi içerirken; üst düzey mekânsal kavramlara yönelik cümleleri daha çok kavram yanılgısı içermektedir. Bu sonuçlar dikkate alındığında coğrafya öğretmen adaylarının mekânsal kavramlara ilişkin bilişsel yapılarının geliştirilmesi ve kavram yanılgılarının giderilmesi için coğrafya lisans programlarında mekânsal terminolojinin bir ders olarak okutulması önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>METAPHORIC PERCEPTIONS OF PRE-SERVICE TEACHER ON DISTANCE EDUCATION DURING THE COVID-19 PANDEMIC </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48942</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48942</guid>
      <author>Ayşe Ülkü KANErhan ÖZMEN </author>
      <description>With the emergence of the coronavirus (Covid-19) pandemic, distance education applications (emergency) have been activated in all educational institutions. This situation has also affected higher education closely. This study aimed to reveal the perceptions of pre-service teachers towards distance education applied during the Covid-19 pandemic through metaphors. The research was conducted in a phenomenological design. The study group of the study was determined in accordance with convenience sampling and consisted of 402 teacher candidates who continue their education at a university.  Data was collected with forms containing the sentence: “Pandemic period distance education is like  ……. ; because…….". The data were analyzed by content analysis. Participants developed 178 metaphors. These metaphors are grouped into six positive and four negative categories. Considering the metaphors used, distance education was mostly explained with the metaphors of medicine, heroes, water, food, vitamins, and it was emphasized that distance education was necessary and supportive. In addition, it was underlined that there are deficiencies regarding the process and that it should be more efficient.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ELEMENTARY SCHOOL TEACHERS’ EXPERIENCES OF INFORMATION AND COMMUNICATION TECHNOLOGIES DURING COVID-19 PANDEMIC  </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49832</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49832</guid>
      <author>Hakan DEDEOĞLUSerkan ÇELİK ,Özlem BAŞ  ,Cengiz KESİK  </author>
      <description>This paper aims to describe the experiences of elementary school teachers who teach in schools of different socio-economic levels with information and communication technologies (ICT) during Covid-19 pandemic. This study, designed in qualitative method, is a holistic multiple case study. The data collected from 16 teachers who were chosen in deviant case sampling method- one of the purposeful sampling methods- through standardised interview forms were put to content analysis. The results obtained in this study suggested that elementary school teachers who teach in schools of differing socio-economic levels described digital divide which they considered as an obstacle in front of equality of opportunity in education and that they thought Covid-19 epidemic increased the interactions between all stakeholders available in ICT ecosystem in educational environments. While the teachers with adequate technological awareness and skills tried to cope with the restrictions by using freeware resources in the process, the teachers in private schools closed the gap even though they were inadequate in using technology because resources and environments were provided for them. Another important result obtained in the study was that trying to implement ICT at the level of primary school during Covid-19 caused certain difficulties for students due to their age. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE ÖĞRETMENİ ADAYLARININ  ETKİLİ İLETİŞİM BECERİLERİ İLE İLETİŞİM KAYGILARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49940</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49940</guid>
      <author>Gülşah METE</author>
      <description>Bu araştırma ile Türkçe öğretmeni adaylarının etkili iletişim ve iletişim kaygısı düzeyleri hakkında durum tespiti yapılması amaçlanmaktadır. Araştırmanın başka bir amacı ise Türkçe öğretmeni adaylarının etkili iletişim ve iletişim kaygısı düzeyleri ile bazı bağımsız değişkenler arasında ilişki olup olmadığını ortaya çıkarmaktır. Araştırmada betimleyici, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2020-2021 eğitim öğretim yılı güz döneminde devlet üniversitelerinde öğrenim gören 194 Türkçe öğretmeni adayı oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin elde edilmesinde Kişisel Bilgi Formu, Etkili İletişim Becerileri Ölçeği, İletişim Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS programından yararlanılmıştır. Araştırmanın bulguları şunlardır:  Türkçe öğretmeni adayları yüksek etkili iletişim düzeyine ve orta düzey iletişim kaygısına sahiptir. Türkçe öğretmeni adaylarının iletişim kaygıları arttıkça etkili iletişim düzeyleri azalmaktadır. Kadın Türkçe öğretmeni adaylarının etkili iletişim düzeyleri, erkek Türkçe öğretmeni adaylarına göre daha yüksektir. Sosyal ve sportif etkinliklere katılan Türkçe öğretmeni adaylarının katılmayanlara göre iletişim kaygısı düzeyleri düşük, etkili iletişim düzeyleri ise yüksektir. Türkçe öğretmeni adaylarının etkili iletişim becerilerinin arttırılması ve iletişim kaygılarının azaltılması için çalışmalar yapılması önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKUL YÖNETİCİSİNİN BAŞVURDUĞU POLİTİK TAKTİKLERİN ALGILANAN ETİK İKLİM ÜZERİNDEKİ ROLÜ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49557</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49557</guid>
      <author>Ahmet SAYLIKSelçuk DEMİR </author>
      <description>Bu çalışmada; okul yöneticilerinin başvurduğu politik taktikler ile algılanan etik iklim arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın örneklemini; Siirt ilinde bulunan ilkokullarda görev yapan öğretmenlerden yansız bir biçimde seçilmiş 41 okuldaki 388 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada veri setinin elde edilmesinde; okul yöneticilerinin başvurduğu politik taktiklerin ölçümünde Tanrıöğen ve Kurban (2017) tarafından geliştirilmiş “Politik Taktikler Ölçeği”; algılanan etik iklimin ölçülmesinde Cullen, Victor ve Bronson (1993) tarafından geliştirilmiş ve Özen ve Durkan (2016) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılmış “Örgütsel Etik İklim Ölçeği” kullanılmıştır. Bu çalışmanın verilerinin analizinde; betimsel analizler, korelasyon, basit regresyon ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Korelasyon matrisindeki ilişkiler incelendiğinde; okul yöneticisinin başvurduğu politik taktikler ve alt boyutlarının, algılanan etik iklim ile arasındaki ilişkilerin orta düzeyde negatif ve anlamlı olduğu bulunmuştur. Regresyon analizi sonuçlarına göre; okul yöneticisinin başvurduğu politik taktikler, politik taktiklerin kayırmacılık ve değersizleştirme boyutları okulun algılanan etik iklimini anlamlı olarak yordamaktadır. Politik taktiklerin; yıldırma, markalaşma ve koalisyon oluşturma alt boyutları ise okulun algılanan etik iklimini istatistiki açıdan anlamlı olarak yordamamaktadır</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>2020 DİLLER İÇİN AVRUPA ORTAK ÇERÇEVE METNİ’NDE (CEFR) DİNLEME BECERİSİ: ÖLÇEKLER VE KAZANIMLAR </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49290</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49290</guid>
      <author>Talat AYTANAyşegül GÖKSEL ,Yusuf GÜNAYDIN </author>
      <description>Gelişen teknolojiye koşut olarak insanlar arası iletişim hızlanmıştır. Yeni dünya düzeninde dil öğrenmek adeta bir zorunluluk hâline gelmiştir. Dil öğretiminde standartlaşma ihtiyacının oluşması ve çağdaş yaklaşımların benimsenmesi amacıyla Avrupa Konseyi 2001 yılında Diller İçin Avrupa Ortak Öneriler Çerçevesi’ni (CEFR) yayımlamıştır. Zamanla DİAOÖÇ’ye çeşitli eleştiriler yöneltilmesi ve değişen şartlar nedeniyle Başvuru Metni ilk olarak 2018 yılında çevrimiçi olarak yenilenmiş ardından da 2020 yılında güncellenmiş ve ciltli baskısı yapılmıştır. Günümüzde Türkçenin yabancı dil olarak öğretimine dair talebin arttığı ve dinleme becerisinin eğitim-öğretim faaliyetindeki hususi yeri dikkate alındığında yenilenen Çerçeve Metin’den istifade edilmesinin yeni bakış açıları kazandıracağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı 2020 yılında basılı olarak yayımlanan Diller için Avrupa Ortak Öneriler Çerçevesi’nde yer alan dinleme becerisiyle ilgili ölçekleri ve kazanımları incelemektir. Nitel araştırma desenlerinden iç içe geçmiş tek durum deseniyle gerçekleştirilen araştırmada doküman analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Diller için Avrupa Ortak Öneriler Çerçevesi araştırmanın inceleme nesnesi olarak kabul edilmiştir. Çerçeve Metin’de yer alan dinleme becerisiyle ilgili ölçekler, dil seviyeleri ve kazanımları incelenmiş, mevcut özelliklerin 2001 ve 2020 tarihli Başvuru Metin’lerindeki görünümleri, benzerlik ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma bulgularına göre 2020 DİAOÖÇ’de dinleme becerisini geliştirmeye yönelik olarak hazırlanan ölçekler 2001 DİAOÖÇ ile karşılaştırıldığında kazanımın en çok arttığı ölçeğin “canlı bir izleyici kitlesinin üyesi olarak anlama” olduğu, iki çerçeve metnin kazanımları arasındaki benzerliğin en fazla “genel sözlü anlama” bölümünde bulunduğu, bir yenilik olarak A1öncesi seviye için “genel sözlü anlama, duyuruları ve talimatları anlama, işitsel kitle iletişim araçlarını (veya işaretli) ve kayıtları anlama, TV, film ve video seyretme” ölçeklerinde çeşitli kazanımların tanımlandığı belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda dinleme becerisine yönelik ölçeklerdeki bazı kelimelerin çağın şartlarına duyarlı olarak değiştirildiği, ölçeklere çoğunlukla A1 öncesi seviye için kazanım tanımlandığı, kazanım sayılarının tüm ölçeklerde arttığı ve içerikçe zenginleştirildiği tespit edilmiştir. Yabancılara Türkçe öğretiminde dinleme becerisini geliştirmek için yapılacak çalışma ve uygulamalarda yenilenen ve geliştirilen yeni çerçeve metinden yararlanılması önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZEL EĞİTİM ÖĞRETMENLERİNİN ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREY VE ÖZEL EĞİTİM KAVRAMLARINA YÖNELİK  METAFORİK ALGILARI </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42759</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42759</guid>
      <author>İbrahim Yaşar KAZUDamla YILDIRIM</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı; özel eğitim öğretmenlerinin “özel gereksinimli birey” ve “özel eğitim” kavramlarına yönelik oluşturdukları metaforları belirlemektir. Araştırma özel eğitim öğretmenleriyle gerçekleştirilmiştir. Toplamda 138 özel eğitim öğretmeninden veri toplanmıştır. Araştırmada araştırmacı tarafından hazırlanan metafor anket formu kullanılmıştır. Veri toplama aracında bulunan sorular şunlardır: “Özel gereksinimli birey…..gibidir. Çünkü;…..” ve “Özel eğitim ….. gibidir. Çünkü; …...”. Öğretmenlerin özel gereksinimli birey kavramına ilişkin 57 farklı metafor, özel eğitim kavramına ilişkin ise 74 farklı metafor ürettikleri görülmüştür. Özel gereksinimli bireye ilişkin metaforlar “somut bir varlık/nesne olarak özel gereksinimli birey, soyut bir varlık olarak özel gereksinimli birey, doğaya ilişkin metaforlarla özel gereksinimli birey, yer/mekana ilişkin metaforlarla özel gereksinimli birey” olmak üzere dört kategoride incelenmiştir. “Özel eğitim” kavramına ilişkin metaforlar ise “bir eylem/süreç olarak özel eğitim, somut bir varlık/nesne olarak özel eğitim, soyut bir varlık olarak özel eğitim, bir yer/mekân olarak özel eğitim ve doğa kategorisine ilişkin metaforlarla özel eğitim” olmak üzere beş kategoride incelenmiştir. Özel eğitim öğretmenleri “özel gereksinimli birey” kavramını çoğunlukla bebek, çiçek, melek metaforlarıyla; “özel eğitim” kavramını ise çoğunlukla açıkladıkları görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE PERCEPTIONS OF THE TRAINERS REGARDING THEIR PROFESSIONAL COMPETENCIES: THE EXAMPLE OF TUNCELI PROVINCE </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49799</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49799</guid>
      <author>Aysel KIZILKAYA NAMLIHülya PINAR </author>
      <description>The aim of this research is to determine the perceptions of the trainers working in Tunceli Youth and Sports Provincial Directorate regarding their professional competencies. For this purpose, opinions were taken from 20 trainers using simple random sampling method among the trainers working in Tunceli Youth and Sports Provincial Directorate. The case study design, one of the qualitative research models, was used in the study. Descriptive and content analysis were used in the analysis of the data obtained. In the research, while the trainers have stated the most favourite features of their profession as being with children, having fun, and human relations; they have stated the most disliked features as the unsuitable conditions like in facilities and equipment, the academic anxiety of the athletes, finding athletes and the perspective of parents. Trainers have stated that their profession has contributions to the athlete such as personal development, socialization, discipline, future, and talent development. It was stated that the qualities that a trainer should have are professional knowledge, openness to development, patience, self-confidence, communication, love, and conscience. They have expressed various opinions such as training in their own field (branch), giving practice-based training and providing well-equipped psychology education suitable for all ages while the trainers were trained in undergraduate education. In addition, it was revealed that some courses such as specialty course, training knowledge, sports injuries, anatomy, and sports psychology are the courses that trainers most benefit from in undergraduate education.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANALYSIS ON RISK-TAKING BEHAVIORS OF STUDENTS STUDYING IN SCHOOL OF PHYSICAL EDUCATION AND SPORTS IN TERMS OF SOME VARIABLES </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47414</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47414</guid>
      <author>Özgür KARATAŞTugay YILMAZ ,Buğra Çağatay SAVAŞ  </author>
      <description>The purpose of this study is to analyze the risk-taking behaviors of the students studying in school of physical education and sports in terms of some variables. General screening model, which is one of the descriptive methods, was used in the research. The research contains a total of 418 students composed of 264 males and 154 females studying in the schools of physical education and sports in Gaziantep University, İnönü University, Atatürk University and Van Yüzüncü Yıl University for 2017-2018 academic year. As the data collection tool of the research, ‘Risk-Taking Scale’ developed by Blais and Weber (2006) was used. Descriptive statistical methods were used in evaluation of the study, T-Test was used for pairwise groups and One Way Anova and a post hoc test Scheffe were used for multiple groups. It has been established that there are significant differences between the sub-dimensions of risk-taking behaviors of the participant students studying in school of physical education and sports by the variables of age, sex, monthly income and status of doing sports. It has been concluded following the research results that the variables of age, sex, monthly income and status of doing sports are the important determinants affecting the risk-taking behaviors of the students studying in school of physical education and sports. Protecting students from the possible negative consequences of risk taking behaviors of physical education and sports college students is important for their future.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SPOR YAPAN VE YAPMAYAN BİREYLERİN ÖZNEL İYİ OLUŞU VE TEMEL PSİKOLOJİK İHTİYAÇLARININ İNCELENMESİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48878</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48878</guid>
      <author>Fatih Mehmet UĞURLUEyyup YILDIRIM ,Ragıp PALA </author>
      <description>Bu araştırmada; Elazığ ilinde spor yapan ve yapmayan üniversite öğrencilerinin öznel iyi oluşları ve temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasının çeşitli değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın evrenini Fırat Üniversitesi kampüs içerisinde spor yapan ve yapmayan öğrenciler oluştururken; örneklemini ise gönüllük esasına göre çalışmaya katılan toplam 300 kişi oluşturmuştur. Araştırmada Kesici, Bozgeyikli ve ark. tarafından geliştirilen “Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği” ve Dost tarafından geliştirilen “öznel iyi oluş ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmanın değişkenleri ile ilgili bilgi elde etmek için örneklem grubu “Kişisel Bilgi Formu” doldurmuşlardır. Araştırmaya katılan bireylerin % 61,7’sini erkek, %56,3’ünün 22-25 yaş aralığında ve % 43’ünün ise hiç spor yapmadığı tesit edilmiştir. Sonuç olarak; çalışma kapsamında ölçeklere katılan bireylerin cinsiyet değişkenine göre erkeklerin öznel iyi oluşlarının daha yüksek olduğu, 22-25 yaş aralığındaki bireylerin 18-21 yaş aralığındaki bireylere oranla öznel iyi oluşları ve hiç spor yapmayan bireylerin haftada 2-4 defa spor yapan bireylere oranla temel psikolojik ihtiyaçlar ve öznel iyi oluşları açısından daha iyi oldukları tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENLERİNİN SINIF YÖNETİMİ ÜZERİNE NİTEL BİR İNCELEME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49306</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49306</guid>
      <author>Emine ÖZTÜRK KARATAŞMehmet GÜLLÜ </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı beden eğitimi öğretmenlerinin sınıf yönetimi becerilerini incelemektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemini temel alan durum çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Malatya İlindeki görevli 30 beden eğitimi öğretmeni oluşturmuştur. Araştırma verileri, yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmış, yazılı doküman haline getirilmiş, Nvivo-9 programına aktarılarak betimsel analiz” ve “içerik analizi” yapılmıştır. Beden eğitiminde sınıf yönetimi diğer derslerden farklılık göstermektedir. Dersin geniş ve açık veya kapalı alanlarda yapılması ve bazı ders materyallerinin belirli kurallara uygun olarak kullanılma zorunluluğu, beden eğitimi öğretmeninin sınıf yönetimi konusunda beceriye sahip olmasını gerektirmektedir. Araştırmada, beden eğitimi öğretmenlerinin sınıf yönetiminde iki ana tema ve 13 adet kodlamaya ulaşılmıştır. Birinci tema, öğrenme öğretme sürecini yönetme teması, ikinci tema ise öğrenci davranışlarını yönetme temasıdır. Malatya İlinde görevli beden eğitim öğretmenlerinin sınıf yönetimi becerileri konusunda yeterli seviyede oldukları, dersin işlenmesi için gerekli tesis, araç-gereç, fiziksel ortam ve öğrencilerin kıyafet sorunları ile karşılaşabildikleri ve beden eğitimi müfredatının tam olarak uygulanarak öğrencilerin kazanımlarının artırılmaya çalışıldığı söylenebilir. Beden eğitimi öğretmenlerinin sınıf yönetimi becerilerinin sürekli geliştirilmesinin ve sınıf yönetiminde yeni yöntemler uygulanmasının, öğrencilerinin beden eğitimi kazanımlarının artırılmasını sağlayacağı önerilebilinir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜKETİM KÜLTÜRÜ BAĞLAMINDA REKLAMLARDA KADIN VE ERKEK İMGESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49925</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49925</guid>
      <author>Emine KARAKEÇİLİ </author>
      <description>Kültür, uygarlıklar tarafından oluşturulmuş/yaratılmış toplumların yaşam tarzlarını, davranış biçimlerini, sanat anlayışlarını, duygulanımlarını ve düşünce biçimlerini, hatta örf/adet ve geleneklerini kapsayan geniş bir kavramdır. İnsan yaratımı olan bu kavram, onların bir arada, toplu halde yaşamalarının neticesinde ortaya çıkmıştır. Toplumlar tarafından yazılı olmayan kurallar bütünü oluşturur ve bir nevi toplumların kendi aralarında imzalanmamış yazılı olmayan gizli bir anlaşma gibi kabul edilmektedir. Bu doğrultuda insanın yaşadığı topluma ait bütün özellikler, kendi öz kimliğini oluşturmasında önemli bir yere sahiptir. Toplumun oluşturduğu ortak kültür değerler, onların tüketim alışkanlıklarını da belirler. Tüketim kültüründe her şey tüketime maruz kalmakta, toplumun oluşturduğu ortak kültür değerleri bu tüketimi bir nevi zorunlu hale getirmektedir. İnsanların yaşam tarzları bu eksenin etrafında oluşmakta ve tükettikçe tüketme arzusu kendiliğinden doğmaktadır. Tüketim unsuru olarak sürekli yayınlanan reklamlar; yetişkin bireylerin ve küçük yaştaki çocukların kendisine model alacakları toplumsal cinsiyet rollerini ve modellerini içermektedir. Reklam sektörü, kitle iletişim araçları sayesinde, insanların tüketim alışkanlıklarını sürekli yenilenmekte, kadın ve erkek bedeni bu amaca hizmet için sektör tarafından daima kullanılmaktadır. Tüketimin vazgeçilmez ve en önemli unsuru, gereksinim olmayan ya da hiç ihtiyaç duyulmayan ürünlerin satın alınmalarını arttırmaktır. Bu ürünlerin satın alınması ise bir istek yaratılmasıyla mümkün olabileceği için reklam sektörü, tüketiciyi sürekli görsel uyaranlarla tüketime hazır halde tutmaktadır. Bu çalışmada, kültürün tanımı yapılarak tüketim kültürünün tüketiciler üzerinde reklamların da etkisiyle nasıl bir davranış biçimi yarattığı incelenecektir. Çalışmada nitel araştırma metotlarından biri olan; doküman incelemesi/literatür taraması yöntemi tercih edilerek, araştırma sonucu elde edilen bilgiler ışığında kültür, tüketim kültürü, reklamlarda kadın ve erkek imgesi tartışmalı bir dille açıklanacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PLASTİK SANATLAR ve PSİKOLOJİ İÇİN ORTAK BİR BULUŞMA NOKTASI: SANAT MOTİVASYONU</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49173</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49173</guid>
      <author>KERİM LAÇİNBAY</author>
      <description>Sanat; kişinin problem çözme becerilerine katkı sağlayan, yaratıcılığını geliştiren ve ona kendini ifade etme imkânı sunan en önemli araçlardan biridir. İnsana ait değerlere ve kavramlara sanat nesneleri aracılığıyla somut bir ifade ve temsil ortamı hazırlar. Zengin ve estetiğe dayalı bir iletişim yelpazesini içinde barındırır. Psikoloji ise; algı, tutum, motivasyon gibi insana dair özellikleri inceler. Sanat, duygu, algı, yaratıcılık ve motivasyon gibi kavramlarını sanat nesneleri aracılığıyla dolaylı göstergelere dönüştürürken; psikoloji, bu kavramları ölçme araçları aracılıyla doğrudan bilimsel olarak inceler. Bu bakımdan her iki alan birbirleriyle yakın bir ilişki içindedir. Sanat ve psikoloji arasındaki karşılıklı ilişki, sanatı üretenler ile izleyenlerin sanat nesnelerine karşı gösterdikleri tutum ve anlamlandırma arayışının buluştuğu noktada daha da belirginlik kazanır. Burada; algı, motivasyon, yaratıcılık ve yetenek kavramları her iki disiplin içinde önemlidir. Her iki alanın buluştuğu ortak disiplin ise, sanat psikolojisidir. Bu disiplin, sanat özelinde psikoloji temelli kavramları içinde barındırır. Bunların en önemlilerinden birini ise, sanat motivasyonu kavramı oluşturmaktadır. Bu araştırmada, psikoloji temelli motivasyon kavramının kuramsal açıklamaları üzerinden, sanat motivasyonunun sanatçı ve sanat izleyicisi üzerindeki öneminin ortaya konulması amaçlanmıştır.  Bu amaca ulaşmak için çalışmada literatür taraması yöntemi kullanılmıştır. Sanat ve psikoloji alanlarındaki ele alınan kuramsal çalışmalar aracılığıyla ulaşılan bilgiler çerçevesinde, sanat motivasyonun sanatı yaratanlar ile sanat izleyicileri üzerinde çok önemli rol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖRSEL İLETİŞİMDE STANT TASARIMI VE ANLAM ÜRETİMİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49169</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49169</guid>
      <author>Serpil KAPTAN</author>
      <description>Kapitalizmin tüm dünyadaki hâkimiyetiyle sergi ve fuarların görsel iletişim tasarımı alanında önemli mekânlar arasına girdiği görülmektedir. Bu mekânlar için üretilen stant tasarımları ise semiyotik ve deneysel yapısı gereği, çok sayıda alanla disiplinler arası ilişki içerisindedir. Bir iletişim ve deneyim yeri olan stantlar, işlevsel ve yaratıcı uygulamaların yapılabileceği, küresel endüstriye hizmet veren fiziki ortamlar ve yaşam alanlarıdır. Bu özelliği ile hem iletişim tasarımı hem de mimarlık ve iç mimarlık ile ilişkilidir. Bu bağlamda ürünün hedef kitleye yönelik beklentilerini karşılayan tanıtım görselleri, basılı ürünler, fotoğraflar, reklamlar, promosyonlar, formlar, afişler, broşürler, yeni medya çalışmaları, ışık ve ses tasarımları, stant tasarımlarını tamamlayan önemli bileşenlerdir. Bu çalışmanın amacı; günümüz tüketim kültürünü destekleyen fuar stant tasarımında yer alan ve farklı disiplinlerce nesneleştirilen tasarımların bir gösterge olarak anlam oluşturma süreçlerini incelemektir. Tasarımın hemen her alanında olduğu gibi stant tasarımlarında da çok sayıda göstergenin yer aldığı görülmektedir. Örnek tasarım incelemesinde; anlam üretimine dahil olan bu göstergeler, pragmatik ve sentagmatik analiz bağlamında incelenerek, anlamsal özelliklerin, stantta nasıl somutlaştırıldığı konusu ve üretim süreci araştırılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COVID-19 SALGINI DÖNEMİNDEKİ UZAKTAN EĞİTİM SÜRECİNDE SANAT ATÖLYE DERSLERİNİN YÜRÜTÜLMESİNE İLİŞKİN ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49084</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49084</guid>
      <author>Neslihan Dilşad DİNÇ</author>
      <description>2019 yılında Çin’de ortaya çıkıp tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını, diğer etkilerine paralel olarak bütün eğitim kademelerini ve alanlarını da etkilemiştir. Bu dönemde uzaktan eğitim sistemleri yaygın öğretim uygulaması haline gelmiştir. Özellikle sanat eğitimi veren yükseköğretim kurumlarında bu durum alışılagelmiş değildir. Atölyede bulunmayı, tekniği ve malzemeyi o ortamda deneyimlemeyi ve yüz yüze iletişim kurmayı gerektiren bu ders alanlarının uzaktan eğitim sürecinde amacına ulaşıp ulaşmadığı ve muhataplarını ne kadar tatmin ettiği araştırılması gereken bir konudur. Sanat eğitimi öğrencilerinin bu konudaki deneyim ve görüşlerinin belirlenmesi çevrimiçi eğitim sürecindeki sorunları telafi etmek veya düzeltmek için kıymetli olacaktır. Çalışmada ülkemizin çeşitli bölgelerinde yer alan üniversitelerin, 2020-2021 akademik yılı, güz yarıyılında Eğitim Fakültesi, Resim-iş öğretmenliği bölümünde öğrenim gören 340 öğrenciden bu konuya dair görüş ve deneyimleri hakkında bilgi alınmıştır. Araştırma, genel tarama modellerinden kesitsel tarama modeliyle desenlenmiştir. Araştırmacının geliştirdiği ölçek ile elde edilen bulgular, öğrencilerin yaş, cinsiyet, sınıf ve yerleşim yeri bağlamlarında belirlenen temalarda değişken sonuçlar verdiğini göstermiştir. Bu temalar uzaktan eğitime adaptasyon ve süreci yönetebilme, altyapı/sisteme bağlı olarak derslere katılım ve gelişim ve öğrenmeye etki başlıkları altında oluşmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NURSING STUDENTS' ATTITUDES TOWARDS THE ELDERLY AND AFFECTING FACTORS </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49233</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49233</guid>
      <author>Evrim ÇELEBİFatoş UNCU </author>
      <description>This descriptive cross-sectional study was conducted to determine nursing students’ attitudes towards the elderly and affecting factors between February 2019 and April 2019. The study population consisted of 563 nursing students studying at the health sciences faculty of a university. In the study, no sampling method was implemented and 454 students who were contacted at the time the data were collected were included in the study. The data were collected by the researchers in classrooms by administrating the Personal Information Form and Kogan's Attitudes toward Older People scale. While the positive attitude score of the participating students towards the elderly was 65.63 ± 10.45, their negative attitude score was 64.01 ± 12.05, and total attitude score was 129.64 ± 16.47. The scores obtained by the students who followed the news about the elderly and wanted to work in institutions where older adults are served after graduation were significantly higher (p &lt;0.001). Of the variables, age, sex and year at school did not affect the participating students' attitudes towards the elderly (p&gt; 0.001).</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİYABET HASTALIĞI BULUNAN BİREYLERİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRAN MOBİL UYGULAMA ARA YÜZÜ TASARIMI VE İNCELENMESİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49060</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49060</guid>
      <author>Mustafa Batuhan KURTÇağrı GÜMÜŞ </author>
      <description>Diyabet; genel olarak kanda bulunan glukoz seviyesinin normal seviyenin üzerine çıkması, buna bağlı olarak normalde şeker içermemesi gereken idrarda, şekere rastlanması durumu olarak bilinmektedir. Diğer adı diabetes mellitus olan hastalık, dünyada en çok görülen hastalıklar arasında yer almaktadır. Diyabet hastalığına genetik ve çevresel faktörlerin sebep olduğu görülmektedir. Hastalığın ortaya çıkma sebepleri Tip 1 Diyabet ve Tip 2 Diyabet olmak üzere farklılık göstermektedir. Bu çalışmada, diyabet hastalığı olan bireylerin hayatlarını kolaylaştıracak olan mobil uygulama ara yüz tasarımı yapılmıştır. "Yaşam Tarzı Diyabet" isimli bu uygulama sayesinde bireyler doktorlarıyla kolay iletişim kurabilecek, hastalık değer takibi yapabilecek ve birçok işlemi bu uygulama sayesinde kolaylıkla halledebilecektir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ESNAFIN GÖZÜYLE KAYSERİ ÇARŞILARINDA MÜŞTERİ POTANSİYELİ VE ESNAF MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ  </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48255</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48255</guid>
      <author>Aylin Yonca GENÇOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmada Kayseri çarşılarında faaliyet gösteren esnafların gözüyle bu çarşıların müşteri potansiyeli, nitelikleri ile esnaf-müşteri ilişkilerinin karşılaştırmalı ve betimleyici bir analizini ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntemi ve anket tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ancak anket formunun geliştirilmesinde nitel araştırma yönteminden faydalanılmıştır. Bu yolla Kayseri çarşılarının niteliklerine uygun ve özgün bir anket formu oluşturulmuştur. Araştırma örneklemi, tabakalı örneklem yöntemiyle seçilen 506 kişiden oluşmaktadır. Örnekleme Kapalı Çarşı'dan 300, Yeraltı Çarşısı'ndan 84, Merkez Çarşı'dan 122 kişi seçilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde dağılımları ve ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına giren çarşılarda esnafların müşteri profili farklı toplumsal kesimler ve gelir gruplarından oluşmaktadır. Bu değişkenler çarşılara göre farklılık göstermektedir. Çarşıların müşteriler açısından tercih edilmesinin ana nedenleri pazarlık, fiyatların uygunluğu, esnafların güler yüzü ve samimiyeti ile ürün çeşitliliğidir. Müşterilerin çarşılardan alışveriş yapmamayı tercih etmelerinin nedenleri arasında markalar, esnafın davranışları, fiyatların değişkenliği ön plana çıkmaktadır. Araştırma sonuçları müşterilerin çarşı esnafına güveninin düşük olduğunu göstermektedir. Esnafların yaklaşık %60’ı müşterilerin esnafı güvenilmez bulduğu görüşündedir. Esnaf müşteri ilişkisinde pazarlık önemli bir unsur olarak görülmektedir. Esnafların tamamına yakın bir kısmı müşterinin pazarlık yapınca mutlu olduğunu, yaklaşık %70’i müşterilerin pazarlık sırasında esnafı zorladığını düşünmektedir. Esnafların farklı ürün ve hizmetleri sunmada yetersiz kalmaları ile değişen talepleri karşılamakta zorlanmaları müşteri potansiyeli ve esnaf müşteri ilişkileri açısından sorun oluşturmaktadır</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERNLEŞMENİN “MODERN” BİR ELEŞTİRİSİ OLARAK YENİ TOPLUMSAL HAREKETLER VE YENİ KAVRAM ÖNERİSİ: “YENİ TOPLUMSAL EYLEMSİZLİK MODELİ” </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50029</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50029</guid>
      <author>Mustafa Hulki CEVİZOĞLU</author>
      <description>Bu makalede, işçi ve sınıf temelli eski (geleneksel, klasik) toplumsal hareketlerden ayrı olarak ortaya çıkan “yeni toplumsal hareketler” incelenmiştir. Yeni toplumsal hareketler kültürel ve kimlik temelli, merkezi ve lideri olmayan, şiddetsiz (nonviolent), gönüllülüğe dayalı, her sınıf ve eğitim düzeyinden büyük kitlelerin katılımıyla ortaya çıkan ve süreklilik taşıyan hareketler olarak tanımlanmaktadır. Bu hareketlerin bir başka özelliği de, birbirine zıt görüşteki çok farklı siyasal düşüncedeki insanları biraraya getirebiliyor olmasında yatmaktadır. “Yeni” toplumsal hareketler toplumsal roller, iletişim ağları ve örgütlenmeler altında oluşan parçalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni toplumsal hareketlerin incelenmesi daha çok Wallerstein, Touraine, Dahrendorf, May, Lukacs, Melucci, Offe, Foucault, Laclau-Mouffe, Epstein, Plotke, Hobsbawn ve Castells üzerinden kimlik, enformasyon çağı, ekonomi-toplum ve kültür çalışması anlayışı ekseninde gerçekleştirilmiştir. Makalede siyasal ve sosyoekonomik bağlamın dışında kalan ve modernleşmenin “modern” bir eleştirisi olarak Yeni Toplumsal Hareketlerin niteliği, kültürel toplumsal bir direniş oluşu incelenmiştir. Tezimin bulgularından hareketle, Yeni Toplumsal Hareket (YTH) modeli yanında&lt;em&gt; “Yeni Toplumsal Eylemsizlik”&lt;sup&gt;®&lt;/sup&gt; (YTE) modeli/kavramı önerisinde bulunuyorum&lt;/em&gt;. Çünkü, YTH’lerde toplumsal roller, iletişim ağları ve aktif örgütlenmeler söz konusu iken, araştırmamız yeni bir oluşum olan “gönüllü televizyon kanalı” modelinde aktif örgütlenme yerine “&lt;em&gt;pasif/negatif örgütlenme” &lt;/em&gt;olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yeni bir toplumsal hareket modeli olarak görülen&lt;em&gt;“gönüllülük” esaslı televizyon kanallarının muhalif kitlelerin tepkilerini konsolide edip (kontrol altında tutup) “eylemsizleştirerek” iktidarlara yarayıcı işlev gördüğü söylenebilir. &lt;/em&gt;Makale, doktora tezimden üretilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>‘İZZÎ'YE YAPILAN ŞERHLER BAĞLAMINDA ‘ALÎ EL-EŞNEVÎ'NİN ‘İZZÎ TEKMİLESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48584</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48584</guid>
      <author>Mahmut TEKİN</author>
      <description>İlim erbabı arasında &lt;em&gt;Tekmiletu’z-Zencânî/Tasrîfu&lt;/em&gt; &lt;em&gt;Molla ʿAlî&lt;/em&gt; gibi isimlerle meşhur olan bu eser, ʿAlî el-Eşnevî’nin (ö. 1152/1739) kaleme almış olduğu en önemli çalışmaları arasında yer almaktadır. Söz konusu eser, Arap grameri alanında önemli bir konuma sahip olup sarf ilminin temel konularını kısa ve öz bir şekilde ele almaktadır. &lt;em&gt;Tekmiletu’z-Zencânî&lt;/em&gt; telif edildiği günden bu yana dilcilerin ilgisini çekmiş ders, ta'lîk ve şerh gibi çalışmalara konu edilmiştir. Ayet, hadis, Arap şiiri ve darb-ı mesel gibi şâhidlerle zengin bir muhtevaya sahip olan eser, isminden de anlaşılacağı üzere &lt;em&gt;ʿİzzî&lt;/em&gt;’nin tekmilesidir. Bilindiği gibi ʿİzzuddîn Abdulvehhâb b. İbrâhîm ez-Zencânî (ö. 660/1262) tarafından telif edilen &lt;em&gt;ʿİzzî&lt;/em&gt;, muhtasar eserler kategorisinde yer alması sebebiyle sarf ilminin birçok önemli kaide ve kurallarını kapsamamaktadır. Eşnevî’nin bu eserinde &lt;em&gt;ʿİzzî&lt;/em&gt;’de yer almayan bir takım kaidelerin de dile getirildiği görülmektedir. Eşnevî, &lt;em&gt;ʿİzzî&lt;/em&gt; üzerinde çalışma yapan diğer dilciler gibi Zencânî’nin kelimelerini yalnızca şerh açısından konu edinmemiştir. Aynı zamanda o yaptığı bu çalışmasında, ilgili metnin orijinalliğini önemli düzeyde bozarak bir takım değişiklikler meydana getirmiştir. Mudakkik ve zeki bir dilci olan Eşnevî’nin, bu eserinde uzun cümleler yerine daha çok özlü ifadeler kullandığı gözlemlenmektedir. Bu çalışmada ʿAlî el-Eşnevî’nin kısa hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş ve &lt;em&gt;Tekmiletu’z-Zencânî&lt;/em&gt; adlı eseri; aidiyeti, yazılış nedeni, önemi ve metodu gibi başlıklar çerçevesinde anlatılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜKETİCİNİN KARA KUTUSUNU ANLAMAK: GELENEKSELE KARŞI NÖROPAZARLAMA ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47264</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47264</guid>
      <author>Talha BAYIR</author>
      <description>Tüketiciyi anlamaya yönelik çabalar, yıllardır pazarlama araştırmacılarının önemli bir amacı olmuştur. Tüketiciyi memnun edecek stratejiler geliştirmek ancak tüketici iç görüsüyle olanaklıdır. Fakat, tüketicinin davranışlarını altında yatan nedenleri anlamak kolay değildir. Teknolojik gelişmeler, pazarlama anlayışının değişmesi ve tüketicinin bilinçlenmesi, tüketici karar mekanizmasının daha karmaşık bir yapıya dönüşmesine neden olmuştur. Tüketici kararlarının sadece mantıksal bir yapıda olmadığı ve tüketicilerin duygusal tepkilerinin de satın alma karar süreci üzerinde etkili olduğu anlaşılmıştır. Tüketicilerin hissettikleri ile söyledikleri arasında ciddi farklılıkların bulunması da bu savı destekler niteliktedir.  Bu nedenle, tüketicinin nasıl karar verdiğini anlamaya yönelik kaygılar da her geçen gün artmıştır. Tüketici davranışlarını daha iyi anlamaya yönelik kullanılan geleneksel araştırma yöntemlerinin yeterli olmadığı durumlar, nöropazarlama araştırma yöntemlerinin de kullanım alanı bulmasına neden olmuştur. Bu araştırma ile nöropazarlama araştırma yöntemleri ile geleneksel pazarlama araştırma yöntemleri karşılaştırılarak, her iki yöntemin üstün ve zayıf yönlerine dair incelemeler yürütülecektir. Böylelikle literatürde henüz emekleme aşamasında olan nöropazarlama araştırma yöntemlerine dair bir iç görü sağlanmış olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE KLASİK VE TERSİNE İÇ GÖÇLERİN DÖNEMSEL OLARAK KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50650</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50650</guid>
      <author>Hasan YILMAZ</author>
      <description>Göç olgusu mekânsal yer değiştirme olarak kabul görmekte, toplumsal hayatta köklü değişimlere neden olmaktadır. Toplumun yapısında yaşanan değişimler, dönemsel ve mekânsal olarak farklılaşmakta ve içinde bulunduğu koşulların sonuçlarını taşımaktadır. Türkiye’de göçler, dönemler itibariyle farklılık göstermiş olsa da her dönem varlığını korumaktadır. Başta ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerden dolayı, zorunlu veya isteğe bağlı yaşanan göçler, Türkiye’de iç göçlerin genel karakterini oluşturmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında iskân politikalarına bağlı olarak planlı iç göçler yapılmıştır. 1950’li yıllarda ise kırdan kente doğru yaşanan iç göçlerin hızlı ve plansız olduğu görülmektedir. 1960’lı yıllarda ise iç göç ivme kazanmış ve yapısal farklılar göstermiştir. 1980 sonrası iç göçler ise; nedeni, sonucu ve yapısı değişerek yaşanmıştır. Özellikle siyasi ve ekonomik nedenler ile kamu politikalarının etkisi 1980’li yıllarda belirginleşmiş, kısa sürede kırdan kente ve metropollere doğru çözülmeler yaşanmıştır. Kentlerde artan nüfus ile birlikte toplumun yapısı büyük ölçüde değişime uğramış, sosyal ve ekonomik sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, Türkiye’de 1950’li yıllarda başlayan, 1980 sonrası yapısını değiştiren iç göç olgusu üzerinden; son yıllarda hızla değişen ve yön değiştiren, tersine iç göç karşılaştırılmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın konusu; 1950’li, 1980’li ve 2000’li yıllarda yaşanan iç göçler olarak sınırlandırılmış, söz konusu dönemlere ait iç göçün hareket noktaları ve yönleri üzerinden analizler yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK KAMU YÖNETİMİ MÜFREDATININ E-DEVLET YETERLİLİKLERİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48985</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48985</guid>
      <author>Hatice KOÇ</author>
      <description>E-Devlet projelerinin başarısı için uygulayıcıların e-Devlet yeterlilikleri kilit öneme sahiptir. Uygulayıcılara bu yeterlilikleri kazandıran başlıca aktör üniversitelerin kamu yönetimi ile ilgili bölümleridir. Türkiye’de Kamu yönetimi müfredatındaki derslerin e-Devlet yeterliliklerine göre değerlendirilmesi amacıyla hazırlanan bu çalışmada kamu görevlilerini yetiştiren kamu yönetimi bölümlerinin e-Devlet ile ilgili derslerinde e-Devlet yeterliliklerine ne kadar yer verildiği araştırılmıştır. Araştırmanın evreni ve örneklemi Türkiye’deki tüm üniversitelerin Kamu Yönetimi Müfredatındaki e-Devletle ilgili olabilecek tüm derslerdir. Bu derslerin Bologna Bilgi Paketlerinden elde edilen AKTS formları, literatürden elde edilen beş temel yeterlilik kategorisi baz alınarak içerik çözümlemesine tabi tutulmuştur. Toplam yüz on yedi adet e-Devlet ile ilgili derse ulaşılan araştırmada elde edilen en önemli bulgu, müfredatta sosyo-teknik yeterliliklere fazlaca yer verilmesine rağmen teknik, idari, politik ve organizasyonel yeterliliklere yeterince yer verilmediğidir. Bunun aşılması için dünyada ve Türkiye’de yapılan konu ile ilgili diğer araştırmalarla karşılaştırılarak geliştirilen önerilerde genel olarak pratikteki uygulamaların derslere konu olması, e-Devlet uygulayıcıların da müfredat geliştirmede bilgisine başvurulmasıdır.   </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


