






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of History School, Yıl 2021 Sayı LIV</title>
    <link>https://johschool.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1630</link>
    <description>Journal of History School</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>&lt;p&gt;Asos Yayınları&lt;br /&gt; Kızılay Mahallesi, Fevzi Çakmak-2 Sk. No:37/1, 06420 Çankaya/Ankara&lt;br /&gt; &lt;a href="https://www.asosyayinlari.com/dergilerimiz.html" target="_blank"&gt;https://www.asosyayinlari.com/&lt;/a&gt;</generator>
    <item>
      <title>ORTA ÇAĞ’DA BASRA KÖRFEZİ VE HİNT OKYANUSU TİCARETİNE TARİHSEL BAKIŞ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50950</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50950</guid>
      <author>Yegane ÇAĞLAYAN</author>
      <description>Ticaret, Ortaçağ ekonomisinin en önemli faktörlerinden biri olmuştur. Deniz ticareti ise, birkaç bin yıllık geçmişiyle uluslararası ticarette büyük rol oynamıştır. Orta Çağ’da, Hint Okyanusu ülkeleri arasındaki ticaret yolları Orta Asya ve İran’a, deniz yoluyla Basra Körfezi’ne kadar uzanıyordu. Hilâfetin ortaya çıkışından sonra bu yollar daha da genişleyerek uluslararası boyut kazandı. Müslümanlar 635 yılında Basra Körfezi’nin kuzeybatı kısmına ulaştılar ve kısa süre sonra burada stratejik öneme sahip Basra limanını kurdular. 762 yılında Bağdat’ın kurulması ise, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu ticaretinin daha da aktifleşmesine, Akdeniz ve Kızıldeniz limanlarının eski önemini kaybetmesine neden oldu. IX. Yüzyılda Bağdat’ın siyasi öneminin azalmasıyla dünya tücareti tekrardan Akdeniz’e ve Kızıldeniz’e taşındı. Haçlı Seferleri döneminde Avrupa ülkelerinin tedricen dünya ticaretine katılma çabaları; Akdeniz’in önemini daha da arttırdı. X.-XII. Yüzyıllar boyunca Basra Körfezi  daha çok kıta dahilinde tranzit rol oynamış, geçici olarak yerini Akdeniz’e vermek zorunda kalmıştı. Bu durum XIII. Yüzyılın ortalarına kadar sürmüştü.1258’de Moğolların Bağdat’ı ele geçirmesiyle ortaya çıkan Hülâgûler (İlhanlılar) Devleti’nin torpakları, Basra Körfezi’nden Akdeniz ve Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Basra Körfezi ticaretindeki aktif rolünü ise Bağdat Tebriz şehrine vermişti. Büyük bir zaman sürecinde Moğollar, Çin ipeyinin ve Hintistan baharatının Batı’ya ihracını kontrolleri altında tutmayı başardılar ve Kızıldeniz üzerinden Doğu malları ticareti yapan Memluk Devletine rakip çıktılar. Hülâgûler döneminde, Kızıldeniz’de gemiciliğin ve deniz ticaretinin zayıflaması, Çin ve Hindistan’dan gelen deniz yollarının üzerindeki Hürmüz limanının rolünü önemli ölçüde arttırdı. XV. Yüzyılın sonları Portekiz’in sömürge işgallerinin başlamasıyla İslam dünyasının Basra körfezi ve Hint okyanusu bölgelerdeki ticareti zayıfladı. Portekiz Hint Okyanusu’nu Kızıldeniz ve Akdeniz’le bağlayan yolları tamamen kontrolü altına almış oldu. Lizbon dünya ticaretinin merkezine dönüştü. Avrupalıların “coğrafi keşif” dedikleri işgaller, Basra Körfezi ile Hint Okyanusu arası ticaret yollarının Portekizlilerin tekelci hâkimiyetine girmesine neden oldu. Dolayısıyla bu makalede, Basra Körfezi ile Hint Okyanusu arası ticaretin Orta Çağ’da gelişim tarihi ve bir sonrakı dönemde sömürgeciliğin ortaya çıkmasında bu ticaretin oynadığı rol bütün ayrıntıları ile mercek alınmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KADI SİCİLLERİ IŞIĞINDA 1629-1631 YILLARINDA RUHA, BURSA VE ANKARA ŞEHİRLERİNDE KÖLELER VE CÂRİYELER</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50998</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50998</guid>
      <author>Hacer VİLGENOĞLU</author>
      <description>Yahudilik ve Hristiyanlıkta olduğu gibi İslâm dinince de onaylanan kölelik müessesesi, kuruluşundan itibaren Osmanlı Devleti’nde var olmuştur. Ancak bu müessesenin, devletin farklı coğrafyalarında yer alan şehirlerinde sosyo-iktisadî koşulların da etkisiyle kendine özgü pratikleri oluşmuştur. Şehirlerde köleliğe dair oluşan bu pratikleri ortaya çıkarmak için çalışma farklı özelliklere sahip üç Osmanlı şehri Ruha, Bursa ve Ankara ile sınırlandırılmıştır. Nitekim 1629-1631 yıllarında üç şehirde kölelik müessesesini aydınlatarak bu şehirlerin sahip olduğu özelliklerin köleliğe etkisini tespit etmek, böylece müesseseye yönelik uygulamaların benzer ve farklı yanlarını ortaya koymak genel anlamda bu araştırmanın özünü teşkil etmiştir. Bu amacı gerçekleştirebilmek için fiziksel özellik, azat, firar, efendi gibi bir köleyi ilgilendiren her detayın incelenmiş olması gerektiğinden araştırmada köleye dair ihtiva ettiği doyurucu nitelikteki bilgilerle oldukça zengin bir içeriğe sahip üç şehrin kadı sicilleri kullanılmıştır. Bu bağlamda çeşitli nedenlerle gerek efendi, gerek köle, gerekse başka kişilerce sicillere yansıyan dava kayıtları incelenmiş ve elde edilen bulgular, alana münhasır yapılan diğer çalışmalarla birlikte değerlendirilme yöntemiyle üç şehirdeki kölelik kurumu aydınlatılmaya çalışılmıştır. Kadı sicillerine yansıyan detaylar sonucunda, aynı yıllarda farklı kimliklere sahip üç şehirdeki kölelerin durumlarının tamamen aynı olmadığı; efendilerin, İslâm hukukunun kölelere yönelik koymuş olduğu kurallar çerçevesinde hareket ettikleri; kural ihlallerinde ise kölelerin mahkemeye müracaat ederek hak arayışı içinde oldukları yapılan tespitlerden bazıları olmuştur.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMİ: WİLHELM DİLTHEY HERMENUETİK VE TİN BİLİMLERİ ÜZERİNE</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50618</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50618</guid>
      <author>Elif Merve KOÇ</author>
      <description>Sosyal bilimlerde varlığı anlama ve anlamlandırma çabaları, bilgiye ulaşmada çeşitli teknik ve yöntemleri ortaya çıkarmıştır. Yöntemlerin farklılıkları, olay ve olguların kavranabilirliği açısından epistemolojik bir çoğulculuk oluşturur. Her bilgi, varlığı ve insanı anlamak içindir. Sosyal bilimler, tarihsel süreçte birçok araştırma yöntemi belirlemişken 19. yüzyılın son çeyreğinde Wilhelm Dilthey’nin geliştirdiği hermenuetik yöntem pozitivizme bir eleştiri mahiyetinde ortaya çıkmıştır. Orta çağdan beri benimsenen bir yöntem olan yorumsama kuramı, aydınlanma devriyle beraber bireyciliğin odağına bilimsel metodolojiyi koymuştur. Deneyselcilikle aklın belirleyici kıstas sayılması usulünü yorumbilim, insanın deneyim ve tarihsel sürecinin ortaya konulması şekline dönüştürmüştür. Çalışmamızda sosyal bilimlerde yöntem araştırmalarının pozitivizm ve hermenuetik ile ilerletilmesindeki nedenler irdelenmiştir. Bu nedenlerin insanı anlama ve anlamlandırma ekseninde yorumsamacı yönteme nasıl başvurduğunu Dilthey üzerinden örneklendirmek amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1596 YILI EHL-İ HİREF-İ HÂSSA DEFTERİ IŞIĞINDA SULTAN III. MEHMED DÖNEMİ SANAT ORTAMI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51463</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51463</guid>
      <author>Sakine AKCAN EKİCİ</author>
      <description>Adlî mahlası ile şiirler yazan Sultan III. Mehmed’in entelektüel bir kimliği olduğu, kendisine sunulan edebî eserleri ilgiyle karşıladığı bilinmektedir. Gerek babası Sultan III. Murad gerekse kendi dönemi çeşitli eserlerin yazılıp resmedildiği, sanat alanında üretkenliğin çok olduğu bir dönemdi. Her ne kadar Sultan III. Mehmed dönemi (1595-1603), özellikle siyasi ve ekonomik alanda kötü bir gidişat arz etse de kültürel ve sanatsal çalışmaların canlılığını korumaya devam ettiği bir zaman dilimi olmuştur. Özellikle sarayın bünyesinde varlığını devam ettiren Ehl-i Hiref-i Hâssa Teşkilatı aracılığıyla birçok farklı alanda, günümüze dahi gelebilen birbirinden ihtişamlı sanat eserleri ortaya konulmuştur. Devlet bünyesinde kurulup Osmanlı sanatına yön veren Ehl-i Hiref-i Hâssa Teşkilatı’nın ana kaynağı olan birçok maaş defteri bulunmaktadır. Çalışmada dönemin sanat dalları ve sanatkârlarının tespit edildiği bu defterlerden TSMA. D. 9613/2’de kayıtlı bulunan, 1596 yılı defteri ışığında Sultan III. Mehmed dönemi sanat ortamını oluşturan saray sanatkârları ele alınmıştır. Araştırmalar sonucunda Ehl-i Hiref-i Hâssa Teşkilatı’nın varlık gösterdiği süreç içerisinde sanatkâr sayısının en fazla olduğu dönemin Sultan III. Mehmed dönemi olduğu görülmüştür. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHSEL SÜREÇ İÇERİSİNDE TÜRKİYE VE BİRLEŞİK KRALLIK’TA RAGBİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49912</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49912</guid>
      <author>Abdulkerim ÇEVİKERTuba DENİZCİ  </author>
      <description>Ragbi İngiltere’de Rugby kasabasında sınırsız oyuncu ile oynanan rakip hedefine topun atılmasının yasak olduğu rekreaktif etkinlik olarak ortaya çıkmıştır. Birkaç yıl içinde spor haline gelen ragbi Birleşik Krallık ülkelerinde benimsenmiş ve günümüzde dünyanın 107 ülkesinde yaygın hale gelmiştir. Bu araştırmanın amacı ragbi sporunun Birleşik Krallık ve ülkemizdeki gelişim ve değişim sürecini incelemektir. Derleme türünde hazırlanan bu araştırmada yerli ve yabancı literatürde ragbi sporunun ortaya çıkışından günümüze kadar olan kaynaklardan faydalanılmıştır. 1800’lü yıllarla birlikte başta İngiltere ve daha sonra Birleşik Krallık’ta kural ve sistemli ragbi sporunu ülkemiz Osmanlı İmparatorluğu himayesindeki esirler sayesinde tanımıştır. Bu dönemde oynanmış, ancak fazla gelişim kaydedememiştir. Birleşik Krallıkta geniş kitlelere yayılan ve hızla benimsenmesine rağmen, ülkemizde 2000’li yıllara kadar fazla gelişim göstermemiş olup son on yılda başta üniversite lig takımlarının kurulmasıyla tanınırlığını önemli ölçüde arttırdığı görülmektedir. Birleşik Krallık’ta ragbi sporunun sporcu, takım sayısı, ligler, halkın spora olan ilgisi, maddi kaynak aktarımı ve popüleritesi bakımından ülkemize oranla daha yüksek düzeyde gelişim gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARA KOYUNLU DEVLETİ’NİN KURUCUSU EMİR KARA YUSUF BARANÎ: MÜCADELESİ VE ŞAHSİYETİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52456</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52456</guid>
      <author>Erol KELEŞ</author>
      <description>&lt;blockquote&gt;&#13;
Moğol işgali sırasında Doğu Anadolu’ya geldikleri kabul edilen Kara Koyunlu Türkmenleri, İlhanlı Devleti’nin parçalandığı dönemde ortaya çıkan hâkimiyet mücadelelerini değerlendirerek, kendilerine bir yurt bulmayı başarmışlardır. Evvela Erzurum-Musul arasında konargöçer Türkmenleri etrafına toplayan Bayram Hoca’nın beyliğin temellerini attığı söylenebilir. Ancak gerek bu dönemde, gerekse Kara Mehmed döneminde Kara Koyunluların Celayirlilere bağlı hareket ettikleri bilinmektedir. Böyle bir dönemde tarih sahnesine çıkan Kara Yusuf, evvela hanedan içerisindeki liderlik kavgasını kazanmış, akabinde Celayir Hanedanlığı’na son vererek bağımsızlığını ilan etmiştir. Emir Timur’a karşı yılmadan verdiği mücadeleler sayesinde Türkmen aşiretlerini bayrağı altında birleştirirken, aynı zamanda Batı İran, Azerbaycan ve ata yurdu Doğu Anadolu’yu içine alan devasa bir ülkeye sahip olmuştur. Bir aşiretten büyük bir devlet ortaya çıkaran Kara Yusuf hakkında yeterli derecede bir çalışmanın yapılmamış olması dikkatimizi bu konuya celbetmiştir. Çalışmayı hazırlarken öncelikle dönemin müşahidi olan kaynaklar esas alınmakla birlikte, yine aynı dönemde Doğu Anadolu ve Azerbaycan’ın siyasi, sosyal ve iktisadi vaziyeti hakkında bilgi veren seyyahların kayıtları ile Mısır, Suriye ve Türkistan gibi farklı coğrafyalarda yazılan eserler de ihmal edilmemiştir. Bu kaynakların yanı sıra konuyla ilgili gerek yerli gerekse yabancı araştırma eserlerinden de istifade edilmiştir. Bu bağlamda Kara Koyunlu Devleti’nin kurucusu Kara Yusuf’un mücadelelerini ve onun ön plana çıkan bir takım kişisel özelliklerini ele alan bu çalışmanın Türk tarihine katkı sağlayacağını ümit etmekteyiz.&#13;
&lt;/blockquote&gt;</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVIII. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA TERSÂNE-i ÂMİRE AMBARINA HUBUBAT TEMİNİNDE BİR İSKELE: GOLOS</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52195</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52195</guid>
      <author>Fadimana FİDAN</author>
      <description>Golos iskelesi, XVIII. yüzyılda Teselya ovasının hububatını İstanbul’a ulaştırılmasını sağlayan önemli bir transfer noktasıydı. Bu transferi sağlayanlar Akdeniz’de artan ticarî faaliyetleri ile müstemenlerdi. Müstemenler, devlet eliyle satın alınan ürünleri Tersâne-i Âmire ambarlarına getirmekteydi. Burası ülkenin dört bir tarafından devlet eliyle satın alınan hububatın birbiriyle karıştırılmadan depolandığı bir ihtiyat ambarıydı. Tersâne ambarında depolanan ürünler; İstanbul ahalisine, saraylara, seferlere ve tersâne içinde bulunan fırınlara dağıtılmaktaydı. Golos’tan gelen hububat içinde özellikle buğday önemliydi. Bu ürün Sultan imaretlerine, Matbah-ı Âmire’ye ve gerektiğinde habbazan sınıfına satılmaktaydı. Çalışma, Tersâne-i Âmire ambarlarına Golos iskelesinden gelen zahire, zahire mubayaasında uygulanan usuller, burada söz sahibi tüccar ve Golos hububatının nerelere satıldığı bilgisini konu etmektedir. Bu vesile ile söz konusu yüzyılda herhangi bir çalışmaya konu olmamış tersâne ambarı ve Golos iskelesinin ilişkisi; hububat eksenli olarak ortaya konulmakta, iskeleden tersâneye getirilen buğdayın zengin sofraların yiyeceği olduğu iddiasında bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİTLİS’TE AŞİRETLER VE MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE YAŞANAN ASAYİŞ OLAYLARI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51521</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51521</guid>
      <author>Suat ÖZDAĞ</author>
      <description>Anadolu toprakları ve özellikle Doğu Anadolu Bölgesi aşiret yapısının çok fazla görüldüğü bir coğrafyadır. Tarım ve hayvancılık temelli iktisat yapısının görüldüğü bu sosyal örgütlenmeler, birlikte yaşamı da bir nevi zorunlu kılmıştır. Kan bağına dayalı olan aşiret yapılanması, akrabaların bir arada yaşama kültürünü de beraberinde getirmektedir. Aşiretler bulundukları coğrafya ve duruma göre bazıları göçebe olarak yaşamını devam ettirirken bazıları da yerleşik hayat tarzına sahiptirler. Bitlis, bulunduğu coğrafya itibariyle aşiret yaşamının yoğun olduğu bir vilayettir. Tarihi süreçte birçok aşirete ev sahipliği yapmış ve bu sosyal yapı, zaman içerisinde değişikliğe uğrasa da yaşamaya devam etmiştir. Aşiretler sahip oldukları yapı ve alışkanlıklar itibariyle devlet otoritesine aykırı bir tutum içerisinde olmalarına rağmen bazı dönemlerde ve özellikle Hamidiye Alayları adı altında devlet oluşumu içerisinde yer almışlardır. Söz konusu aşiretler Birinci Dünya Savaşı’nda cephelerde ön saflarda yer almışlardır. Bununla birlikte Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra mütareke şartları ve otorite boşluğunun getirdiği ortam yüzünden birçok asayiş olayına sebep olmuşlardır. Millî Mücadele Dönemi’nde Bitlis Vilayeti’nde birçok asayiş olayı meydana gelmiştir. Bu olaylar; köy basma, soygun, yol kesme, hırsızlık, aşiretlerin birbirine saldırması vs. şeklinde siyasi bir amaç gütmeyip tamamen adi vukuatlar olarak kayıtlara geçmiştir. Bu çalışmada Millî Mücadele Dönemi’nde yaşanan asayiş olayları arşiv belgeleri ışığında ele alınmıştır. Elde edilen belgeler ışığında birçok asayiş olayının yaşandığı ve bunların bölgedeki kolluk kuvvetlerini çok uğraştırdığı anlaşılmıştır. Bölgede bulunan XIII. Kolordu Kumandanlığı bu olayları önlemek için çok çaba harcasa da tam olarak önüne geçememiş ve problemler cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Bu çalışmada Bitlis Vilayeti’ndeki aşiretlerin yapısı, gelişimi ve aşiretlerin Millî Mücadele Dönemi’nde neden olduğu asayiş olayları, özellikle ana kaynaklar olan Arşiv Belgeleri ışığında ele alıp bu dönemin en önemli sorunu olan asayiş olayları tarihsel perspektifle ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER DERSİNİN ÖZEL AMAÇLARININ GERÇEKLEŞEBİLİRLİĞİNE YÖNELİK ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51648</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51648</guid>
      <author>Davut GÜREL</author>
      <description>Bu çalışma ile uygulamada olan Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı’nın özel amaçlarının programın içeriği odağında geçekleşebilirliğinin sosyal bilgiler öğretmenlerinin görüşlerine göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olan durum çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını, Bartın ilinde devlet okullarında çalışan sosyal bilgiler öğretmenlerinden basit seçkisiz yönteme göre belirlenmiş farklı kıdem yılına sahip 38 sosyal bilgiler öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada 2018 Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı’nda yer alan özel amaçlar odağında hazırlanan 18 soruluk bir değerlendirme formu, öğretmenlerin demografik bilgilerini elde etmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen 4 soruluk kişisel bilgi formu ve öğretmen görüşlerinin alındığı 5 soruluk bir görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada toplanan veriler analiz edilirken tematik ve betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Çalışmada ulaşılan bulgular değerlendirildiğinde araştırma grubunda yer alan öğretmenlerin 2018 Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı’nın amaçlarının programın içeriğinin, programın amaçlarını gerçekleştirmek için uygun olduğuna inanmaktadır. Ayrıca, öğretmenlerin velilerden pek çok konuda bir beklenti içinde olduklarını göstermiştir. Buna göre veliler özellikle çocuklarına iyi örnek olmaları, onlara gereken ilgiyi göstermeleri, okulda öğrenilenlerin gerçek hayata aktarılması için öğrencilere yardımcı olmaları, okulla ve öğretmen ile iş birliği yapmaları, milli değerlerin aktarılması için daha fazla sorumluluk almaları ve sosyal bilgilerin önemli bir ders olduğunu düşünmeleri gerektiği gibi sonuçlara ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLİMLERİ ÖĞRETMENLERİNİN PANDEMİ SÜRECİNDE UZAKTAN EĞİTİMDE KARŞILAŞTIKLARI ZORLUKLAR VE UZAKTAN EĞİTİM SÜRECİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51239</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51239</guid>
      <author>Ali KURTMurat AYDIN  </author>
      <description>Çalışmamızda ülkemizde pandemi döneminde gerçekleşen uzaktan eğitim sürecinde Fen Bilimleri öğretmenlerinin derslerini yürütürken karşılaştığı zorluklar, kullandığı yöntemler ve öğrencilerin uzaktan eğitime katılım düzeyi hakkındaki görüşlerini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmada nitel araştırma deseni olan olgubilim (fenemonoloji) deseni kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi belirlenirken seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini Türkiye’nin çeşitli illerinde görev yapan 20 Fen Bilimleri öğretmeni oluşturmaktadır. Çalışmada yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmış ve öğretmenlerin görüşleri izin alınarak video ve ses olarak kayıt altına alınmıştır. Çalışmada elde edilen veriler tema ve kodlara ayrılarak tablolar halinde sunulmuştur. Çalışma sonucunda Fen Bilimleri öğretmenlerinin uzaktan eğitim sürecinin yüz yüze eğitimle kıyaslandığında dezavantajlı buldukları konular olduğu gibi, avantajlı bulduğu konularında olduğu saptanmıştır. Öğretmenlerin kendilerini yetersiz hissettikleri uzaktan öğretim teknikleri konusunda eğitim ihtiyacı hissettikleri belirlenmiştir.  Uzaktan eğitim sürecinin daha çok kaynağa erişme, teknolojiyle daha fazla ilgilenme, öğretim teknolojilerini kullanım becerilerinin artması gibi Fen Bilimleri öğretmenlerine olumlu katkısının olduğu tespit edilmiştir. Öğrenci katılım düşüklüğü, uzaktan eğitime ulaşabilme zorluğu, veli ilgisizliği gibi birden fazla sorun belirlenmiştir. Öğretmenlerin ihtiyaç duyduğu konular hakkında hizmetiçi eğitim verilmesi ve öğrencilerin eğitime ulaşmada kullanılan internet ve eğitim araçları açısından desteklenmesi önerilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OPINIONS OF ACADEMICIANS AND TEACHERS ON LIFELONG LEARNING </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51424</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51424</guid>
      <author>Abdulkadir SAĞLAMSerkan ÇİFTÇİ  ,Ahmet YAYLA  </author>
      <description>The aim of the study is to identify the views of academicians and teachers on lifelong learning. The study data, conceived as a case study, was collected using a semi-structured interview module consisting of 6 questions developed by researchers for a total of 15 educators, 5 academics and 10 postgraduate teachers. The data obtained were analyzed by the method of content analysis. According to the results of the study, it was observed that the educators who participated in the study generally displayed a positive attitude towards the sustainability of lifelong learning and they demonstrated that the social and individual effects of lifelong learning can be further increased with educational support, and they stated that steps should be taken to ensure the use of technological developments in educational environments. As teachers and academicians involved in the study continue to learn throughout lifelong learning, their responses to interview questions in the study show parallelism. In this context, in our country, in order to raise awareness on lifelong learning in accordance with the needs of the 21st century, to take steps to ensure that individuals have the skills of the age, and to realize what types of learning will be realized in which periods of their lives according to the needs of individuals for a total development, it is important to gain "lifelong learning literacy”.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LİSANSÜSTÜ EĞİTİMDE GERİ BİLDİRİME İLİŞKİN ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52445</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52445</guid>
      <author>Hatice YILDIZEbru BOZPOLAT ,Esin HAZAR </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, lisansüstü eğitimde geri bildirime ilişkin öğrenci görüşlerini belirlemektir. Nitel araştırma yöntemi benimsenen araştırmada, olgubilim deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Türkiye’de farklı üniversitelerde Eğitim Bilimleri Enstitüsüne bağlı olarak lisansüstü eğitim alan 100 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma verileri, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Görüşme formunda; öğrencilerin geri bildirim kavramına, geri bildirimin amacına, geri bildirimin etkili olduğu durumlara, aldıkları geri bildirimi anlama durumlarına, geri bildirim aldıklarında hissettikleri duygulara, geri bildirim almanın olumlu yönlerine, geri bildirim alma sürecinde karşılaşılan olumsuz durumlara ve son olarak öğretim üyelerinin geri bildirim verme konusundaki yeterliliklerine ilişkin görüşlerini belirlemeye yönelik 8 açık uçlu soru yer almaktadır. Araştırmada elde edilen veriler, içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda; öğrencilerin geri bildirimi “Bilgilendirme, değerlendirme, yönlendirme, gelişmeyi sağlayan unsur, iletişimi sağlayan unsur, motive edici unsur ve değer verme” olarak tanımladıkları belirlenmiştir. Öğrenciler geri bildirimin amacını “Zayıf yönleri göstermek, gelişimi sağlamak, çalışmanın niteliğini artırmak, güçlü yönleri göstermek, yönlendirmek, değerlendirmek, hedefe ulaşmayı sağlamak, etkili iletişimi sağlamak, motivasyonu artırmak ve farklı bakış açısı kazandırmak” olarak ifade etmişlerdir. Öğrencilerin etkili geri bildirime ilişkin görüşleri “Veriliş şekline göre, ihtiyaç alanına göre, veriliş zamanına göre, işlevine göre, alan kişiye göre ve veren kişiye göre etkili geri bildirim” olarak çeşitlilik göstermiştir. Aldıkları geri bildirimi anlama durumlarına ilişkin olarak, öğrencilerin büyük çoğunluğu “Yeterince anladığımı düşünüyorum” yönünde görüş belirtmiştir. Öğrenciler geri bildirim aldıklarında “Olumlu duygular ve olumsuz duygular” yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Öğrenciler geri bildirimin olumlu yönleri arasında özellikle “Yönlendirici olması, gelişimi sağlaması, motivasyonu artırması, performansı artırması”na vurgu yaparken, geri bildirim alma sürecinde karşılaştıkları olumsuz durumlar arasında ise en fazla “Motivasyonun düşmesi” durumuna değinmişlerdir. Son olarak, lisansüstü eğitimde öğretim üyelerinin geri bildirim verme konusundaki yeterliliğine ilişkin olarak öğrencilerin büyük çoğunluğu “Kısmen yeterli olduklarını düşünüyorum” şeklinde görüş belirtmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GAZİ TÖMER “YABANCILAR İÇİN TÜRKÇE” ÖĞRETİM SETİ ÖZELİNDE KÜLTÜR AKTARIMI İLE İLGİLİ YAPILAN ARAŞTIRMALAR ÜZERİNE BİR META-SENTEZ ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52833</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52833</guid>
      <author>Şeyma BİLİŞMuhammet Raşit MEMİŞ </author>
      <description>Gazi TÖMER Yabancılar İçin Türkçe setini kültür aktarımı açısından inceleyen akademik çalışmaların bulgularını analiz etmek, analiz sonuçlarını bir araya getirerek değerlendirmek ve dağınık hâlde bulunan çalışmaları bir çatı altında toplamak amacıyla gerçekleştirilen bu araştırma, bir nitel çalışma olup, araştırmada içerik analizi yöntemlerinden biri olan meta-sentez kullanılmıştır. Çalışmada verilerin tespiti için doküman incelemesi yöntemine başvurulmuştur. Araştırma problemi kapsamında Gazi Yabancılar İçin Türkçe öğretim setinde yer alan kültürel unsurların değerlendirilmesi ile ilgili yapılmış bilimsel çalışmalara ihtiyaç duyulmuş ve çeşitli veri tabanlarından iki (2) bildiri tam metni, sekiz (8) makale ve dört (4) tez çalışması olmak üzere toplam on dört (14) çalışmaya ulaşılmıştır. Çalışmalar, amaçsal örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemine göre belirlenmiştir. İncelenen çalışmalar, çözümleme aşamasında ele alınan konu çerçevesinde karşılaştırılmış ve gruplandırılmıştır. Her bir çalışma türüne göre tez ise T1, T2, T3, T4, makale ise M1, M2, …M8, tam metin bildiri ise B1, B2, …B7 şeklinde kodlanmış ve her bir çalışma diğerleriyle tekrar karşılaştırılmış ve bulgular, tablo hâline getirilmiştir. Değerlendirmeler sonucunda, Gazi TÖMER Yabancılar İçin Türkçe setini kültür aktarımı açısından inceleyen akademik çalışmalarda amaçlar, sorunlar, sonuçlar, öneriler, ele alınan seviyeler, çalışmalarda kaç farklı setin değerlendirildiğine ilişkin veriler, konu alanlarına göre ortak bir çatıda toplanmıştır. Araştırma kapsamında gerçekleştirilen meta-sentezde kültür aktarımı çerçevesinde Gazi TÖMER Yabancılar İçin Türkçe öğretim setinin bazı açılardan güncellenmeye ihtiyacı olduğu tespit edilmiş ve bu doğrultuda önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AŞIK VEYSEL'İN ŞİİRLERİNDE NASİHAT</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51601</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51601</guid>
      <author>Faruk DOĞANBirol AZAR </author>
      <description>İnsanları iyiye, doğruya, güzele yönlendiren, onlara tavsiyelerde bulunan nasihat türü eserler; erdemli bir toplum oluşturmak, ahlaki açıdan yetkin insanlar yetiştirmek için İslam kültürü etkisindeki ilk eserlerden başlayarak Tekke - tasavvuf şiirlerinde, saz şairlerinin şiirlerinde bireysel ve toplumsal nasihat örnekleri yoğun olarak görülür. Bu çalışmanın amacı, Türk halk şiirinin XX. yüzyıldaki en güçlü temsilcisi Âşık Veysel’in şiirlerinden hareketle topluma yaptığı nasihatleri tespit etmektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman inceleme tekniği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında Âşık Veysel’in Ümit Yaşar Oğuzcan tarafından derlenen 158 şiiri incelenmiş ve nasihat anlayışını yansıtan şiirleri seçilerek tespit edilen nasihatler sınıflandırılmıştır. Yapılan içerik analizinden elde edilen bulgulara göre şiirlerde “vefa, dürüstlük, alçak gönüllülük, birlik - beraberlik, dayanışma, sabır, okul, eğitim, cehaletle mücadele, çalışkanlık, tasarruf, cömertlik, kadere ve sevgiliye sitem, dünyanın geçiciliği, ölüm ile Atatürk, yurt ve vatan sevgisi” ile ilgili nasihatlerin ağırlıklı olduğu görülmüştür. Çalışma sonucunda sazıyla ve sözüyle halkı aydınlatan, eğiten, geleneği geçmişten günümüze taşımada önemli görevler yüklenen saz ve söz ustası Âşık Veysel’in; kendine özgü söz ve saz tavrı ile yurdun, kültürün, uygarlığın, sessiz acıların ve derin sevdaların sesi olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HACI ARİF BEY’İN BESTELEDİĞİ “ELÂ YÂ EYYÜHE’S-SÂKÎ EDİR KE’SEN NÂVİLHÂ” ESERİNİN FORM VE MAKAM BAKIMINDAN İNCELENMESİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51225</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51225</guid>
      <author>Onur ZAHALEmre AKGÜN </author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, şarkı formu bestekârlığının en önemli temsilcilerinden olan Hacı Arif Bey’in Rast makamındaki “Elâ Yâ Eyyühe’s-Sâkî Edir Ke’sen Nâvilhâ” adlı eserinin form ve makam bakımından analiz edilmesidir. Bestekârın, gerek şarkı formuna gerek Rast makamına olan nazari yaklaşımı betimlenerek şarkı formunda bestelenmesine rağmen adeta büyük soluklu bir form niteliği taşıyan bu eseri, detaylı bir biçimde incelenmiştir. Çalışmada kullanılan notaya TRT arşivinden ulaşılmıştır. Nitel araştırma yaklaşımıyla gerçekleştirilen bu çalışmada elde edilen veriler, doküman incelemesi ile form ve makam analizi yapılarak çözümlenmiştir. Araştırmada, Onur Akdoğu’nun form ve makam analizi yöntemi kullanılmıştır. Eser öncelikle makamsal açıdan incelenmiş, içerisinde kullanılan dörtlü, beşli, makam-usûl geçkisine ve ezgisel hareketliliğin yoğunlaştığı bölgeye göre (zemin, meyân) bölümlere ayrılmış, daha sonra diziyi oluşturan perdeler üzerinde yapılan kalışlara göre cümle ve cümlecikler belirlenmiştir. Bu sayede eserin hem makamsal analizi yapılmış hem belirlenen bölümler harflerle belirtilerek form şeması çıkartılmıştır. Araştırma sonucunda, bestekârın TRT repertuarında yer alan Rast makamındaki eserlerinden farklı olarak bu eserinde üç adet usûl geçkisi olduğu, Rast makamı dizisi içerisinde yer almayan Nihâvend, Hicâz gibi dizi ve dörtlü-beşliler kullanıldığı görülmüştür. Bu sonuçlardan hareketle eserin gerek form gerek makam bakımından büyük zenginlikler taşıdığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ASKER RESSAMLARDAN HOCA ALİ RIZA VE HİKMET ONAT  PEYZAJLARININ BATI ETKİLERİ AÇISINDAN ANALİZİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51406</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51406</guid>
      <author>Sevgi KAYALIOĞLU</author>
      <description>Osmanlı İmparatorluğu’nda Batılılaşma hareketleri, 19.yüzyıl başından itibaren daha sistemli bir şekilde gerçekleşmiştir. İlk olarak Batı tarzındaki askerî okulların açılmasıyla başlayan bu süreç, Mekteb-i Maârif-i Adliyye’nin açılmasıyla sivil okullarda da kendini göstermiştir. Bu süreçte yetişen veya daha sonra Avrupa’ya gönderilip resim eğitimi alan askerî okul öğrencileri, Türk resim sanatı tarihinde Asker Ressamlar Kuşağı’nı oluşturmuştur. Bu araştırmada resim eğitimi almak için Avrupa’ya gideceği sırada Napoli’de ortaya çıkan kolera salgını nedeniyle ülkeden ayrılamayan, çağdaşlarının aksine eğitimine ülkesinde devam eden asker ressam Hoca Ali Rıza ve sanat eğitimini Paris’te Fernand Cormon atölyesinde sürdüren ressam Hikmet Onat’ın peyzaj çalışmaları Türk resmindeki Batı etkileri açısından incelenmiştir. Araştırmanın yöntemi, nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesidir. Bu kapsamda araştırma konusunu oluşturan sanatçılar ve onlarla ilişkili olan diğer sanatçıların resimleri birincil; konuyla ilgili belgeler ise ikincil veri kaynakları olarak araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırma sonunda Türk resim sanatında Batı etkisinin, diğer bütün alanlarda olduğu gibi askerî okullarda başladığı ancak resimlerdeki Batılılaşmanın genel kanaatin aksine Batı’ya giden öğrencilerin kişisel etkilenmelerinin ötesinde sosyo-politik ve sosyokültürel bir değişimin yansıması olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla Hikmet Onat’ın yurt dışında eğitim almasına rağmen Hoca Ali Rıza’nın almamış olmasının, onların sanatlarındaki Batılılaşma etkisi üzerinde belirleyici olmadığı ve Batılılaşmanın dönemin toplumsal dönüşümü ve politik ikliminin bir sonucu olduğu anlaşılmıştır.    </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TELEVİZYON DİZİLERİNDE ULUSAL KİMLİK SUNUMU: SAVAŞÇI DİZİSİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51707</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51707</guid>
      <author>Serdar ÇİL</author>
      <description>Kitle iletişim araçları toplumsal yapının şekillendirilmesinde, bu yapıda hangi kimliklerin idealize edilip hangilerinin dışlanacağı veya görmezden gelineceğinin gösterilmesinde etkili bir şekilde kullanılmaktadırlar. Bu bağlamda egemen iideolojiler sahip oldukları medya gücü ile kendi çıkarları doğrultusunda yerel düzeyde söylemler üretmektedirler. Bu çalışma egemen ideolojinin yerel düzeyde oluşturduğu ulusal kimlik söylemlerinin, ulus devletlerdeki siyasal iktidarların ulusal kimlik söylemleriyle ilişkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda Fox TV’de yayınlanan “Savaşçı” dizisi incelenmiştir. Çalışma küresel medya şirketlerinin egemen ideolojileri yaymaya çalışırken oluşturdukları söylemleri ve bu söylemlerin yerelleşme düzeyini ortaya koymak adına önem arz etmektedir. Ayrıca egemen ideolojilerin söylemlerini yerel topluma benimsetmek için gerekirse kendine muhalif söylemler ürettiğini göstermek adına da önemlidir. Bu doğrultuda dizideki ideolojik ulusal kimlik söylemlerinin nasıl biçimlendiğini ortaya çıkarmak adına dizi Teun Van Dijk’ın eleştirel söylem analizi modeline göre incelenmiştir. Dizideki ulusal kimlik söyleminin, toplumsal uzlaşı sağlanmış konularda, iktidarın söylemleriyle benzeştiği gözlemlenmiştir. Ancak toplumsal ve siyasal görüş farklılıklarının olduğu konularda kanalın muhalif görünümüne paralel, iktidarın ulusal kimlik söylemleriyle ayrışan bir söylem ortaya çıkmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERN RESİM SANATINDA JUDİTH BETİMLEMELERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51552</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51552</guid>
      <author>Burcu Burçak ERDALAziz Erkan </author>
      <description>Judith efsanesi, Eski Ahit ve Yeni Ahit arasında yazılmış 14 kitaptan biri olan “The Book of Judith” kitabında bahsedilmektedir. Resim sanatında Judith'in ilk tanınabilir tasvirleri, Napoli’de beşinci yüzyıl fresklerinde bulunmuş, bu tarihten günümüze çok zengin anlatımlara dönüştürülmüştür. Judith, kurtarıcı, güzel ahlak ve iffet timsali olarak tasvir edildiği gibi, büyük bir kılıç ile bütünleştirip, kahramanlığın, erdemliğin ve cesaretin alegorik bir anlatımı olarak, erkek egemenliğinin karşısına konmuş güçlü dişil bir kahraman olarak da betimlemiştir. Ayrıca Judith, cinsel bir kimliğe büründürülmüş, baştan çıkarıcı “femme fatale” alegorileri olarak da betimlendiği görülmüştür. Bu çalışmada, Judith efsanenin, modernizmle birlikte, geleneksel anlatım biçimlerinden ve mesajlarından nasıl uzaklaştığı ve değiştiği, sanatçıların eserleri üzerinden örneklerle anlatılmıştır. Görülmüştür ki, yirminci yüzyılda Judith efsanesi, kadın bedenine yüklenen farklı anlam ve yeni yaklaşımlarla ele alınmış, modernizmin “özgün” anlatım biçimleriyle betimlenmiştir. Judith tasvirlerinin, kanlı cinayetten erotizme pek çok sahneyi barındırdığı; konunun doğruluğundan daha çok heyecan, coşku ve merak uyandıran sahnelere dönüştüğü görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE YAYINLANAN VİYOLA KONULU MAKALELERE YÖNELİK İÇERİK ANALİZİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51856</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51856</guid>
      <author>Bilgütay Kaan ÖZTÜRK</author>
      <description>Araştırmanın amacı bugüne kadar viyola üzerine yapılan Türkçe makalelerdeki araştırmaları betimlemek ve değerlendirmektir. Araştırmanın örneklemi nitel araştırma yöntemlerinde sıklıkla kullanılan amaçsal (ölçüt örnekleme) tekniğine göre belirlenmiştir. Bu amaçla makale başlığında ve/veya anahtar sözcüklerinde “viyola” sözcüğü geçen makaleler Google Scholar üzerinden (Haziran.2021) araştırılmışve viyola ile ilgili Türkçe alanyazında yer alan 51 dokümana erişilmiştir.  Makalelerden biri viyola odaklı olmadığı için araştırmaya dâhil edilmemiştir. Ölçütlere uygun olan 50 doküman örneklem kapsamına alınmıştır. İlgili makaleler araştırma konuları bağlamında incelenerek içerik analizi yapılmıştır. Bu kapsamda tümevarımsal analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucuna göre viyola ile ilgili olarak hazırlanan makalelerde en çok ele alınan tema “Viyola Eğitimi’dir”. Bu temada toplam 27 çalışma yapılmıştır. “Kitap/Makale/Tez İncelemesi” teması ikinci temadır. En çok ele alınan üçüncü tema “Konçerto Anlayışı/İncelemesi” temasıdır. Bunu 3’er makale ile “Sonat İncelemesi” ve “Repertuvar/Besteciler” temaları izlemektedir. Diğer ana temalarda 1’er makale yazılmıştır. Bu temalar; “Solo Viyola ile Hikâye Karakteri Tasviri”, “Oda Müziği” ve “Sağlık Alanında Vaka Çalışması” şeklindedir. Araştırmanın viyola ile ilgili Türkçe makalelerin hangi konular üzerinde yoğunlaştığının belirlenmesi açısından ilgili literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. İncelenen makaleler liste halinde çalışmanın ekinde verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇEVİRİ İŞLETMELERİNİN İNTERNET SİTELERİNİN KALİTE YÖNETİM SİSTEMLERİNİN KRİTERLERİNE GÖRE İNCELENMESİ: ALMANYA’DAKİ VE TÜRKİYE’DEKİ ÇEVİRİ İŞLETMELERİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51600</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51600</guid>
      <author>Yasin ÖZENİRHüseyin ERSOY  </author>
      <description>Globalleşmeyle birlikte çeviri ürünü veya hizmeti talep edecek olan bir müşterinin, dünyanın birçok yerindeki çeviri işletmelerden ilgili ürünü veya hizmeti temin edebilmesi daha kolay bir hale gelmiştir. Durum böyle olunca müşteri, kendisine kalite ve fiyat anlamında en iyi seçeneği sunacak olan işletmeyi tercih etmeye yönelmiştir. Çeviri işletmeleri ise bu durum karşısında, kendi işletme yapısı içerisinde yer alan tüm paydaşları geliştirerek ve güncel tutarak, müşterinin bir ürün veya hizmette talep ettiği kalite ve fiyatı sunabileceği görülmüştür. Bu bağlamda çeviri işletmelerinin ürünlerinde veya hizmetlerinde talep edilen kalite anlayışına sahip olup olmamaları, buna ulaşmak için hangi noktaları dikkate aldıkları incelenmiştir. Ayrıca günümüz işletmeleri için önem teşkil eden ve müşterinin odak alındığı bir anlayış olan toplam kalite yönetimi çerçevesinde çeviri işletmelerinin kendi internet sitelerinde yer vermiş oldukları bilgiler değerlendirilmiş ve kalitenin sağlanması için önemli bir sisteme sahip olan kalite yönetim sistemleri kapsamında bu bilgiler incelenmiştir. Nitekim rekabet ortamının giderek arttığı günümüz şartları içerisinde, müşterilerin kendi işletmesini tercih etmesini sağlamak isteyen bir çeviri işletmesinin, müşterinin talep edeceği bir ürün veya hizmette arayacağı kaliteyi sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapmasının bu çerçevede önem taşıdığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKÇULARDA DİKKAT VE PERFORMANSIN İNCELENMESİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50571</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50571</guid>
      <author>Mahmut ULUKANNurgül ÖZDEMİR  </author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, 14-20 yaş arası okçuların dikkat ve performanslarının çeşitli değişkenler açısından irdelenmesi, aynı zamanda iki değişken arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma dikkat ve performans değişkenlerini tanımlaması bakımından betimsel ve iki değişken arasındaki ilişkiyi incelemesi bakımından ilişkisel tarama modeli özelliklerini taşıyan karışık desende yürütülmüş nicel bir çalışmadır. Metodoloji olarak, çalışma kapsamında olası sebep sonuç ilişkileri ile ilgili yararlı çıkarımlar elde edilmesi amacıyla tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye okçuluk şampiyonasına katılan 3045 erkek ve kadın sporcu arasında yer alan 14-20 yaş aralığındaki yarışmacılar oluşturmaktadır. Çalışma örnekleminin belirlenmesinde gelişigüzel örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya, Türkiye’de yarışmaya katılan 14-20 yaş aralığındaki 347 okçu katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve Burdon (1955) tarafından geliştirilen Burdon Dikkat Testinden yararlanılmıştır. Okçuların performansları yarışma sonucunda aldıkları puanlara göre değerlendirilmiştir. Araştırma verileri SPSS 22.00 istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, korelasyon ve bağımsız örneklemler t-testi ve ANOVA istatistiki teknikleri kullanılmıştır.  Anlamlılık düzeyi .05 olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda okçuların dikkat ve performans düzeyleri arasında düşük düzeyde pozitif yönlü ilişki bulunduğu yani okçuların dikkat düzeyleri arttıkça performanslarının da arttığı görülmüştür. Bu sonuca dayalı olarak okçularda dikkatin performansı yordadığı söylenebilir. Ayrıca okçularda dikkatin yaş, milli sporcu olma durumu ve branşa duyulan ilgi düzeyine göre değiştiği; performansın ise cinsiyet, ikamet edilen yer, yarışma kategorisi, milli sporcu olma durumu ve spor deneyimine göre değiştiği bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TAHTACILARIN MENGİ OYUNU</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52471</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52471</guid>
      <author>Daimi CENGİZ</author>
      <description>Tahtacılar Horasan’dan gelip Anadolu’ya yerleşen Alevi Türkmen topluluğudur. Şamanist ve batıni Heterodoks itikat öğelerini inançlarında bir arada yaşarlar. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Muharebesi (1514) akabinde Alevi/Kızılbaş tayfalarına karşı yürüttüğü kıyım sonucu bir kesim Türkmen Alevisi de Akdeniz ve Ege bölgesinin dağlık kuytuluk alanlarına sığındılar. Bu alanlarda ağaç işini ve tahtacılığı kendilerine meslek edindiler. Bu nedenle dışarıdan mesleken kendilerine Tahtacı dendi. Ama onlar kendilerini Türkmen Alevisi olarak tanımladılar. Tahtacılar ağacın ruhunun olduğuna inanırlar. Ağacı kutsal değer olarak görürler. Onlara göre ağaç ruhun barınağıdır. Tahtacı ağaç ile özdeştir. Yaşlı ağaç ise ulu ve yaşlı kişilerle özdeştir. Tahtacılar Ağaçeri soyundandırlar.  Ağaçeri torunlarıdır. Ağacın kutsanmasının Anadolu’da binlerce yıllık tarihi vardır. Anadolu mitolojisinde bunu bariz şekilde görmek mümkündür. Tahtacılar ve onların Mengi oyununa dair literatür ve alan araştırma verileri sınırlıdır. Amacımız dağınık olan literatürü derleyerek, yaptığımız alan araştırması verileri ile birleştirerek Mengi oyunu hakkında bilinen dağarcığın sınırlarını zorlamaktır. Tahtacıların doğum, düğün, sünnet, nişan vb. eğlence ortamında icra edilen, genç erkek ve kızları samah kültürü ve oyunu hakkında bilgilendirmek ve eğitmek amacı ile Dışarı Samahı ya da Tarikat Samahı adı altında oynanan Mengi oyunu vardır. Mengiler iki türlüdür: 1. Eski Mengiler 2. Yeni Mengiler. Alanda İtikadi Mengiler ve İtikat dışı Mengiler repertuarını özellikle bulguladık. İtikadi Mengilerin Samah ile tema, figür ve hareket tarzı itibarı ile benzerliği ve ayrılığını da alan çalışması ile belirleyerek kayıt altına aldık. Tahtacıların Meslek/iş ritmi (tahta biçme ritmi) ile mengi’nin melodik ritmi ve düzüm kalplarının (2 2 2 3) aynı olduğunu saptadık. Tahtacıların ifadesi ile” Mengi Tahtacının mührüdür”. Tahtacı Alevi Türkmenler arasında oynanan geleneksel oyun olup samaha yakın özellikler gösteren karşılama türü çoşkulu bir oyundur. Diğer bir ifade ile Mengi samahtan kopan ve samahi özellikler gösteren, samah ile karşılama arası bir oyundur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜRESELLEŞME VE GÜVENLİK KAVRAMLARININ COVID-19 SALGINI ÖZELİNDE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52081</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52081</guid>
      <author>Orkun TARLANOĞLU</author>
      <description>Soğuk Savaş dönemi Sovyetler Birliği’nin dağılması ile son bulmuş ve uluslararası sistemde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bunlardan biri küreselleşme olgusunun çok daha fazla önem kazanmaya başlamış olmasıdır. Küreselleşme, bireyler ve bireylerin etkileşim halinde olduğu ekonomik, siyasi, sosyal, sağlık, kültürel birçok faktörün ulusal sınırları aşarak uluslararası bağlamda kendine yer edinmesi olarak tanımlanabilir. İçerisinde birçok faktörü barındırmakla beraber küreselleşme olgusu, literatürde genellikle ulus-devlet ve onun güvenlik anlayışına getirdiği yeni yaklaşımlar üzerinden ele alınmıştır. Devletler, güvenliği askeri alanda değerlendirirken özellikle küreselleşmenin önem kazanmasıyla beraber güvenliğin de artık çeşitli boyutlarının olduğuna dair söylemler geliştirilmiş ve Kopenhag Okulu ile beraber güvenliğin birçok alt başlığı içerisinde barındırdığı düşüncesi önem kazanmıştır. Bu bağlamda çalışmanın üzerinde durduğu COVID-19 salgını, ulusal güvenliğin geniş bir perspektifle değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. Koronavirüsle beraber küreselleşmenin yalnızca ekonomik boyutunun değil, sağlık boyutunun da çok önemli olduğu anlaşılmıştır. Nitekim ilk olarak Çin’in Wuhan kentinde görülen koronavirüs, ilerleyen süreçte neredeyse bütün dünyayı etkisi altına alarak küresel bir boyuta ulaşmıştır. Salgının başında devletler kendi ulusal önlemlerinialmış olsalar dahi ilerleyen süreçte küresel salgınla mücadelenin de küresel olması gerektiği fikri ön plana çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TERÖRÜN EKONOMİK BÜYÜME ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: BRICS-T ÜLKELERİ ÖRNEĞİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51477</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51477</guid>
      <author>Cem GÖKCEAbdurrahim KAYA  </author>
      <description>Terör çok eski dönemlerden beri yıkıcı etkileri olan ve toplumların gündeminde yer alan bir kavramdır. Terörün öncelikle güvenlik kavramını tehdit edici bir unsur olduğu ayrıca ölümcül ve yıkıcı etkilerinin olduğu unutulmamalıdır. Bununla birlikte, terör olaylarının ekonomik, siyasi ve sosyal etkileri literatürde uzun zamandır tartışılmaktadır. Bu çalışmanın amacı terörün ekonomiler üzerindeki en önemli etkilerinden biri olan ekonomik büyümeye etkisini analiz etmektir. Bu amaçla BRICS-T ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika ve Türkiye) için terörün ekonomik büyüme üzerindeki etkisi panel veri analizi yardımıyla ampirik olarak incelenmiştir. Çalışmanın temel sonuçları beklentiler dahilinde ortaya çıkmıştır. Çalışma, ele alınan ülkelerde terörün ekonomik büyümeyi olumsuz olarak etkilediğini ampirik olarak ortaya konmuştur. Çalışmanın temel ampirik sonucuna göre, terör değişkenindeki 1 birimlik artış GDP değişkenini 0,396 birim azaltmaktadır. Bu çalışmanın sonucunda uluslararası toplumun terörün ortadan kaldırılmasına yönelik çabalarını artırması gerektiği vurgulanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LOJİSTİK FAALİYETLERDE KARŞILAŞILAN RİSKLER VE FİRMA PERFORMANSI: KARAMAN İLİNDE BİR ÖRNEK OLAY İNCELEMESİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45451</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45451</guid>
      <author>Ahmet Alper SAYINFerdane YAŞAR</author>
      <description>İşletmeler, lojistik faaliyetlerini yerine getirirken bazı riskler ile karşı karşıya kalabilmektedirler. İşletmeler karşılaştıkları belirsizlik, tehlike gibi risk faktörlerini minimize ederek fırsata çevirmeye çalışmaktadır. Yakalanan bu fırsatlar, işletmenin rekabet avantajına ve performansına olumlu etkiler sağlamaktadır. Çalışmada ilk olarak; lojistik, risk ve lojistik risk türleri kavramları ele alınmıştır. Sonrasında, teorik çerçevede belirtilen lojistik faaliyetlerde karşılaşılan risklerin, Karaman ilinde yerel bir firmanın işletme performansına etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Lojistik faaliyetlerde karşılaşılan risklerin işletme performansına etkilerini incelemek için 2019 yılı Kasım ayında hazırlanan soru formu üzerinden, çalışanlarla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma tekniklerinden olan derinlemesine mülakat (yarı yapılandırılmış görüşme) tekniği kullanılmıştır. İşletmenin karşılaşmış olduğu risklere karşı aldığı kararların sağladığı yararlar detaylı olarak ele alınmıştır. İşletmenin risklere karşı aldığı tedbirlerin iş verimliliğine olumlu etkisi olduğu yöneticilerden alınan veriler ile desteklenmektedir. Son olarak, işletmede yapılması gereken ilave önlemler görüşmeler neticesinde tespit edilmiş, öneri olarak firma yöneticilerine sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİNDE YAŞAMDAN BEKLENTİLERDE 12 YILLIK ZAMAN DİLİMİNDE DEĞİŞİM </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52708</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52708</guid>
      <author>Yaşar KAYALara Utku İNCE ,Süheyla ÜNAL </author>
      <description>Beklenti yaşamdaki öncelikleri belirleyerek bireyin davranışlarını yönlendirir. Zaman içerisinde değişen sosyal yapı, “iyi yaşam” anlayışıyla birlikte beklentileri de yeniden şekillendirir. İçsel bir yaşam değerine sahip olan ölüm, yaşama anlam katan, yaşamı düzenleyen bir olgu olarak önem taşır. Ölüme yüklenen anlamlarla birlikte yaşamdan beklentiler de değişir. Yaşamdan beklentiler, gelecek için öngörülerdir ve yaşamımızın her alanını etkiler. Yaşamdaki önceliklerin değişimi, ihtiyaçlara, değerlere, yaşam tarzına yansımaktadı. Bu çalışmada Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan bireylerin yaşamdan beklentilerini ve bu beklentileri etkileyen sosyodemografik değişkenleri 12 yıl arayla araştırmak suretiyle zaman içerisindeki değişimini belirlemek amaçlandı.  Değerlerdeki değişimin cinsiyet, yaş, eğitim, medeni durum gibi sosyodemografik değişkenlerden nasıl etkilendiği araştırıldı. Çalışmanın ilk kısmı 2008 yılı Mayıs-Haziran ayları arasında basit rastlantısal örneklemle seçilen 690 gönüllü denekle yüz-yüze anket uygulamasıyla gerçekleştirilmiştir. Aynı anket formu 2020 Haziran-Temmuz ayları arasında “Kovid 19 salgını sürecinde ölüm korkusu ve benlik saygısı ilişkisi” konulu bir çalışmanın bir bölümü olarak ölümü belirginleştirici etki oluşturmak için kullanıldı. Çalışmamızın sonuçları toplumumuzdaki değişme sürecinin uyumcu nitelikte olduğunu düşündürmektedir. Birçok bireysel ve toplumsal değerin önemini korumaya devam ettiği, önem sıralamasında bazı değişikliklerin olduğu dikkati çekmektedir. 12 yıldaki toplumsal değişim, genişleyen yaşam fırsatlarıyla birlikte bireylerin yaşamdan beklentilerini değiştirmiş görünmektedir. İnsanın gelişimi kuramına göre genişleyen yaşam fırsatları, bireyi daha fazla özgürleştirici ve kendisini ifade edici değerlerin seçimine yönlendirir. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki fiziksel ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyacı gibi daha temel ihtiyaçlar yanısıra “kendini gerçekleştirme”ye karşılık gelen beklentilerde artış olması toplumdaki değişim sürecinin sahip olunan olanaklarla paralel geliştiğini düşündürmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İBN ÂŞÛR VE MÜNÂSEBET İLMİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48821</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48821</guid>
      <author>Omar ABULAİL</author>
      <description>Kur’ân ayetleri veya sûreleri ya da ayetler ile sûrenin ana teması arasında bir irtibatın olduğu müfessirler tarafından ifade edilmektedir. Hatta bu konuda “Münâsebetü’l-Kur’ân” adı altında bir Kur’ân ilmi oluşmuştur. Bazı müfessirlerin bu ilme ve Kur’ân’daki ayetler, sûreler arasındaki bu irtibata çok önem verdikleri görülmektedir. Bu müfessirlerden birisi de XX. yüzyıl âlimlerinden Tunuslu Muhammed Tahir İbn Âşûr’dur. Makalemizde İbn Âşûr’un “et-Tahrîr ve’t-Tenvîh” isimli tefsirinde münâsebet ilmiyle ilgili konuları araştırdık. Önce kısa olarak İbn Âşûr’u tanıtmaya ve münâsebet ilmiyle ilgili özet denilebilecek bilgiler sunmaya çalıştık. Daha sonra “İbn Âşûr’un Münâsebet İlmindeki Yeri Ve Önem Atfettiği Yönleri” başlığı altında, İbn Âşûr’un münâbet ilmindeki konumu, ayet-i kerimeler ve sûreler arasındaki münâsebete ya da ayet-i kerimeler ile sûrenin ana teması arasındaki irtibata yaklaşımını ve bu husustaki özgün metodunu ifade etmeye gayret ettik. Konumuzla ilgili tefsirinde birçok örnek olmasına rağmen uzatmamak adına ve yerimizin kısa olması nedeniyle az örneklerle yetindik. İbn Âşûr’un Kur’ân’daki münâsebet konusunu işlerken takip ettiği metot ve kaideleri maddeler halinde misalleriyle beraber açıkladık.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLİMSEL ETİK BAĞLAMINDA ORTAOKUL ÖĞRENCİLERİN DENEYİMLERİ  </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51650</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51650</guid>
      <author>Çağrı DEMİRTAŞYasin DOĞAN  </author>
      <description>Etik son yıllarda üzerinde önemle durulan bir konu haline gelmiştir. Etik, toplumun bakış açısını dikkate alarak bireylerin uygun ve uygun olmayan davranışlarını belirler. Bireylerin etik davranışları öğrenmesi ve benimsemesinde eğitim oldukça önemli bir süreçtir. Eğitim sürecinde bireyin özellikle eğitim yaşamında ihtiyaç duyacağı bilimsel etiğin kazandırılması önem arz etmektedir. Bilimsel etik normlarının kazandırılması öğrencilerin eğitim sürecinde yapacakları çalışmalarda yararlanacakları kaynakların bir emek ürünü olduğunu fark etmesini sağlayabilir. Bu kapsamda toplumsal olayları konu edinen Sosyal Bilgiler öğretim programında bilimsel etik ile ilgili çeşitli kavram ve değerler yer almaktadır. Eğitim sürecinde öğrencilere programda yer alan bilimsel etik ilkeler öğretilmektedir. Ancak programın amacına ulaşması için öğrencilerin bu etik ilkeleri benimseyip davranışa dönüştürmeleri önemlidir. Bu durumdan hareketle hazırlanan bu çalışmanın amacı öğrencilerin deneyimlerine göre kendilerinin ve öğretmenlerinin bilimsel etik değerlere uyma sıklığına ilişkin görüşlerini belirlemektir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Bu araştırmanın örneklemini (katılımcılarını), Adıyaman ili merkez ilçesinde bulunan Millî Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okullarında okuyan 5, 6 ve 7 sınıf öğrencilerinden oluşan 1002 kişi oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen “Öğrenci Görüşüne Göre Bilimsel Etik Değerler Anketi” kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin bilimsel etiğe ilişkin algıları sınıf düzeyine göre farklılaşmamaktadır. Ancak sonuçlar okul türü değişkenine göre incelendiğinde ise imam hatip ortaokulu öğrencilerinin lehine oluşan farklılaşma ortaya çıkmıştır. Öneri olarak; Araştırmaya dâhil edilen öğrencilerin yaş düzeyleri göz önüne alındığında öğretmenlerini rol-model alabilecekleri yaşlarda olmaları, bilimsel etik konusunda öğretmenlerinden etkilenmeleri ihtimaliyle öğretmenlere bilimsel etik temelinde lisansüstü eğitimler verilerek hem etik konunda rol model olma hemde bu konuda eksiklerinin giderilmesi sağlanabilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


