






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of History School, Yıl 2025 Sayı LXXVIII</title>
    <link>https://johschool.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3787</link>
    <description>Journal of History School</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    <generator>&lt;p&gt;Asos Yayınları&lt;br /&gt; Kızılay Mahallesi, Fevzi Çakmak-2 Sk. No:37/1, 06420 Çankaya/Ankara&lt;br /&gt; &lt;a href="https://www.asosyayinlari.com/dergilerimiz.html" target="_blank"&gt;https://www.asosyayinlari.com/&lt;/a&gt;</generator>
    <item>
      <title>Yeni Bir Kamusal Alan Olarak İnternet: Ekşi Sözlük’te Avrupa Birliği Tartışmaları</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82269</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82269</guid>
      <author>Onur ÖKSÜZMustafa Zeki ABUR </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;21. yüzyıl ile birlikte internetin etkisiyle şekillenen dijital platformlar, alternatif kamusal alan olmaktan çıkarak en gözde kamusal alanlar haline gelmektedir ve dijital platformlarda yapılan paylaşımlar, kamusal alanın biçimlendirilmesine katkıda bulunmaktadır. Dijital platformlardan biri olan internet sözlükleri, bireylerin düşüncelerini ifade edebildiği sosyal platformlardır. İnternet sözlüklerinde uluslararası arenadaki önemli olaylara ve ülke gündeminde yer alan önemli olgulara ilişkin paylaşımlar yapılmaktadır. Bu sözlüklerde odaklanılan konu başlıklarından biri Avrupa Birliği’dir. Avrupa Birliği, Türkiye’nin uzun yıllar boyunca içerisinde olmayı arzu ettiği politik bir birliktir. Bu araştırma kapsamında kullanıcıların fikirlerini paylaştıkları dijital platformlardan biri olan Ekşisözlük adlı internet sözlüğünde Avrupa Birliği ile ilgili paylaşımlar içerik analizine tabi tutulmuştur. Bu bağlamda, inceleme kapsamında yer alan dijital platformdaki Avrupa Birliği konusundaki iletiler, paylaşım dili, kelime sayıları, entrylerin içeriği, AB entegrasyon süreçlerine dair görüşler, Türkiye’nin AB üyeliğine dair görüşler ve bilgilendirme amaçlı paylaşımlar olmak üzere altı temel kategoride analiz edilmiştir. Ekşi Sözlük platformunda Avrupa Birliği ile ilgili en çok konuşulan konuların politik meseleler, ekonomi ve güvenlik olduğu tespit edilmiştir ve AB entegrasyon süreçlerine dair olumsuz görüşlerin daha fazla iken Türkiye’nin AB üyelik sürecine olumlu görüşlerin daha fazla olduğu saptanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE TÜRKÇESİNDEKİ ATASÖZLERİNDE YER ALAN BAĞLAMA GRUPLARI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82565</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82565</guid>
      <author>Yasemin ÇELİK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Atasözleri geçmişten günümüze Türkçenin söz varlığı üzerine pek çok veriye sahip olan kalıp sözlerdir. Bu sözlerde, Türk kültürüne ait inanışlar, gelenekler, iyi ve kötü dilekler, uyarılar gibi unsurlar dikkati çekmektedir. Böylelikle bu sözlerle, Türk kültürü ile ilgili bilgileri öğrenme ve bunlardan haberdar olma imkânına sahip olunmaktadır. Ayrıca bu sözler, Türk kültüründeki unsurlara dair bilgiler vermesi yönüyle Türk halkı üzerinde yaptırım gücü oluşturma, uyulması gereken kuralları hatırlatması yönüyle de uyarma vazifesi görmektedir. Atasözleri gerek dil alanında gerekse kültürel anlamda yapılan çalışmalarda, uzun süre araştırıcıların yararlandığı en önemli malzemeler arasında yer almıştır. Bu çalışmada, Türkiye Türkçesinde, ölçünlü dilde, yer alan atasözleri ve bunlar içerisinde yer alan bağlama grupları incelenmiştir. Çalışmada Türkiye Türkçesinde yer alan atasözlerinde “bir&amp;hellip;bir(de)”, “dA&amp;hellip;dA”, “değil”, “hem&amp;hellip;hem(de)”, “ile”, “ister/isterse&amp;hellip;ister/isterse”, “kimi&amp;hellip;kimi”, “mI/mU&amp;hellip;mI/mU”,&lt;span style="color: #92d050;"&gt; “&lt;/span&gt;ne&amp;hellip;ne(de)”, “ve”, “ya&amp;hellip;ya(da)” bağlaçları ile bağlama grubu oluşturduğu görülmüştür. Çalışmada öncelikle, sözü edilen bu bağlaçlar sıralanmış, her başlık altında ilgili bağlaç hakkında bilgiler verilmiş, ardından Türk atasözlerinde bu bağlaçlarla kurulan bağlama grupları gösterilmiştir. Buna göre atasözlerinin en çok “ile”, en az “ister/isterse&amp;hellip;ister/isterse”, “kimi&amp;hellip;kimi”, “ve” bağlacı ile bağlama grubu oluşturduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu atasözlerinde, sözü edilen bağlaçların bağladığı sözcük türleri, sözcük grupları da değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile, Türk atasözlerindeki bağlama unsurlarının gösterilmesi ve bu bağlama unsurları ile oluşturulan bağlama gruplarının tespit edilmesi, atasözleri üzerine yapılan çalışmalara bağlama grupları konusunda katkı sağlanması ve dil araştırmaları bakımından daha önce araştırmacılar tarafından değinilmemiş olan bu konu ile ilgili boşluğun doldurulması amaçlanmıştır.&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEPREM SÜRECİNİ YAŞAYAN ÖĞRENCİLERİN ÇALGI ÇALIŞMA DURUMLARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN İNCELENMESİ: BİR FENOMENOLOJİ ARAŞTIRMASI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80129</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80129</guid>
      <author>Tuna TAŞDEMİR</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu araştırmanın amacı, deprem sürecini yaşayan öğrencilerin çalgı çalışma durumlarını etkileyen faktörleri incelemektir. Bu kapsamda 06.02.2023’te Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen depremden etkilenen müzik bölümü öğrencilerinin, deprem sonrası süreçte çalgı çalışma durumlarını etkileyen faktörler belirlenmiştir. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı ve durum tespitine yönelik bir fenomenoloji çalışmasıdır. Veri toplama sürecinde, 6 Şubat depremini yaşamış, müzik bölümlerinde öğrenim gören ve gönüllü olarak katılım gösteren 28 öğrenci ile görüşmeler yapılmış ve veri toplama aracı olarak yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Fenomenoloji araştırması olmasına rağmen amaçlı örnekleme ile maksimum çeşitlilikte veriye ulaşılabilmesi amacıyla katılımcı sayısının fazla olması sağlanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Görüşme formunda "Kişisel İhtiyaçlar", "Kurumsal İmkanlar" ve "Psikolojik Durum" olmak üzere üç ana tema belirlenmiş ve elde edilen veriler doğrultusunda alt tema ve kodlar oluşturulmuştur. Araştırma sonuçları, deprem sürecini yaşayan öğrencilerin çoğunluğunun barınma sorunları nedeniyle çalgı çalışmalarını yapamadıklarını, ayrıca barınma ve internet sorunları yaşadıkları için çevrimiçi derslere katılamadıklarını göstermiştir. Katılımcıların çoğunluğunun kurumlardan destek almadığı ve en çok ihtiyaç duyulan desteklerin çalışma ortamı ve çalgı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Psikolojik durumlarının kaygı ve korku duyguları nedeniyle çalgı çalışmalarını olumsuz etkilediğini belirten öğrenci sayısının fazla olduğu, çoğunluğun isteksiz hissetme ve olanaklarının yetersizliği sebebiyle çalgı çalışma motivasyonlarının olumsuz etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİH ARAŞTIRMALARINDA ÖĞRENCİ YILLIK/ALBÜMLERİNİN ÖNEMİ VE “KONYA YÜKSEK İSLAM ENSTİTÜSÜ” ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81991</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81991</guid>
      <author>Meral KAYABAŞI</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Tarih araştırması kaynaklara dayanır, kaynak olmadan tarih yazmak mümkün değildir. Tarihin başlıca kaynakları arasında, “&lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;yıllıklar/albümler&lt;/em&gt;” de yer almaktadır. Ancak, “&lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;yıllıklar/albümler&lt;/em&gt;” araştırmacılar tarafından çok da dikkate alınmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, diğer meslek okulu mezunlarında olduğu gibi İmam Hatip okulu mezunları da üniversiteye gidemiyor ve yüksek öğretim alabilecekleri herhangi bir okul da bulunmuyordu. Bu amaçla Demokrat Parti döneminde, 1959 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü törenle eğitim ve öğretime açılmıştır. Yüksek İslam Enstitüleri 1959-1983 yılına kadar İmam Hatip mezunlarını alan bir yüksek öğrenim kurumu olarak işlevini sürdürmüş ve yerini İlahiyat Fakültelerine bırakmıştır. İstanbul, Konya, Kayseri, İzmir, Erzurum, Bursa ve Samsun’da açılan okullarla birlikte Yüksek İslam Enstitülerinin sayıları yediye ulaşmıştır. İkinci olarak 1962 yılında Konya Yüksek İslam Enstitüsü açılmıştır. Yüksek İslam Enstitüleri hakkında birincil kaynakların sınırlı olması, araştırmacıları bu konuda farklı kaynaklara baş vurmaya yöneltmiştir. Yüksek İslam Enstitüleri, öğrenci mezuniyet albümleri hazırlama geleneği bulunan kurumlardandı. Bu çalışmada,&amp;nbsp;&lt;span style="color: black;"&gt;Konya Yüksek Enstitüsü öğrencileri tarafından hazırlanan mezuniyet yıllıkları ele alındı. Yıllıklarda bulunan Konya Yüksek İslam Enstitüsü hakkındaki bilgiler değerlendirilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMENLERİN OLUMSUZ SINIF DİSİPLİN İKLİMİ ALGILARI İLE YAŞADIKLARI İŞ STRESİ ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82435</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82435</guid>
      <author>Yusuf Celal EROL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Garamond;"&gt;Bu çalışma, öğretmenlerin sınıf disiplin iklimine ilişkin algıları ile yaşadıkları iş stresi arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Sınıf ortamı, öğrencilerin akademik başarıları ve psikolojik iyi oluşlarının şekillenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Öğretmenlik, yoğun duygusal emek ve çok yönlü sorumluluklar gerektiren bir meslektir; sınıf yönetimi ve disiplin sorunları da başlıca stres kaynakları arasında yer almaktadır. Disiplin iklimi, kuralların uygulanma biçimi, öğretmen-öğrenci etkileşimi ve öğrencilerin davranışları ile şekillenen bir sınıf atmosferidir. Bu iklim, sınıf ortamını, olumlu veya olumsuz şekilde etkileyebilir. Bu durum hem öğretmenlerde ve hem de öğrencilerde, olumlu veya olumsuz strese neden olabilir. Bu kapsamda, 2018 yılı Öğretme ve Öğrenme Uluslararası Araştırması (TALIS) kapsamında Türkiye’de görev yapan 8.342 öğretmenden elde edilen veriler analiz edilmiştir. Elde edilem bulgular, öğretmenlerin genel olarak sınıf disiplin iklimini olumsuz algılamadıklarını ve yüksek düzeyde iş stresi yaşamadıklarını göstermektedir. Ancak, olumsuz disiplin iklimi algısı ile iş stresi arasında düşük düzeyde pozitif bir ilişki (r = 0.256) tespit edilmiştir. Ayrıca, iş stresindeki varyansın % 6.58’i olumsuz disiplin iklimi algılarıyla açıklanabilmektedir. Bu bulgular, öğretmenlerin sınıf yönetimi becerilerinin sürekli mesleki gelişimlerle desteklenmesi ve stresle başa çıkma mekanizmalarının yaygınlaştırılmasının önemini vurgulamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt; &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEPREMLERE KARŞI YEREL SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ REAKSİYONU: TOPLUMUN GÜÇLENDİRİLMESİ VE ACİL YARDIM FAALİYETLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81193</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81193</guid>
      <author>Hasan AKAYNevzat NARÇİÇEK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Depremler, dünya genelinde toplumlar ve yerel yönetimler üzerinde büyük etkilere sahip olan ciddi tehditlerdir. Deprem yönetimi, afet öncesi hazırlık, afetler sırasındaki müdahale ve afet sonrası iyileşme gibi bir dizi önlem ve faaliyeti kapsar. Bu süreçlerin etkili bir şekilde uygulanması, yerel paydaşların işbirliği ve katılımına dayanır. Yerel sivil toplum kuruluşları, yerel halkın ihtiyaçlarını anlama/ algılama, acil yardım sağlama ve yerel toplumun gelişim sürecine katkı sağlama gibi önemli bir rol oynar. Bu çalışma, yerel sivil toplum kuruluşlarının depremlerde sosyal etkisini inceleyerek, deprem yönetiminde yerel paydaşların önemini vurgulamayı amaçlamaktadır. Depremlere karşı hazırlıklı olmak, etkilerini azaltmak ve kamu güvenliğini sağlamak için kritik bir süreçtir. Yerel sivil toplum kuruluşları, farkındalık kampanyaları düzenlemek, eğitim programları düzenlemek ve toplum tabanlı erken uyarı sistemlerini uygulamak suretiyle toplumları hazırlayabilir. Yerel bilgi ve deneyimleri kullanarak afet risk analizlerine katkıda bulunarak, yerel risk algısını ve afetlere tepki verme becerisini artırabilirler. Depremlerde zamanında ve etkili müdahale büyük önem taşır. Yerel sivil toplum kuruluşları, afetzedelere acil yardım ve destek sağlayarak deprem müdahalesinde kritik bir rol oynar. Yerel gönüllülerin harekete geçirilmesi, deprem mağdurlarına barınma ve temel ihtiyaçların sağlanması, sağlık hizmetlerinin sunulması ve psikososyal destek sunulması yerel sivil toplum kuruluşlarının etkisini gösteren faaliyetlerden bazılarıdır. Deprem sonrası iyileşme süreci, toplumların normale dönmesi ve hasar gören altyapının yeniden inşası için hayati öneme sahiptir. Bununla birlikte yerel kaynakları etkili bir şekilde kullanarak, yerel ekonomik ve sosyal iyileşmeyi teşvik etme rolünü gerçekleştirebilirler. Yerelleştirmenin stratejilerini kullanarak sivil toplum kuruluşları güçlendirilebilir, toplum katılımı teşvik edilebilir ve yerel bilgi ve kaynaklar etkili bir şekilde kullanılabilir. Yerelleştirmenin depremlere karşı toplumsal dirençlerin etkinliğini artırabileceği ve güçlendirebileceği savunulmaktadır. Örneğin, yerel sivil toplum kuruluşları toplum katılımını teşvik ederek deprem öncesi hazırlık ve deprem müdahalesi süreçlerinde daha etkili olabilirler. Ayrıca, yerel bilgi ve deneyimlere dayanarak, deprem risk analizlerini iyileştirerek ve yerel kaynakları kullanarak, sivil toplum kuruluşları deprem sonrası iyileşme sürecinde daha sürdürülebilir çözümler üretebilirler.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OTELLERDE MÜŞTERİ VE ÇALIŞAN ETKİLEŞİMİNİN HİZMET BAŞARISINA VE TÜKETİCİ MEMNUNİYETİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80115</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80115</guid>
      <author>Aynur GÜLENÇ BİRSEN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Turizm tüketicileri konaklama deneyimleri süresince çeşitli taleplerde bulunmak, otel olanaklarıyla ilgili bilgi almak ya da yaşadıkları problemlere çözüm bulmak için otel çalışanlarıyla çok sık etkileşim kurarlar. Bu etkileşimlerin bir kısmı tatmin edici tatil deneyimlerinin yaşanmasına vesile olurken, bazıları da duygusal olarak olumsuz etkilenmelerine ve memnuniyetsizliklere yol açabilmektedir. Çalışanların bu süreci iyi yönetmesi tüketici beklentilerinin karşılanması ve memnuniyetleri açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı otel çalışanlarının misafirlerle olan etkileşimlerinin misafirlerin konaklama deneyimlerinin kalitesine olan etkisini araştırmaktır. Bu kapsamda misafirlerin otelde konaklamaları esnasında çeşitli otel çalışanlarıyla yaşadıkları etkileşim deneyimleri yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda misafirlerin en çok konaklamaya ilişkin memnuniyetsizlik içeren durumlar yaşadıkları ve yaşanılan olumsuz durumların bir kısmının ise telafi edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE HERALD GAZETESİNDE BİR KAPALI ÇARŞI ESNAFI: SABUNCU İBRAHİM</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81030</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81030</guid>
      <author>Özden AYDIN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen Kapalı Çarşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve sosyal yaşamının önemli bir parçasıdır. Ticari hayatın nabzının tutulduğu bir mekân olmasının yanında, payitahtın merkezinde her tabakadan insanın bir arada bulunduğu, birbirinden farklı dil ve yerel ağızların etkileşim içinde olduğu, kaynaştığı, kolektif eylemlerin gerçekleştiği bir mekândır. Bu özelliği sayesinde Kapalı Çarşı’nın Osmanlı’nın hiyerarşik yapısını ve çok kültürlü sosyal dokusunu yansıtmasına olanak sağlamıştır. Tarihin her döneminde Osmanlı “millet” sisteminin ferahlatıcı ortamı Kapalı Çarşı’da ticari ve kültürel bir motivasyon iklimi yaratmıştır. Burada hâkim olan örüntü, Osmanlı’nın kurumsal yönüyle ilişkilendirilen çeşitli meslek grubundan farklı inanış ve değerlere sahip bir esnaf birliğinin oluşmasıdır. Bu çalışma ile New York’ta yayınlanan &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;The Herald Gazetesi&lt;/em&gt;’nin 11 Mayıs 1838 tarihli haberinde yer verilen İstanbul Kapalı Çarşısı’nda sabun dükkânı işleten İbrahim’in mektubunun değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Eğitimi hakkında bilgi vermeyen İbrahim, Pera Palas’da ikamet eden papaz arkadaşı Antoine’den öğrendiği İngilizcesi ile bir mektup kaleme almıştır. İbrahim mektubunda; ailesi, bilhassa babası, esnaf komşuları hakkında bilgiler vermiştir. Çarşı esnafı içerisinde babasının özel bir konumda olduğunu muhtelif satırlarda dile getirmiş ve yaşadığı tarihlerde ziyaretine gelen Osmanlı elitinden bahsetmiştir. Mektubunun ilerleyen satırlarında Osmanlı kadısının Kapalı Çarşı esnafına karşı tutumunu şahit olduğu bir örnekle açıklamıştır. Değerlendireceğimiz bu mektup sıradan bir esnafın gözüyle devrin siyasi, sosyal ve ekonomik atmosferini yansıtması açısından bazı ipuçları vermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AVRUPA HUN İMPARATORLUĞU İLE BİZANS İMPARATORLUĞU ARASINDAKİ DİPLOMATİK İLİŞKİLER: SAVAŞ GÜCÜNE KARŞI İKTİSADİ KAYNAKLARLARLA SAĞLANAN BARIŞ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80948</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80948</guid>
      <author>Sezgin GÜÇLÜAYMehmet Ertan BAMYACI  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Diplomasi zaman içerisinde anlamsal değişimler geçirmiş ve toplumdan topluma uygulanışında farklılıklar yaşamışsa da devletlerin hayatında hep var olmuştur. Tarih boyunca devletler, diplomasiyi genelde barışçıl yollarla kazanımlar elde etme üzerine şekillendirmeye çalışmışlardır. Diplomasinin gelişmesinde ve kurumsallaşmasında Yunan şehir devletleri ile Helen mirasından beslenen Roma İmparatorluğu’nun önemli katkılarının olduğu bilinmektedir. Roma imparatorluğu diplomasiye yeni kurumlar kazandırmadan ziyade, diplomatik ayrıcalık kavramını ve anlayışını geliştirmiştir. Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra Doğu Roma yani Bizans birçok alanda olduğu gibi diplomasi alanında da Roma anlayışını ve geleneklerini devam ettirmiştir. Ancak sadece Bizans üzerinden bakıldığında dahi, Bizans diplomasisinin büyük ölçüde Türklerle olan ilişkileri etrafında şekillenmiş olması, Türklerin diplomasinin gelişimine sunduğu katkının boyutunu göstermektedir.&lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt; Avrupa Hun İmparatorluğu’nun tarihteki yeri kadar, Bizans’ın sürekli tehdit ve mücadeleye karşı yüzyıllarca ayakta kalma başarısı da bir o kadar önemlidir. Bizans İmparatorluğu’nun varlık mücadelesi içerisinde sürekli bir Türk gerçeği olmuştur. Bizans’ın hayatındaki Türk gerçeğinin önemli temsilcilerinden biri Avrupa Hunlarıdır. Hunlarla, Bizans arasındaki ilişkiler dünya tarihinde de önemli sonuçlar doğurmuştur.&lt;/span&gt; Bizans- Hun diplomatik ilişkisi Kavimler Göçü’yle başlamıştır. Bizans, imparatorluğun varlığını devam ettirmede diplomasiyi en güçlü araçlardan biri olarak görmekteydi. Avrupa Hun İmparatorluğu ve Bizans arasında yaklaşık olarak yüz yıla yayılan bir siyasi ve diplomatik ilişki söz konusu olmuştur. Bu ilişkinin en yoğun ve uzun dönemi, Bizans imparator II. Theodosius ve Hun İmparatorluğu’nun sembol ismi Attila dönemidir. Bizans ve Avrupa Hunları kültürel yapıları ve stratejileri doğrultusunda diplomasiyi kendi araçları ve anlayışlarla farklı şekillerde yürütmüşlerdir. Ancak her iki tarafın diplomasiyi önemli görmesinde ve diplomatik ilişkilerin kurumsal bir yaklaşımla ele alınmasında ortak bir anlayış sergilenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dijital Yeterlilik ve Dijital Liderlik Arasındaki İlişki: Akademisyenler Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81276</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81276</guid>
      <author>Alper Tunga ŞEN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Çalışmanın amacı belirli devlet üniversitelerinde (Kastamonu Üniversitesi, Düzce Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Karabük Üniversitesi, Bartın Üniversitesi, Zonguldak Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi) görev yapmakta olan akademisyenlerin dijital liderlik algıları ile dijital yetkinlik algıları arasındaki ilişkinin tespit edilmesi şeklinde ifade edilebilmektedir. Çalışmanın ölçekleri bahsi geçen üniversitelerde görev yapmakta olan akademisyenlere uygulanmıştır. Çalışmada en sık tercih edilen nicel araştırma yöntemlerinden biri olan anket yöntemi uygulanmıştır. Çalışmada toplam 400 akademisyenden veriler elde edilmiştir. Veriler SPSS 24 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılmış olan ölçekleri güvenirliklerinin tespit edilmesi için Cronbach Alfa ve KMO değerleri kullanılmıştır. Çalışmada Büyükbeşe ve arkadaşları (2022) tarafından geliştirilen dijital liderlik ölçeği ve Tutar ve arkadaşları (2024) tarafından geliştirilen dijital yetkinlik ölçeği kullanılmıştır. Anket formu toplam 36 sorudan meydana gelmektedir. Araştırmada yer alan değişkenlerin birbirlerinden farklılaşıp farklılaşmadığının anlaşılması adına T-testi ve Anova analizlerinden yararlanılmıştır. Gerçekleştirilen analizlerin ardından katılımcıların dijital liderlik algıları ile demografik değişkenlerden arasında yer alan yaş ve gelir düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Buna ek olarak, katılımcıların dijital yetkinlik algıları ile demografik değişkenlerden arasında yer alan katılımcıların dijital yetkinlik düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Diğer yandan katılımcıların dijital liderlik algıları ve dijital yetkinlik algıları arasında 0,343 düzeyinde ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuç kısmında katılımcıların dijital liderlik algılarının ve dijital yetkinlik düzeylerinin nasıl artırılabileceği hakkında öneriler sunulmuştur.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kültürel ve Çevresel Değerlerin Kesişiminde Kültürel Mirasın Korunması: Uluslararası Belgeler Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80413</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80413</guid>
      <author>Mahmut ÖZDEMİRKOL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, kültürel mirasın korunmasının çevresel değerler ile ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Kültürel mirasın korunması, yalnızca tarihi ve sanatsal değerlerin korunması değil, aynı zamanda çevresel, ekonomik ve toplumsal boyutları da içine alan çok disiplinli bir alan olduğu ortaya konulmuştur. Kültürel değerlerin; çevre, insan hakları, demokrasi, çoğulculuk, ifade hürriyeti, sürdürülebilir kalkınma, yaratıcılık, biyo-çeşitlilik gibi olgularla doğrudan bir ilişkisi bulunmaktadır. Bu temelde kültürel çevre korumanın ilke ve değerleri önem kazanmaktadır. Bu ilkeler bir taraftan koruma bilincinin gelişmesini sağlamakta, diğer taraftan ise yasal alt yapının çerçevesini oluşturmaktadır. Kültürel değerler bütün insanların ortak mirası olarak kabul edilmektedir. Bu mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması devletlerin bir sorumluluğudur. Bu sorumluluğun güçlendirilmesi için koruma alanında kabul edilen birçok uluslararası belge bulunmaktadır. Bu belgelerden yola çıkarak koruma politikalarının taşıması gereken ilkeleri tespit etmek önem arz etmektedir. Bu çalışmada, uluslararası kültürel çevre koruma anlaşmalarından yola çıkarak kültürel çevre korumanın ilke ve değerleri tespit edilmiştir. Çalışmada kültürel çevre koruma alanında önemli belgeler incelenerek, kültürel değerler ile çevre arasındaki ilişki ele alınmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALİYA İZZETBEGOVİÇ’İN  İDEAL DİN ANLAYIŞI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81142</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81142</guid>
      <author>Hasan TOMAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Dünyada birçok İslam anlayışının olması ve bundan kaynaklı çok boyutlu sorunların varlığı İzzetbegoviç’in dert edindiği bir meseledir. Çalışma kapsamında onun “ideal din anlayışı” ele alınmakta ve böylelikle İslam toplumlarının nasıl bir yaklaşımda bulunmaları gerektiği değerlendirilmektedir. Ona göre, Müslüman toplumların takip etmeleri gereken yolun aşırılık veya pasiflik anlayışına dayalı bir yol değil, ziyadesiyle mutedil bir anlayış doğrultusunda bir yoldur. Bununla ilgili Kur’an’ı Kerim’e dayandırdığı görüşleriyle Müslümanlara mesajlar vermektedir. Onun deyimiyle, “orta yol” takip edilmelidir ve böylelikle Müslümanların doğru anlaşılması ve örnek olmaları mümkündür. Bu bağlamda, onun “orta yol”, “üçüncü yol” anlayışı ideal dini belirlemede önemli bir kriterdir. Çalışma kapsamında, İzzetbegoviç’in ideal din ile ilgili düşünceleri özellikle yazdığı kitaplar ve ilgili dökümanlar incelenerek dikkate alınmıştır. Bu yönüyle, nitel bir çalışma yöntemi kullanılmıştır. İzzetgeoviç’in orta yol olarak dontrinleştirdiği ideal din anlayışı farklı şekillerde değerlendirmeler ve yorumlamalar olsa da bu çalışmada kullanılan kaynaklar ve bakış perspektifi üzerine oluşturulan bu makaleyi yorumsal olarak farklı kılmaktadır. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ENGELLİLER SPORUNUN DOĞUŞU, GELİŞİMİ VE PARALİMPİK HAREKETE EVRİLMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80778</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80778</guid>
      <author>Mustafa HAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmada, engelliler sporunun doğuşu, gelişimi ve yaşanan tarihsel gelişimlerle birlikte küresel bir organizasyona ve Paralimpik Hareket’e dönüşümü incelenmiştir. Araştırma Antik Çağ’dan günümüze kadar olan süreçte engelli insanların sporla olan ilişkilerini tarihsel süreç çerçevesinde ele alarak Paralimpik Oyunlar’ın doğuşuna zemin hazırlayan gelişmeleri incelemeyi amaçlamıştır. Verilerin toplanmasında konu ile ilgili makaleler, bilimsel kitaplar, bilimsel yayınlar, geçerli ve güvenilir internet kaynakları literatür taraması yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Bu incelemeler neticesinde elde edilen veriler betimsel analiz yöntemi kullanılarak sistematik olarak dönemlere ayrılmış ve yorumlanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, Antik ve Orta Çağ’daki dini inanışlar ve kültürel sebeplerden dolayı engelli insanların sportif aktivitelere katılımlarının sınırlandırıldığını göstermiştir. Ancak Sanayi Devrimi ile birlikte engelli bireylere yönelik kurulan rehabilitasyon merkezleri ve spor kulüpleri sportif aktivitelere katılımlarını artırmıştır. Dr. Ludwig Guttmann’ın II. Dünya Savaşı sonrasında gazi olan askerlerin rehabilitasyonu için uyguladığı sportif organizasyonlar, günümüz Paralimpik Oyunları’nın temeline zemin hazırlamıştır. Engelli bireylerin uluslararası düzeyde rekabet edebildiği İlk Paralimpik Oyunları 1960 yılında Roma’da düzenlenmiştir. Bu gelişme ile birlikte sporun sadece rehabilitasyon aracı olmadığı aynı zamanda engelli sporcular için profesyonel bir alan haline gelmesinin de yolu açılmıştır. Ayrıca, Seul Paralimpik Oyunlarının, 1988 Olimpiyat Oyunlarının hemen ardından aynı şehirde düzenlenmesi Paralimpik Olimpiyatlarının dünya çapında tanınır hale gelmesine zemin hazırlamıştır. Sonuç olarak, engelliler sporu tarihsel süreçte sürekli gelişerek ilerlemiş, büyük organizasyonlara dönüşmüş ve en nihayetinde Paralimpik Oyunların doğmasına vesile olmuştur. Engelli insanların bu organizasyonlar aracılığıyla spora katılımları onların; fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimlerini destekleyen önemli bir rehabilite alanı haline gelmiştir. Ancak, spor tesislerinin erişilebilir olmaması, finansal yetersizlikler ve altyapı eksiklikleri gibi birçok olumsuzluk engelli insanların spora katılımlarını sınırlandırmaya devam etmektedir. Gelecekte, yapay zekâ destekli antrenman programları, politik düzenlemeler ve teknolojik gelişmeler ile engelli insanların spora katılımları daha da artırılabilir. Tüm bunlara ek olarak eğitim programlarının genişletilmesi, finansal desteklerin artırılması ve medyanın desteği engelli sporlarının sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahiptir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Ortaöğretim İngilizce Öğretim Programında Evrensel Tasarıma Dayalı Öğrenme: Karma Yöntemli Bir Araştırma </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82877</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82877</guid>
      <author>Duygu SAĞLAMÇetin SEMERCİ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-font-kerning: 1.0pt; mso-ligatures: standardcontextual;"&gt;Bu çalışma, Türkiye’deki ortaöğretim Yabancı Dil olarak İngilizce (EFL) öğretim programını Evrensel Tasarım İlkeleri (Universal Design for Learning- UDL) çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, öğretim programı ile öğrenme ortamlarının UDL ilkeleriyle ne ölçüde örtüştüğünü incelemek üzere açımlayıcı sıralı karma desen kullanılmıştır. Nicel aşamada, 267 İngilizce öğretmeninin 202’sinden (%76) anket yoluyla veri toplanmış ve öğretmen görüşlerine ilişkin kapsamlı bir genel görünüm elde edilmiştir. Nitel aşamada ise amaçlı örnekleme yoluyla seçilen sekiz İngilizce öğretmeniyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve durum çalışması yaklaşımı benimsenmiştir. Nicel veriler normal dağılım göstermediği için Mann-Whitney U testi uygulanmıştır. Görüşme verileri betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiş, katılımcı görüşlerine doğrudan alıntılarla yer verilmiştir. Bulgular, bazı Evrensel Tasarıma Dayalı Öğrenme ilkelerinin kısmen uygulandığını; ancak erişilebilirlik ve öğrenci katılımı boyutlarında önemli eksikliklerin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu araştırma, yabancı dil öğretimini geliştirmeyi hedefleyen program geliştiriciler ve karar alıcılar için önemli çıkarımlar sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE YAŞLI NÜFUS TEMELİNDE SOSYAL POLİTİKALAR VE AKTİF YAŞLANMA: KAOS MU, DÖNÜŞÜM MÜ?</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82822</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82822</guid>
      <author>Tuğba GÜCENMEZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Yaşlanmanın bireylerde ve toplumda yarattığı değişikliklerin sonuçlarını tahmin edebilmek oldukça zordur. Nüfusun yaşlanmasının sosyo-ekonomik ve siyasal etkileri giderek daha belirgin hale gelmektedir. Artan yaşlı nüfus, sağlık ve sosyal güvenlik sistemleri üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır. Yaşlanmanın olumsuz yönlerini azaltmak ve olumlu yönlerini teşvik etmek, toplum refahını yükseltmeyi amaçlayan sosyal politikanın temel faaliyet alanıdır. Çalışma, sosyal güvenlik mevzuatını da içeren bir geleneksel literatür taramasına yönelik bir değerlendirme şeklindedir. Dünyada son dönemde yaşanan köklü teknolojik değişimler ve kitlesel göç hareketlerinin yarattığı etkiler dikkate alınmaksızın Türkiye’de mevcut yapı üzerinden bir analiz yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmada, aktif yaşlanma yaklaşımı da ele alınarak, bugün "daha iyi" bir yaşlılık süreci için bu grubun değişen ihtiyaçlarına daha duyarlı bir şekilde yanıt vermesi gereken sosyal politikaların karışıklık mı değişiklik mi getirdiği tartışılmaktadır. Özetle, “Türkiye’de yaşlanan nüfus politikaları bir kaosun habercisi mi, yoksa toplumsal yapının sosyal politikalar çerçevesinde yeniden organize edilerek daha sürdürülebilir bir geleceğe evrilebileceği bir fırsat mı?” sorusunun cevabı aranmaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>STAJ YAPAN ÖĞRENCİLERDE MESLEKİ ATILGANLIK İLE BİREYSEL GİRİŞİMCİLİK YÖNELİMİ ARASINDAKİ İLİŞKİ: HAVACILIK YÖNETİMİ BÖLÜMÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80632</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80632</guid>
      <author>Ahmet Selim SÜZER</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, havacılık yönetimi bölümünde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin mesleki atılganlık ve bireysel girişimcilik yönelimleri arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Araştırmada, Mesleki Atılganlık Ölçeği ve Bireysel Girişimcilik Yönelimi Ölçeği kullanılarak öğrencilerin bu iki kavrama yönelik düzeyleri belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, mesleki atılganlık ile bireysel girişimcilik yönelimi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir (r=0,406, p&lt;0,01). Bu da mesleki atılganlığın bireylerin girişimcilik eğilimlerini artırmada önemli bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca cinsiyete dayalı analizlerde, erkek öğrencilerin bireysel girişimcilik yönelimi puanlarının kadın öğrencilerden daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p&lt;0,05). Bu durum, cinsiyetin bireysel girişimcilik yönelimi üzerinde etkili bir değişken olabileceğini göstermektedir. Yapısal model analizleri sonucunda ise mesleki atılganlığın bireysel girişimcilik yönelimi üzerinde güçlü ve anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır (&amp;beta;=0,460, p&lt;0,001). Bu bulgular, mesleki atılganlık becerilerinin geliştirilmesinin, bireylerin girişimcilik eğilimlerini artırabileceğini ve iş dünyasındaki başarılarını olumlu yönde etkileyebileceğini ortaya koymaktadır Sonuç olarak, bu çalışma, mesleki atılganlık ve bireysel girişimcilik yönelimi arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekerek, eğitim programlarında bu iki beceriyi geliştirmeye yönelik stratejilerin önemine vurgu yapmaktadır. Özellikle, üniversitelerdeki müfredatın bu yetkinlikleri güçlendirmeye yönelik olarak yeniden yapılandırılması, mezunların iş dünyasında daha rekabetçi ve yenilikçi bireyler olarak öne çıkmalarına katkı sağlayabilir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTELERDEKİ SANAT VE TASARIM EĞİTİMİNDE YARATICILIĞIN PEDAGOJİK TEMELLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82582</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82582</guid>
      <author>Seyit Mehmet BUÇUKOĞLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Sanat ve tasarım eğitimi, bireylerin yalnızca teknik yeterliliklerini değil; yaratıcı düşünme, estetik algı, problem çözme ve özgün ifade yeteneklerini geliştiren çok katmanlı bir süreçtir. Yaratıcılık ise bu disiplinlerin merkezinde yer alan, bireyin yenilikçi ve sıra dışı çözümler üretebilme becerisini ifade eden temel bir kavramdır. Bu doğrultuda araştırmanın problem tanımını; “yaratıcılığın sanat ve tasarım eğitiminin merkezinde yer alan bir yetkinlik olmasına rağmen, bu yetkinliğin pedagojik düzlemde nasıl yapılandırılacağına dair kuramsal ve uygulamalı yaklaşımların belirsizliği” oluşturmaktadır. Araştırmanın temel amacı, üniversite düzeyinde sunulan sanat ve tasarım eğitiminde yaratıcılığın gelişimini destekleyen pedagojik temelleri kapsamlı ve bütüncül bir biçimde incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırma; üniversitelerde yürütülen sanat ve tasarım eğitiminde yaratıcı düşüncenin geliştirilmesini destekleyen pedagojik yaklaşımların kuramsal ve eleştirel bir perspektiften incelenmesini kapsamaktadır. Ayrıca, yaratıcı öğrenmenin önündeki pedagojik engellerin yanı sıra bu süreci teşvik eden uygulama örnekleri ve eğitim politikaları da analiz edilecektir. Araştırma, nitel araştırma modeli çerçevesinde betimsel analiz yöntemini kullanmıştır. Araştırmanın veri toplama sürecinde literatür taraması ve belge analizi olmak üzere iki temel teknik kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, yükseköğretim düzeyinde sanat ve tasarım eğitimi sunan kurumlar ile bu kurumlarda görev yapan öğretim elemanları ve öğrenim görmekte olan öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem ise; araştırma problemine uygun olarak amaçlı örnekleme yönteminden yararlanılarak belirlenmiştir. Araştırmanın bulguları; sanat eğitiminin pedagojik temellerinin, öğrencilerin yaratıcılık süreçlerini nasıl şekillendirdiği ve desteklediği üzerinde yapılan incelemeler; Yaratıcılığın Pedagojik Boyutları, Yaratıcılık ve Eğitim İlişkisi, Yaratıcılığın Gelişimsel Boyutu, Öğretim Yöntemleri ve Yaratıcılık İlişkisi, Yapılandırmacı Yaklaşım ve Yaratıcılık, Çokkültürlü ve Disiplinler Arası Yaklaşımlar, Çoklu Zekâ Kuramı ve Yaratıcılık, Eğitimde Yaratıcılığı Destekleyen Ortamlar, Fiziksel Eğitim Ortamlarının Rolü, Sosyal Ortamlar ve İş Birliği, Yaratıcılığın Toplumsal ve Kültürel Bağlantıları, Toplumsal Sorunlarla İlişkilendirilmiş Yaratıcılık ve Kültürel Yaratıcılık gibi konuyu tanımlayan alt başlıklar özelinde önemli noktalara işaret etmektedir. Araştırmada; yaratıcılığın sanat ve tasarım eğitimindeki pedagojik temellerinin, teorik ve pratik açıdan geniş bir yelpazeye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BAİ JUYİ’NİN SONSUZ KEDER ŞARKISI BAŞLIKLI ŞİİRİNDE TANG XUANZONG VE YANG GUİFEİ İLİŞKİSİNİN TEMSİLİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82062</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82062</guid>
      <author>Nuray PAMUK ÖZTÜRK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;İmparator Tang Xuanzong ve cariyesi Yang Guifei’in sevgi, mutluluk, ayrılık, hüzün, pişmanlık ve umut dolu hikayesi yüzyıllardır pek çok araştırmacı tarafından incelenmekte; yazarların ve sanatçıların eserlerinde işlenmektedir. Çalışma; ikilinin ilişkisini Tang döneminin en bilinen şairlerinden olan Bai Juyi’nin Sonsuz Keder Şarkısı başlıklı şiiri üzerinden ele almakta; Bai Juyi’nin imparator ve cariyesinin ilişkisini şiire nasıl yansıttığı ve şiirin içerik bakımından hangi tarihi olaylara nasıl değindiği sorusu üzerine yoğunlaşmaktadır. Edebiyat-tarih bağlamında ele alınan çalışmada, nitel araştırma deseni benimsenmiştir. Çalışmaya konu olan yüz yirmi mısradan oluşan şiir, yazar tarafından Türkçeye tercüme edilmiş, içerik analizi yöntemi ile incelenmiştir. İnceleme sonucunda şiirin içerik, anlam ve olay örgüsü bakımından üç kısımda incelenebileceği; her kısmın kendi içerisinde belirli olay, duygu-durum ayrımları olduğu; bu olaylar ve duygu-durum değişimlerinin daha çok imparatorun iç dünyası üzerinden verilmeye çalışıldığı; şairin, Çin kültürüne özgü ögeleri ve şirin kapsamı dahilindeki tarihi olayları dikkatle işlediği; bunu hem açık hem de edebi derinliği koruyan bir üslupla yaptığı tespit edilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAPISAL KIRILMALARDA YATIRIMCI DAVRANIŞLARI; COVID-19 ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82856</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82856</guid>
      <author>Muhammed BAYDEMİRVeysel KAYA  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Covid-19 pandemisi, sağlık alanındaki etkilerinin yanı sıra, bireylerin yatırım alışkanlıklarında da önemli değişimlere neden olmuştur. Covid-19 salgınının finansla ilişkisi üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Ancak yapılan çalışmalarda daha önce yatırım araçlarına hiç katılmadığı halde yapısal kırılma sonrası bu tür yatırımlara yönelenlere yönelik bir çalışmanın görüldüğü kadarıyla literatürde olmadığı söylenebilir. Bu çalışmanın amacı pandemi sürecinde bireysel yatırımcıların yatırım davranışlarının nasıl şekillendiğini incelemektir. Çalışmanın verileri için 2022 yılının ilk yarısında 487 kişiye anket uygulanmıştır. Sonuçlar yüzde, frekans bilgisi olarak verilip karşılaştırmalar ki kare testleri ile yapılmıştır. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bireylerin yatırım yapma durumlarını etkileyen faktörleri çok değişkenli olarak incelemek amacıyla lojit ve probit regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. &lt;/span&gt;Sonuçta en dikkat çeken bulgu salgın sonrası finansal piyasalara katılımın ikiye katlanmasıdır. Ancak bu durum, yatırıma dönüşmeyen birikimin olduğunu da düşündürebilir. Bu tür birikimler ise ekonomik büyümeyi ve finansal sistemi olumsuz etkileyebilir. Dolayısıyla, herhangi bir yapısal kırılma beklenmeden birikimlerin yatırıma yönlendirilmesi ile ekonomik büyüme daha etkin hale getirilebilir. Ayrıca bulgulara göre covid-19 sonrası finansal piyasalara yönelenlerin kâr elde etme konusunda daha başarısız oldukları söylenebilir. Bu eksikliği gidermek için yeni yatırımcılara yönelik finansal eğitim programları düzenlenebilir. Bunların dışında yaş, eğitim ve gelir düzeyi gibi demografik faktörlere bağlı olarak da farklılıklar gözlemlenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNGİLİZ ARŞİV BELGELERİNE GÖRE I. DÜNYA SAVAŞI’NIN SEBEPLERİ (1898-1914) CİLT-I (BU BELGELER KAPSAMINDA İNGİLTERE’NİN OSMANLI DEVLETİ’NE BAKIŞI)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86538</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86538</guid>
      <author>İbrahim YILMAZÇELİKAli Gökçen ÖZDEM  ,Hakan KAYA  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;XVIII. yüzyıldan XX. yüzyıl ilk çeyreğine kadar İngiltere dış politikasının Dünya politik ve ekonomik düzeniyle, diplomatik kaidelerinin oluşumundaki tarihsel rolü yadsınamaz gerçektir. XIX. yüzyılda &lt;em&gt;Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk’&lt;/em&gt;u tesis eden İngiltere; I. Dünya Savaşına kadar olan sürede bunun muhafazası için dünya siyasetini dizayn etmiş ve bu uğurda askeri gücünü aktif olarak kullanmaktan çekinmemiştir. Dünya tarihinin siyasal, ekonomik ve diplomatik yapılarının dönüşümüne doğrudan etki eden Birleşik Krallığın dış politikası, küresel güç dengelerinin oluşumunda; deniz hâkimiyeti, kolonyal yayılmacılık, ticaret stratejileri ve denge siyaseti temel prensiplerinden vaz geçmemiştir. Bu prensipler Avrupa güçler dengesinden, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına, Hindistan'ın kolonileştirmesinden Çin'e dayatılan ticari tavizlere kadar geniş bir coğrafyada, İngiltere'nin dış politikasının mihenk taşları olmuştur. Dolayısıyla dünyadaki tüm ülkelerin tarihinin, diplomasisinin, dış hatta iç siyaseti ile uluslararası ticaret ilişkileri konularında yapılan araştırmalarda ilk başvurulan kaynak &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Birleşik Krallık arşiv belgeleridir&lt;/span&gt;. Bahse konu dönemde İngiltere diplomasisinin yoğunlukla uğraştığı Türkiye için &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;şüphesiz bu bir zorunluluktur. &lt;/span&gt;G. P. Gooch &amp; Harold Temperley editörlüğünde hazırlanan ve İngiltere Dışişleri Bakanlığı &lt;em&gt;(Foreign Office)&lt;/em&gt; tarafından 1926-1938 tarihleri arasında yayımlanmış 11 + 2 ek olmak üzere toplam 13 ciltlik &lt;em&gt;British Documents on the Origins of the War, 1898&amp;ndash;1914&lt;/em&gt; “&lt;u&gt;İngiliz Arşiv Belgelerine Göre 1. Dünya Savaşının Sebepleri 1898-1914 adlı eser&lt;/u&gt;; İngiliz dış siyasetini belgeleyen en kapsamlı birincil kaynak koleksiyonlarından biridir. Bu eser, resmî İngiliz diplomatik yazışmalarını, telgrafları, notları ve raporları içermektedir. Bu çalışmamızda yukarıda künyesini verdiğimiz eserin &lt;u&gt;BİRİNCİ CİLDİ &lt;/u&gt;incelenecek, bunu takip eden çalışmalarımızda ise diğer &lt;u&gt;CİLDLER&lt;/u&gt;, aynı metotla ele alınacaktır. İncelemede cildin tanıtımı ve muhtevası açıklanacak, içerisinde geçen Osmanlı Devleti ve Türkler ile ilgili hususlar aslına uygun olarak çevrilip, analizi yapılacaktır. Bu bakımdan yapılacak olan çalışmalar; Türk tarihi açısından normal bir eser incelemesinden çok farklı olacaktır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TALİBAN ÜZERİNE AKADEMİK SÖYLEMİN EVRİMİ:  1995-2023 DÖNEMİNE AİT BİBLİYOMETRİK BİR HARİTALAMA</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82650</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82650</guid>
      <author>Yasemin Özüm ERCAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Bu çalışma, Taliban üzerine üretilen uluslararası akademik söylemin 1995-2023 yılları arasında geçirdiği kavramsal ve tematik evrimi, bibliyometrik analiz yöntemleriyle kapsamlı biçimde incelemektedir. Elsevier Scopus veri tabanında yer alan 2.105 yayın üzerinden gerçekleştirilen analiz, akademik literatürdeki yönelimleri üç tarihsel dönemde -birinci Taliban iktidarı (1995-2001), ayaklanma dönemi (2002-2021) ve ikinci Taliban iktidarı (2022-2023)- karşılaştırmalı biçimde haritalamaktadır. Çalışmada elde edilen veriler R-Studio istatistik programı bibliometrix kütüphanesi kullanılarak Çoklu Uyum Analizi (MCA), anahtar kelime ağ analizi, kümeleme yöntemleri ve tematik evrim diyagramları gibi ileri düzey bibliyometrik teknikler kullanılarak, akademik söylemin semantik ve ideolojik yapı taşları dönemsel olarak analiz edilmiştir. Bulgular, akademik söylemin yalnızca içeriksel değil, yapısal olarak da küresel politik gelişmelere senkronize biçimde evrildiğini; yalnızca tematik olarak değil, kavramsal merkezilik ve yapısal gelişmişlik düzeyleri açısından da belirgin kırılmalara uğradığını ortaya koymaktadır. İlk dönemde literatür, kadın hakları ve insan sağlığı ekseninde insani odaklı analizlerle sınırlıyken, 2001 sonrası dönemde Taliban’ın küresel güvenlik tehdidi olarak çerçevelenmesi ile terörizm, ayaklanma ve bölgesel güvenlik başlıkları akademik üretimin merkezine yerleşmiştir. Taliban’ın 2021’de yeniden iktidara gelmesi ile akademik ilgi psikososyal travmalar, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin;"&gt;kadın hakları, bölgesel güvenlik ve insani krizlere &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;yönelmiştir. Aynı dönemde Çin, Rusya, Hindistan gibi jeopolitik aktörlerin müdahil olmasıyla bölgesel güvenlik ve uluslararası diplomasi boyutları da öne çıkmıştır. Çalışma, sosyal bilimlerde genellikle nitel yaklaşımlarla ele alınan söylem analizine, kantitatif yöntemlerle donatılmış bütüncül bir model sunmakta; akademik söylemin dönemsel, semantik ve politik katmanlarını ampirik temellerle çözümleyerek literatüre metodolojik bir katkı sağlamaktadır. Bu yönüyle araştırma, akademik söylemin hem bir bilgi üretim alanı hem de uluslararası normların ve ideolojik yapıların yeniden üretildiği temsil alanı olduğunu ortaya koymakta; disiplinler arası sosyal bilim araştırmalarına metodolojik ve kuramsal düzeyde özgün katkılar sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEHMET EMİN YURDAKUL’UN MECLİS-İ MEBUSAN VEKİLLİĞİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81453</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81453</guid>
      <author>Osman YILDIZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;23 Aralık 1876’da kabul edilen Kanun-ı Esasi ile birlikte parlamenter sisteme geçiş yapan Osmanlı Devleti, ilk kez 31 Mart 1877’de Meclis-i Mebusan çatısı altında faaliyetlerine başlar. Ancak kısa bir süre sonra Osmanlı &amp;ndash; Rus Savaşı nedeniyle 14 Şubat 1878’de Meclis tadil edilir.&lt;span style="color: red;"&gt; &lt;/span&gt;23 Temmuz 1908’de Meşrutiyet rejimi ikinci kez yürürlüğe girince 17 Aralık 1908’de tekrar açılan Meclis, bu tarihten itibaren çeşitli kesintilerle dört dönem daha görev yapar.&lt;span style="color: red;"&gt; &lt;/span&gt;Bu dönemler içerisinde Mehmet Emin Yurdakul’un milletvekilliği, üçüncü dönemin üçüncü yılında 3 Şubat 1917’de Musul milletvekili olarak başlar. Birinci Cihan Harbi nedeniyle beşinci dönem&lt;span style="color: red;"&gt; &lt;/span&gt;seçimleri yapılamayınca dördüncü dönem&lt;span style="color: red;"&gt; &lt;/span&gt;meclis çalışmaları&lt;span style="color: red;"&gt; &lt;/span&gt;beşinci yıla sarkar. Dolayısıyla yazarın 21 Kanun-ı Evvel 1918’de son birleşimini yapan Meclis-i Mebusan’daki milletvekilliğinin süresi de uzar. O, bu süre içerisinde birçok kanun maddesinin oylamasına ve müzakeresine katılır. Onun edebî bir üslupla ve hissiyatla örülmüş konuşmalarının akılcı ve toparlayıcı olduğu görülür.&lt;span style="color: red;"&gt; &lt;/span&gt;En hararetli konularda bile Meclis’te bulunan milletvekilleri tarafından saygıyla dinlenmesi ve alkışlanması bunun göstergesidir. Bu çalışmada birincil kaynak olan Meclis Tutanakları’ndan hareketle yazarın Meclis-i Mebusan’daki bütün çalışmaları içinde bulunduğu bağlam ve tarihsel zeminle birlikte değerlendirildi. Bu sayede yazarın Meclis-i Mebusan’daki vekilliği açığa çıkar.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt; &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İMKÂN VE SINIRLILIKLARI AÇISINDAN İLAHİYAT FAKÜLTESİ HAZIRLIK SINIFINDA ARAPÇA ÖĞRETİMİ: AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81638</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81638</guid>
      <author>Encümen BAYRAM</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışmanın amacı, Akdeniz Üniversitesi &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;İlahiyat Fakültesinde &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Arapça hazırlık eğitimi alan öğrencilerin Arapça öğretimine ilişkin deneyim, algı ve beklentilerini nitel yöntemle incelemektir. Öğrencilerin Arapça dersine yönelik tutumları, ders içerikleri, öğretim elemanlarıyla ilişkileri, öğretim sürecinde karşılaştıkları güçlükler ve dersin kişisel/meslekî yaşamdaki yeri çok yönlü olarak ele alınmıştır. Araştırmada, nitel araştırma yöntemi kullanılarak öğrenci görüşleri tematik analiz yoluyla incelenmiştir. Katılımcıların görüşlerinden elde edilen bulgular sekiz ana tema altında toplanmıştır: Bunlar, Arapça dersinin zorunluluğu, fizikî koşullar, ders sayısı ve süresi, ders materyalleri, öğretim elemanları, sunulan imkânlar, öğretim sürecinde karşılaşılan zorluklar ve dersin kişisel/meslekî katkıları şeklindedir. Öğrencilerin büyük çoğunluğu Arapçayı Kur’an’ı anlamak, dinî metinlere vakıf olmak ve meslekî hedeflerine ulaşmak açısından önemli görmektedir. Bununla birlikte, derslerin yoğunluğu, hızlı ilerleyen içerikler, yöntemsel çeşitliliğin sınırlılığı, teknolojik altyapı eksiklikleri ve öğretim elemanlarının iletişim biçimleri gibi etkenler öğrencilerin motivasyonunu ve derse katılımını olumsuz etkilediği görülmektedir. Öğrenciler, derslerin seviyeye göre düzenlenmesi, yöntem-teknik çeşitliliğinin artırılması, ders kitaplarının sadeleştirilmesi ve daha çok uygulamaya dayalı öğretim ortamlarının oluşturulması gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca, Arapça öğretiminde ana dili Arapça olan eğiticilerin aktif rol alması öğrenciler tarafından güçlü bir öğrenme kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Öğrencinin dinî, meslekî ve entelektüel kimliğini şekillendirmede önemli bir rol oynayan Arapça öğretimi, salt dil becerisi kazandırmanın ötesinde bir öğrenme deneyimi sunar. Bu nedenle, öğretim yöntemlerinin öğrenci odaklı, seviyeye duyarlı ve pedagojik çeşitliliğe sahip olacak şekilde yeniden tasarlanması gerektiği gözlemlenmektedir. Bu gözlemler, İlahiyat Fakülteleri özelinde Arapça öğretimi alanındaki araştırma literatürünü zenginleştirmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DONANIM TEMELLİ DİJİTAL ARAÇLARIN DİN EĞİTİMİNDEKİ ROLÜ VE SINIFLANDIRILMASI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82107</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82107</guid>
      <author>Bülent KOÇOĞLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 8pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Dijital dönüşüm, gündelik yaşamı, sosyokültürel yapıyı ve ekonomik faaliyetleri kendi potasında yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlar, eğitim sisteminin bütün birimlerinde kullanılmasıyla beraber; hız, verimlilik, katılım, kolay erişilebilirlik, sürdürülebilirlik, anlık olarak geniş bir kitleye ulaşım gibi katma değerli özellikleriyle vazgeçilmez ürünler haline gelmiştir. Okulların genel güvenlik sistemleri dijitalleşirken, yönetici masaları, etkinlik ve bilişim odaları, kütüphane, mescit ve sınıflar bu ürünlerle yeniden düzenlenmektedir. Çeşitliliği gitgide artan dijital araçlar, okul dışı ortamlarda zaman ve mekân fark etmeksizin elde cep telefonu, evde internet bağlantılı bir bilgisayar olarak gündelik yaşamın merkezinde yer almaya devam etmektedir. Bilişim sektörü üç temel sacayağından oluşmaktadır. Bunlar; donanım, yazılım, iletişim ve ortam temelli dijital araçlardır. Din eğitimi alanında en fazla destek alınan veya yardım alınabilecek niteliklere sahip olan dijital ürünlerin neler olduğu, kimler tarafından, hangi ortam ve bileşenleriyle kullanıldığı veya kullanılabileceği hususu önemini gittikçe artırmaktadır. Bu araştırmanın amacı, donanım temelli dijital araçların neler olduğu ve din eğitimindeki rolü üzerinde durmak ve katkısının hangi düzeyde olabileceğini irdelemektir. Araştırmada veriler, nitel araştırma tekniği tercih edilerek tarama modellerinden biri olan doküman incelemesi yöntemi doğrultusunda değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Araştırmada yer alan ürünlerin seçiminde, en çok bilinen olmasına ve yaygın bir şekilde kullanılmasına dikkat edilmiştir. Araştırma sonucunda, günümüz dünyasında tüm eğitim bileşenlerinin donanım tabanlı dijital araçları, öğrenme-öğretme süreçlerinin tüm aşamalarında kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda, bu durumun öğrenme sürecini destekleyerek kalıcılığı ve verimi artırdığı değerlendirilmesi de yapılmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>UZAKTAN EĞİTİMDE SANAT ÖĞRETİMİNİN NİTELİĞİNİ ARTIRMADA EĞİTİM KURAMLARININ ROLÜ: KURAMSAL TEMELLİ ÖĞRETİM MODELİ ÖNERİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81774</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81774</guid>
      <author>Tahir BÜYÜKKARAGÖZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, teknolojik gelişmelerin bireysel ve toplumsal yaşantıları köklü biçimde dönüştürdüğü bir dönem olarak dikkat çekmektedir. Bu dönüşüm, eğitim süreçlerini de doğrudan etkilemekte; özellikle de pandemi süreci ile birlikte dijitalleşmenin eğitime entegrasyonu kaçınılmaz hale gelmektedir. Ancak uzaktan eğitim ortamlarında, özellikle uygulama temelli bir disiplin olan sanat alanlarında öğretim süreçlerinin niteliğini korumak ve artırmak çeşitli güçlükleri de beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, geleneksel yaklaşımları da içeren Görsel Sanatlar öğretimi için uzaktan eğitim sürecine uyum sağlayacak yeni bir öğretim modeline ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, Görsel Sanatlar eğitiminin uzaktan öğretim bağlamında daha nitelikli hale getirilmesi amacıyla kuramsal temelli bir öğretim modelin önerilmesi planlanmıştır. Bu modelin oluşturulmasında Wedemeyer’in Bağımsız Çalışma Teorisi, Moore’un İşlem Mesafesi Kuramı, Holmberg’in Diyalog Temelli Etkileşim Kuramı, Knowles’un Yetişkin Eğitimi Kuramı ve Peters’ın Sanayileşme Metaforu temel alınmıştır. Önerilen modelde, özellikle çevrim içi sanat öğretiminde etkileşim, öz-yönetimli öğrenme ve modüler yapı gibi ilkelerin bütüncül bir yapıda ele alınması hedeflenmektedir. Çalışma sürecinin başında öğrencilerden kendilerinin çektikleri veya çeşitli platformlardan seçtikleri birer manzara fotoğrafı üzerinden renk, form, leke, doku, çizgisellik gibi ögeleri analiz etmeleri istenecek; bu analizlere dayalı olarak bireysel üsluplarını ortaya koyacakları birer geleneksel yaklaşımla veya dijital yöntemlerle tablo üretmeleri beklenecektir. Süreç boyunca öğretim elemanının ekran paylaşımı yoluyla dijital çizim uygulamaları üzerinden her bir öğrencinin çalışmalarını değerlendirmesi, varsa eksik veya yanlışlarının düzeltilmesi ve tüm öğrencilere eş zamanlı dönüt vermesi planlanmaktadır. Bu öneri niteliğindeki araştırmada, nitel araştırma desenlerinden “örnek olay” yöntemi esas alınarak, öğretim modelinin uygulanabilirliği ve etkililiği üzerine derinlemesine veriler toplanması amaçlanmaktadır. Araştırma sonucunda, sanat eğitiminin uzaktan eğitim ortamlarında etkili bir biçimde sürdürülebilirliği için kuramsal ve uygulamalı bir temel sunulması beklenmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KADIN ÖRGÜTLENMESİNDE BİR ADIM  ‘‘TÜRK EV KADINLARI DERNEĞİ’’</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81765</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81765</guid>
      <author>Gülden ÖZSOY ALKANRahmi DOĞANAY </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, Türkiye'de kadınların sivil toplum alanındaki örgütlenme çabalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, kadınların sosyal ve ekonomik hayatta güçlenmesini hedefleyen sivil toplum faaliyetlerinin tarihsel gelişimi ele alınmış; özel olarak “Türk Ev Kadınları Derneği”nin kuruluş süreci, amaçları ve faaliyet alanları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Dernek aracılığıyla kadınların kamusal alanda nasıl bir görünürlük kazandığı, sosyal sorumluluk projeleriyle ne tür katkılar sunduğu ve kadın dayanışmasına nasıl bir zemin hazırladığı değerlendirilmiştir. Çalışma, kadınların örgütlü mücadelelerinin sivil toplum aracılığıyla nasıl kurumsallaştığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Sonuç olarak, kadın örgütlenmelerinin toplumsal gelişim ve dönüşümdeki yeri vurgulanmakta; Türk Ev Kadınları Derneği örneği üzerinden bu sürecin dinamikleri ortaya konulmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>21. YÜZYIL BECERİLERİ IŞIĞINDA SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETİMİNİN İNCELENMESİ: PISA VE MAARİF MODELİ PROGRAMI ARASINDA BİR KÖPRÜ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=83084</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=83084</guid>
      <author>Leyla DÖNMEZ BAYRAKCI</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmanın amacı 2024 Maarif Yüzyılı Modeli Sosyal Bilgiler dersi Öğretim Programı’nda yer alan kazanımlar doğrultusunda,&amp;nbsp;PISA sınavlarında ölçülen problem çözme becerilerine uygun öğretim etkinlikleri&amp;nbsp;geliştirmektir. Özellikle Sosyal Bilgiler dersinin bireylerde demokratik bilinç, toplumsal sorumluluk, eleştirel düşünme ve iletişim gibi becerileri geliştirme potansiyeli göz önünde bulundurularak, PISA'da öne çıkan&amp;nbsp;gerçek yaşam temelli, iş birliği gerektiren ve çok boyutlu problem çözme senaryoları&amp;nbsp;ile uyumlu örnek etkinlikler oluşturulması amaçlanmaktadır. Nitel araştırma yöntemi ile oluşturulan bu çalışmada veriler doküman incelemesi tekniği toplanmıştır. Öncelikle sosyal bilgiler dersi öğretim programında yer alan öğrenme alanları içerisindeki kazanımların, PISA’da yer alan problem çözme becerisi sorularıyla ne derece uyumlu olduğu doküman incelemesi yoluyla çözümlenmiştir. Ardından bu kazanımlara uygun olanlara senaryolar ve sorular üretilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara bakıldığında maarif modeli sosyal bilgiler dersi öğretim programının PISA ve OECD raporları ile örtüşebileceği, etkinliklerin, senaryoların oluşturulabileceği uygun kazanımların olduğu tespit edilmiştir. Öğretim programında yer alan 4 öğrenme alanının 6 kazanımı bu etkinlikler için uygun bulunmuştur. Öğretmenlerin, sosyal bilgiler derslerinde klasik bilgi aktarıcı yaklaşımların dışına çıkarak,&amp;nbsp;sorgulamaya dayalı,&amp;nbsp;senaryo destekli&amp;nbsp;ve&amp;nbsp;probleme dayalı öğrenme&amp;nbsp;yöntemlerini daha fazla kullanmaları araştırmanın sonuçları bağlamında veriler öneriler arasındadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONUNDAN İRAN’IN İŞGALİ’NE KADAR İRAN-ALMANYA İLİŞKİLERİ (1933-1942)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86825</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86825</guid>
      <author>Yunus BOR</author>
      <description>&lt;p class="Paragraf" style="text-indent: 0cm; line-height: normal; margin: 6pt 0cm 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan Almanya savaş sonrası yeniden hâkim güç olmak ve nüfuz elde etmek için toparlanma sürecine girmiştir. 1933’te Adolf Hitler’in Almanya’da seçimi kazanarak iktidara gelmesiyle ülkenin dış politikası keskin bir şekilde değişmiştir. İlk iş olarak dört yıllık ekonomik kalkınma planını yürürlüğe koyulmuştur. Bu yeni politika yalnız Avrupa’yı değil diğer coğrafyaları da etkilemiştir. Almanya’nın bu dönemde dünya siyaset sahnesine yeniden girerek güç kazanma isteği sadece etrafındaki ülkelerde yankı uyandırmamış aynı zamanda stratejik öneme sahip bir ülke olan İran’da karşılık bulmuştur. Almanya’nın Türkiye ve İran ile geliştirdiği siyasette sadece bu iki ülkenin jeopolitik konumu değil onların İngiltere ve Sovyetler Birliği ile olan ilişkileri de etkili olmuştur. Bu çalışmada 1933’ten 1942’e kadar İran ile Almanya arasında ticari, siyasi ve ideolojik ilişkiler çok boyutlu olarak ele alınacaktır. Almanya’nın 1930’lu yılların başından itibaren İran’daki gideren artan etkilerine değinilecek ve iki ülke arası ticaret hacmine dikkat çekilecektir. Ayrıca İran’daki Alman etkisi İkinci Dünya Savaşı öncesi hem İngiltere’yi hem de Sovyetler Birliği’ni endişelendirmiştir. Sonuç olarak İran’daki Alman varlığı İran’ın işgal edilmesinin gerekçesi olarak gösterilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVI. YÜZYILDA KAZAK-NOGAY MÜCADELELERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81568</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81568</guid>
      <author>Muhittin KAVIK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;İdil ve Yayık bölgesinin verimli toprakları tarih boyunca Türk halklarının hâkim olmaya çalıştığı bölgelerden biridir. Ekonomisi göçeri hayvancılığa dayanan Türk halklarından olan Nogaylar ile Kazaklar arasında Yayık bölgesinin verimli topraklarını hâkim olma mücadeleleri Özbeklerden ayrıldıkları andan itibaren başlamıştır. Doğu Deşti Kıpçak’ta Özbek çatısı altında yeni bir hanlık kurmaya çalışan Ebülhayr Han, 1447 yılında Oyratlardan ağır bir mağlubiyet alınca hanlığı dağıldı ve Kazak halkının oluşum süreci başladı. Nogaylar ise Altın Ordu Devleti’nin son dönemine damgasını vuran Emir Edige döneminde oluşmuştu. Özbek hakimiyetinden sonra Kasım Han ile güçlenen Kazaklar Nogayları baskı altında tutmayı başarmışlardır. Kasım Han ölümünden onun oğlu olan Haknazar Han’ın yeniden güçlenmesine kadar Nogaylar, Şeyh Mamay Mirza liderliğinde Kazakları üst üste mağlup etmeyi başardılar. Nogaylar, İsmail ve Yusuf mirzalar arasındaki hakimiyet mücadelesinde zayıfladılar ve Kazaklar karşısında tutunamadılar ve dağılmaya başladılar. Son olarak Nogaylar, Kalmuk baskısı karşısında tamamen topraklarında göç etmek zorunda kaldılar. Araştırmanın kaynakları konusunda; arşiv belgeleri olan Posol’skiye Knigi eserleri, dönem kaynağı olan Tarih-i Reşidi ve Baburname ‘Babur’un Hatıratı’ ile modern araştırma eserleri olan V. Trepavlov, A. İsin ve M. Alpargu’nun eserleri önemlidir. Ayrıca Nogaylar ve Kazaklar hakkındaki birçok araştırma eserinden de yaralanılmıştır. Araştırmanın amacı; komşu ve akraba iki Türk halkı olan Nogaylar ile Kazaklar arasındaki mücadelelerin sebeplerini ve seyrini ortaya koymaktır. Makalede, modern Kazakistan’ın batısını oluşturan Yayık arazilerini hâkim olmak için XVI. yüzyılda yaşanan Kazak &amp;ndash; Nogay mücadeleleri ele alınmıştır. Sonuç olarak söz konusu mücadeleler üç döneme ayırarak ortaya koyulmaya çalışılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Shigeru Yoshida ve San Francisco Barış Antlaşması: Savaş Sonrası Japonya'nın Mi̇marı</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79675</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79675</guid>
      <author>Ali Nazmi ÇORA</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, Shigeru Yoshida'nın Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı sonrası diplomatik yörüngesini şekillendirmedeki önemli rolünü, 1951 San Francisco Barış Antlaşması'nın hazırlanması ve imzalanması sırasındaki etkisine odaklanarak incelemektedir. Araştırma, Yoshida'nın bir yandan Japonya'nın egemenliğini yeniden tesis ederken diğer yandan da Soğuk Savaş bağlamında ekonomik iyileşme ve ulusal güvenliği güvence altına almak için ABD ile ittifak kurmaya yönelik stratejik vizyonunu incelemektedir. Liderliğinin analizi yoluyla, çalışma Yoshida'nın iç baskıları ve uluslararası ilişkileri ustaca dengelemesini, özellikle de ABD'nin beklentilerini karşılama ve Japon kamuoyunun duygularına hitap etme becerisini vurgulamaktadır. Bulgular, Yoshida'nın pasifizmi Japonya'nın &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;savaş sonrası anayasasına yerleştirme ve Doğu Asya jeopolitiğinin temel taşı olarak devam eden bir ABD-Japonya ittifakını teşvik etme mirasını vurgulamaktadır. Nihayetinde bu çalışma, Yoshida'nın Japonya'nın ekonomik dirilişinin ve diplomatik istikrarının temelini oluşturan koşullar altında küresel toplumla yeniden bütünleşmesini sağlamadaki rolünün altını çizmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SANAL ALANDAN KAMUSAL ALANA: KADIN CİNAYETLERİ KARŞISINDA DİJİTAL TEPKİ PRATİKLERİ VE FEMİNİST POLİTİKLEŞME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=83045</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=83045</guid>
      <author>Hediye Şirin AK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Kadın cinayetleri kadınlar açısından evrensel bir sorun olma niteliğindedir. Literatürde “femicide” olarak geçen kadın cinayetleri, kadınların kadın olmalarından dolayı erkekler tarafından öldürülmesi anlamına gelmektedir. Yüzyıllar boyu erkek karşısında ikinci sınıf olarak görülen kadınların ataerkilliğe bağlı olarak şiddete uğraması ve şiddetin en son noktası olarak öldürülmesi feminist literatüre politik bir yön vermektedir. Türkiye’de yükselen bir grafiği olan kadın cinayetleri, kadınların bireysel trajedileri olmanın yanında toplumsal olarak da bir trajedidir. Kadın cinayetleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bağlı olarak oluşan toplumsal ve yapısal sorunların bir sonucunda meydana gelmektedir. Kadın cinayetlerinin günbegün artması ve gelişen kitle iletişim kanalları ile birlikte kamusal alana taşması, bu sorunu toplum nezdinde daha görünür bir hale getirmiştir. Feminist aktivistler uzun zamandır kadına şiddet ve kadın cinayetlerine karşı toplumsal bir tepki oluşturabilmek için çeşitli yollara başvurmuşlardır. Ancak bugüne kadar hiçbir çaba dijital çağda çığ gibi büyüyen tepkiler kadar etkili olmamıştır. Teknolojik gelişmeler ve dijitalleşme ile birlikte her geçen gün dijitalleşen dünyada kadın cinayetlerine karşı tepkilerde dijital aktivizme evrilmiştir. Sosyal medya platformlarında örgütlenen feminist tepkiler güçlü bir kamuoyu oluşturduktan sonra kamusal alanlara taşmıştır. Örgütlü hale gelen dijital tepki pratikleri, zamanla politikaları da etkileme yoluna girmişlerdir. Dijital örgütlenme feminist politikleşmeyi sağlarken aynı zamanda kollektif bir örgütlenmeyi de içine almıştır. Çalışma kapsamında sosyal medya platformlarından X platformunda Emine Bulut cinayeti sonrasında başlatılan #hasthagler (#EmineBulut #AnneLütfenÖlme, #ölmekistemiyorum), aracılığıyla insanların dijital yas, öfke, empati, dayanışma ve adalet isteklerinin sosyal medya üzerinden siyasal özneleşmeye doğru evirilmesi söylem analizi vasıtasıyla değerlendirilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇOCUKLAR İÇİN FELSEFE (P4C) EĞİTİMİNİN LİSE ÖĞRENCİLERİNİN GÖRÜŞLERİNE GÖRE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82127</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82127</guid>
      <author>Zehra Betül ŞİŞMANİhsan ÜNLÜ  ,Alper KAŞKAYA  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Bu araştırma, nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji yöntemi kullanılarak yürütülmüş ve lise öğrencilerinin P4C (Çocuklar için Felsefe) etkinliklerine ilişkin deneyimlerini anlamayı amaçlamıştır. Çalışma, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Malatya, Şırnak ve Antalya’da farklı lise türlerinde öğrenim gören 10. sınıf öğrencilerinden oluşan 9 kişilik bir grupla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara, 10 hafta boyunca haftada bir gün çevrim içi olarak P4C etkinlikleri uygulanmıştır. Veri toplama sürecinde demografik bilgi formu, gözlem formu ve yarı yapılandırılmış görüşmeler kullanılmış; veriler tematik analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgular dört ana tema etrafında toplanmıştır: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;"&gt;Bilişsel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;"&gt;Sosyal-Duygusal Gelişim&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;"&gt;Eğilimler&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;"&gt;Estetik Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;. Öğrencilerde felsefi sorgulama, metabilişsel farkındalık ve problem çözme becerilerinde belirgin gelişim gözlemlenmiştir. Ayrıca, öz farkındalık, öz düzenleme, empati, iş birliği ve sosyal farkındalık gibi sosyal-duygusal becerilerde ilerleme kaydedilmiştir. Eğilimler bağlamında öğrencilerin öz güven, açık fikirlilik ve analitik düşünme eğilimlerinde artış olduğu belirlenmiştir. Estetik farkındalık açısından ise öğrencilerin sanat eserlerine karşı duyarlılıklarının arttığı ve sanatı daha derinlemesine değerlendirme becerileri kazandıkları görülmüştür. Sonuç olarak, P4C uygulamaları öğrencilerin düşünsel, duygusal, sosyal ve estetik gelişimlerini çok boyutlu olarak desteklemekte ve öğrenmeyi anlamlı hâle getirmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DÎVÂN DÎBÂCELERİ ÜZERİNE-II NECÂTÎ DÎVÂNI’NDA KELÂM VE İŞARET ETTİKLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86692</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86692</guid>
      <author>Sibel ÜST ERDEM</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Klasik Türk edebiyatı metinlerinde dîvânların başında yer alan dîbâceler, sadece geleneksel bir giriş unsuru olmakla kalmayıp, aynı zamanda şairin şiir anlayışını, sanat telakkisini ve edebî meşruiyetini ortaya koyan metinlerdir. Bu çalışma, dîbâcelerde özellikle "kelâm" kavramı etrafında örülen poetik yapıyı ve şairin bu kavram aracılığıyla şiirini nasıl meşrulaştırdığını incelemeyi amaçlamaktadır. Necâtî Dîvânı örneğinde odaklanılan metin, şairin kelâmı sadece söz anlamında değil, ilâhî bir hakikat olarak ele aldığını ortaya koyar. Kur’an’dan ayetler ve hadislerle desteklenen ifadelerle şair, şiirin dinî anlamda caiz ve değerli olduğunu temellendirir. Necâtî, Allah’ın yaratıcı kudretini kelâm sıfatı üzerinden işler; insanın kelâm vasıtasıyla diğer varlıklardan ayrıldığını, kelâmın peygamberlerde ve ardından şairlerde en yüce biçimde tecelli ettiğini vurgular. Hz. âdem, Hz. îsâ, Hz. Muhammed ve Hz. Yûsuf gibi peygamberlerin dîbâcede yer alması, kelâmın vahiy, ilham ve hikmetle ilişkisini güçlendirir. Şiirin, ancak hikmetle yüklü olduğunda değer taşıyacağını savunan şair, kelâmı hem yaratılışın hem de sözün asli kaynağı olarak konumlandırır. Sonuç olarak Necâtî’nin dîbâcesi, şiirin ilâhî referanslarla desteklenerek meşru hâle getirildiği; sözün, şairin inancı ve estetik anlayışıyla iç içe geçmiş bir değer olarak sunulduğu özgün bir poetika örneğidir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GELENEĞİN İZİNDE BİR ŞAİR: HALİL SOYUER</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82719</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82719</guid>
      <author>Şeyma BÜYÜKKAVAS KURAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Edebiyat çevrelerinde ve tarihlerinde Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Hisar &lt;/em&gt;dergisi etrafında toplanan şairler içerisinde anılan ve güftekârlığıyla da sanat dünyasında yer edinmiş olan Halil Soyuer (1921-2004)’in bütün şiirleri gelenek bağlamında incelendiğinde şairin modern Türk şiirinde halk ve divan şiiri geleneğini sürdüren ve bu gelenekten yararlanan tavrı dikkat çeker.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Soyuer nesirlerinde de gelenekle bağını ortaya koyan düşüncelerini ifade eder. İlk şiir kitabı &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Liman&lt;/em&gt;, 1950 yılında yayımlanmış olan şairin eser verdiği dönem, memleket edebiyatı çizgisinin Garipçilerle yönünü değiştirdiği zaman dilimine rastlar. Geleneğin, direnişin ve geleneğe direnişin çatışmasının hâkim olduğu bu süreçte Soyuer, Garipçilerin geleneği kıran poetikalarına karşı çıkar. Onun şiirleri geleneğin direnişini sürdüren örneklerdir. Özellikle halk şiir tarzını şekil, anlam ve üslup yönüyle modern Türk şiirinin içinde yaşatan şair, divan şiirini de aruz vezni, mazmunlar, aşk anlayışı ve üslup bakımından devam ettirir. Soyuer şiirlerinde en çok 6+5 duraklı 11’li hece veznini ve koşma nazım biçimini tercih eder. Rediflerin anlamı yönettiği bu şiirlerde Yunus Emre, Karacaoğlan, Emrah, Seyrânî, Sümmânî gibi halk şairlerinin üslup, kelime, duygu ve düşünce dünyasıyla benzerlik ve ortaklıklar bulunur. İşlenilen aşk, gurbet, sevgi gibi temalar; konuşma dilinden seçilen kelime ve deyimler; esprili üslup; güzelleme, şathiye ve muamma gibi türler bu şiirleri halk şiir geleneğine bağlar. İlhama dayalı ve lirizmi önceleyen şiir ve şair algısı da yine gelenekle örtüşür. &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Leyla ile Mecnun&lt;/em&gt;, &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Aslı ile Kerem&lt;/em&gt; gibi halk hikâyeleriyle kurduğu metinlerarası ilişkiler de şairin beslendiği kaynağı ve benimsediği tarzı gösterir. O karanlık, kasvetli, anlaşılmaz şiirin değil kolaylıkla söylenmiş gibi görünen ama içerisinde yüzyılların imbiğinden süzülüp gelen insan ve hayat algısını barındıran, bir yandan da hareketli, ritmik yapısı ve esprili dil oyunlarıyla okuyanı gülümseten ve şaşırtan şiiriyle geleneğin bir halkası olur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BURDUR, BUCAK’TAN BİR KADIN PORTRESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81580</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81580</guid>
      <author>Yaşar ARLI</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;2125 envanter numarasıyla müze defterine kaydedilen kadın portresi, 1965 yılında zoralımla Burdur Arkeoloji Müzesi’ne getirilmiştir. İlk kez bu çalışmayla bilim dünyasına sunulan kadın portresi, iri tanecikli beyaz mermerden yontulmuştur. Kadın portresinde gözlemlenen alın merkezinden her iki yana ayrılan ve yanlara doğru taranan iri dalgalı saç bukleleriyle şekillendirilen saç modası, Antoninler Hanedanlığı Dönemi’nin kadın hanedan mensuplarıyla benzerdir. Bu benzerliğin yanı sıra kadın başındaki fizyonomik özelliklerin idealize (güzelleştirilerek) edilerek aktarılmasıyla birlikte matkap kullanımının da yalnızca göz plastiğindeki işçilikle sınırlı olması, değerlendirilen kadın başının hanedanlık içinde daha spesifik bir döneme tarihlendirilmesini mümkün kılmıştır. Bahsedilen üslupsal özellikler eserin, Erken Antoninler Hanedanlığı Dönemi’nde (Antoninus Pius) imparatorun eşi Yaşlı Faustina’dan esinlenerek yontulduğu ortaya koymuştur. Müze defterine eserin buluntu yeri olarak da Burdur’un Bucak ilçesi yazılmıştır. Bu durumda kadın başının, pek çok üstün kalite ve işçilikteki heykeltıraşlık eserinin ele geçtiği Bucak sınırları içinde yer alan Kremna Antik Kenti teritoryumundan ele geçmiş olabileceği ihtimalini güçlendirmiştir. Son olarak çalışmada, mermer kalitesi ve işçilik becerisiyle özel kadın portesinin Kremna’da Dokimeion kökenli ustaların üretimi olabileceği varsayımı üzerine durulmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAŞLI BİREYLERDE KAYIP VE YAS ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME: SOSYAL HİZMET PERSPEKTİFİYLE YAŞLI BİREYLERİ GÜÇLENDİRME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78913</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78913</guid>
      <author>Nurullah YELBOĞA</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Yaşlılık, birçok yönden bireyleri zorlayan süreçlerin yaşandığı bir dönemdir. Yaşlı bireyler, dezavantajlı bir grup olarak farklı ve karmaşık sorunlarla mücadele etmekte ve ileri yaşta olmanın doğal bir sonucu olarak kayıp ve yas olgusuyla daha çok yüzleşebilmektedirler. Fiziksel, ruhsal, zihinsel ve sosyal gerilemelerin yaşandığı; yoksulluk, depresyon, yalnızlık ve ölüm korkusu gibi sorunların deneyimlendiği bu süreçte kayıp yaşamak (özellikle de eş kaybı), yaşlıları güçsüzleştirmekte ve yaşam kalitelerini düşürebilmektedir. Yas, özünde yaşama uyumda güçlük çekilen, ağır kayıp acısının yaşandığı ve fiziksel, ruhsal, zihinsel, duygusal ve davranışsal değişimlerin eşlik ettiği zorlayıcı bir yolculuktur. Dolayısıyla yaşlılık döneminin olumsuz yaşamsal riskleri ve yasın zorlayıcı etkileri birleştiğinde yaşlı bireyler sağlık riskleri ve depresyon gibi ruhsal sorunları daha derinden yaşayabilmektedir. Bu nedenle bu çalışma, yaşlı bireylerin kayıp ve yas deneyimlerini sosyal hizmet perspektifiyle değerlendirerek, yaşlı bireyleri yas sürecinde güçlendirmeye yönelik bir yol kat etmeyi ve sosyal hizmet uzmanlarına kayıp ve yasla çalışmada bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER DERSİ TÜRK TARİHİNDE YOLCULUK ÜNİTESİNİN KAZANIMLARININ AKTARIMINDA GELENEKSEL SAHNE SANATLARININ KULLANIMINA İLİŞKİN ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79222</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79222</guid>
      <author>Rümeysa Zeynep DEMİR Recep DÜNDAR  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: #0d0d0d; mso-themecolor: text1; mso-themetint: 242; background: white;"&gt;Geleneksel sahne sanatları, geçmiş dönemlerin sosyal ve kültürel yapısını derinlemesine anlamak için önemli bir kaynak teşkil etmektedir. Bu sanat dallarının eğitim ortamlarına entegre edilmesi, kültürel mirasın gelecek nesillere aktarımını desteklemekle birlikte, öğrenme ortamlarının niteliksel olarak zenginleştirilmesine önemli katkılarda bulunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle, bu çalışmanın temel amacı, sosyal bilgiler dersi ‘‘Türk Tarihinde Yolculuk’’ ünitesinin kazanımlarının aktarımında geleneksel sahne sanatları olarak sınıflandırılan; Karagöz ve Hacivat, Meddah, Pişekar ve Kavuklu, Kukla ve Köy Seyirlik Oyunlarının öğretim yöntemi olarak kullanımına ilişkin öğretmen görüşlerini bilimsel bir çerçevede analiz etmektir. Nitel araştırma desenlerinden durum çalışmasının tercih edildiği bu araştırmanın çalışma grubunu, 2023-2024 eğitim öğretim yılı Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmî kurumlarda görev yapan 21 sosyal bilgiler öğretmeni oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde edilen veriler, içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, sosyal bilgiler öğretmenleri geleneksel sahne sanatlarının eğitim ortamlarında kullanımına yönelik olumlu tutum sergilemektedirler. Ancak öğretmenler; uygulama sürecinde karşılaştıkları teknik zorluklar, müfredatın yoğun bir yapıda yapılandırılmış olması, ders saatlerinin yetersizlikleri gibi bir dizi sorundan kaynaklı olarak bu sanat dallarının öğrenme ortamlarında yeterince sık kullanmadıklarını vurgulamaktadırlar.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı İmparatorluğu’nda Art Nouveau İç Mekânlar: Pera Palas Oteli Örneği</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79998</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79998</guid>
      <author>Derya KARADAĞEda EROL </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Art Nouveau, 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarının etkili bir sanat akımı olarak Avrupa ve ötesinde mimari ve iç mekân tasarımını şekillendirmiştir. Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’na odaklanarak, Avrupa etkisi tarafından şekillendirilen ve yerel kültürel estetikle bütünleşen Art Nouveau’nun İstanbul’un Pera ve Galata bölgelerindeki özgün adaptasyonunu incelemektedir. Yerinde gözlemler aracılığıyla yapılan araştırma, 19. yüzyıl sonlarında inşa edilen Pera Palas Oteli’nin iç mekân tasarımını analiz etmekte ve özelliklerini iç mekân malzemeleri, süsleme detayları ve mobilyalar olarak sınıflandırmaktadır. Bulgular, Osmanlı Art Nouveau’sunun küresel Art Nouveau motiflerini Neo-Klasik özellikler ve yerel estetik duyarlılıklarla nasıl uyum içinde birleştirdiğini ve bunun sonucunda kendine özgü bir melez tarz oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Osmanlı Art Nouveau’sundaki kültürel ve mimari sentezi anlamaya katkı sağlamakta, küresel tasarım trendleri içindeki önemine ve İstanbul’un mimari tarihindeki mirasına dair içgörüler sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇAĞATAY TÜRKÇESİ METİNLERİNDE DEĞİŞTİRİM: MÜNAZARALARIN METİNSELLİĞİ ÜZERİNE BİR DENEME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81706</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81706</guid>
      <author>B. Erdem DAĞISTANLIOĞLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Metin incelemeleri, kendisini oluşturan dil birimlerinin yapı ve anlam bağları ile gerçekleştirilmektedir. Birimlerin yapı ve anlam bütünlüğü oluşturması sonucu, dilsel birliklerin teşekkülüyle kodlanan metin anlamına ulaşılmaktadır. Söz, söz öbeği ve tümcelerin bağlarıyla oluşan kodlar, bağdaşıklık ve tutarlılık ölçütleri kullanılarak çözümlenmektedir. Alan yazınında iletişim değerine göre belirlendiği ifade edilen metin anlamını bir bütünce olarak tasvir etmek için onu oluşturan iki temel ölçüt dikkate alınmaktadır: &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;bağdaşıklık ve tutarlılık&lt;/em&gt;. Metnin anlam ve mantık bütünlüğünü ifade eden &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;tutarlılık&lt;/em&gt;, alan yazınında metin ve okur merkezli olarak iki kategori hâlinde değerlendirilmiştir. Buna karşılık &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;bağdaşıklık&lt;/em&gt;, metin içi bağlarla alakalı, iletişim ürününün metin olmasını sağlayan dille ilgili özelliklerin tamamıdır ve bu hâliyle metnin tutarlılığına yöneliktir. &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bağdaşıklık&lt;/em&gt; genel manada dil bilgisine yönelik ve söz varlığına yönelik olmak üzere iki grupta ele alınmaktadır. &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Değiştirim kategorisi&lt;/em&gt; de bu kavramın bir alt başlığı olarak değerlendirilmekte; değiştirim ögeleri metinde bir adın, eylemin veya yargının yerini tutmasına göre tasnif edilmektedir. Bu araştırmanın amacı, Çağatay Türkçesiyle yazılmış mensur metinlerin bağdaşıklığına yönelik değiştirim kategorisinin kullanım biçimlerini tespit etmektir. Verilerin doküman incelemesi yöntemiyle toplandığı bu nitel araştırma durum çalışması olarak desenlenmiştir. Öyküleyici anlatımın ve diyalogların varlığı göz önünde bulundurularak çalışma kapsamında Çağatay Türkçesiyle yazılmış münazaralar, doküman olarak seçilmiştir. Klasik öncesi ve geç dönem Çağatay Türkçesinin dil özelliklerini yansıtan dört eser araştırmada incelenecek dokümanlardır: Yakînî’nin &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ok Yaynın͡g Münazarası&lt;/em&gt;, Ahmedî’nin &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Telli Sazlar Münazarası&lt;/em&gt;, Yusuf Emiri’nin &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Beng ü Çagır Münazarası&lt;/em&gt; ve müellifi belli olmayan &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Mive Ceng Kitab - Meyveler Münazarası&lt;/em&gt;. Çağataycanın birbirinden uzak dönemlerinde yazılmış benzer metin türlerinde söylem biçiminin karşılaştırılması için bu üç eser seçilmiştir. Ayrıca diyalog esasında kurgulanmış metinler olması, doğal iletişime en yakın kurgusal metni sağlaması adına da münazara türü tercih edilmiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOĞUK SAVAŞ BAĞLAMINDA CUMHURİYETÇİ GÜVEN PARTİSİ’NİN TÜRKİYE SİYASETİNDEKİ KONUMU VE ULUSLARARASI GÜVENLİK DİNAMİKLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81971</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81971</guid>
      <author>Murat DERİN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;1967-1968 yıllarında Türk siyasal hayatında kısa ömürlü ancak dikkat çekici bir rol üstlenen Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) “ortanın solu” politikasına karşı çıkan ve Turhan Feyzioğlu liderliğinde örgütlenen muhalif milletvekilleri tarafından kurulmuştur. CHP, sosyal demokrasiyi Türkiye’nin siyasi, sosyal ve ekonomik koşullarına uyarlamayı hedeflerken, CGP bu yönelimi partinin temel ilkelerinden bir sapma olarak değerlendirmiş ve kendini muhafazakâr, devletçi ve milliyetçi bir çizgide yeniden konumlandırmıştır. Bu ideolojik kopuş, yalnızca iç siyasal dinamiklerle değil, aynı zamanda Soğuk Savaş döneminin uluslararası güvenlik dengeleriyle de şekillenmiştir. Bu çalışma, CGP’nin Türkiye siyasetindeki yerini tarihsel ve ideolojik bağlamda analiz ederken, partinin söylem ve duruşunun Soğuk Savaş eksenli uluslararası güvenlik ortamıyla nasıl etkileşime girdiğini de incelemektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GERÇEKÇİ MATEMATİK EĞİTİMİ YAKLAŞIMIYLA ERKEN ÇOCUKLUKTA MATEMATİK ÖĞRETİMİ: TASARIM TABANLI BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82462</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82462</guid>
      <author>Filiz ELMALISongül YÖŞ  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmada erken çocukluk dönemi matematik öğretiminde çocukların sayma becerisini desteklemek üzere tasarlanan Gerçekçi Matematik Eğitimi (GME) etkinliklerinin bileşenlerinin belirlenmesi, belirlenen bileşenler çerçevesinde GME etkinliklerinin geliştirilmesi ve bu etkinliklerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada tasarım tabanlı araştırma yöntemi türlerinden biri olan Hannafin-Peck tasarım modeli kullanılmıştır. Bu araştırma Hannafin-Peck tasarım modeli doğrultusunda üç aşamalı bir süreçten oluşmaktadır. İlk aşama olan ihtiyaç analizi aşamasında erken çocukluk döneminde GME’ye yönelik literatür taraması yapılmıştır. Ayrıca, genelde matematik öğretimine özelde ise GME etkinliklerine ilişkin bakış açılarını incelemek, GME etkinlikleri tasarlanırken dikkat edilmesi gereken hususlar ve etkinliklerin bileşenlerini belirlemek için beş okul öncesi öğretmeni ile odak grup görüşmesi yapılmıştır. İkinci aşamada ise ihtiyaç analizi aşamasında elde edilen veriler doğrultusunda GME etkinliklerine ait bileşenler, malzeme listesi ve bağlamlara karar verilmiştir. Son aşama ise geliştirme ve uygulama aşamasıdır. Bu aşamada karar verilen bileşenler, malzemeler ve bağlamlar doğrultusunda araştırmacı tarafından senaryolar yazılmış ve okul öncesi eğitime devam eden on sekiz çocuğa (60-72 aylık) uygulanmıştır. Tüm aşamalar kapsamlı değerlendirme ve revizyon içermektedir. Bu çalışmada Hannafin-Peck tasarım modelinin aşamaları ayrıntılı bir şekilde açıklanmış ve en sonda GME etkinlikleri uygulayıcılarına ve ileride yapılacak araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Telkin, Tebliğ ve Algı Çerçevesinde Ayrı Dünyalar: Sosyal Medya ve Din Eğitimi</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80806</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80806</guid>
      <author>İsmail DEMİR</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Bu çalışmada, hayatımızın her alanına etkili bir şekilde yerleşmiş olan sosyal medyanın, algısal telkin ve duyuru bağlamında din eğitiminin dönüşümü üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmada Öncelikle iletişim ve sosyal medya çağında din eğitimindeki değişime, ardından sosyal medyada dinsel değişime ve dinsel algıya değinilmiştir. Gelişen teknolojiyle birlikte medya ve sosyal medya artık hayatımızın merkezinde olan ve en çok kullanılan araçlardır. Diğer medya araçları arasında radyo, gazete ve televizyon yer almaktadır. Bu çalışmada medya bağlamında algı, telkin, bildirim ve sosyal medya ele alınmıştır. Küreselleşme nedeniyle artık dünyanın her yerindeki bireyler haberleri medya veya sosyal medya aracılığıyla almaktadır. Çalışmanın sonuçlarına göre görselliğin hâkim olduğu günümüz dünyasında, insanlar artık okul ve aile gibi unsurlardan ziyade görselliğe dayalı olan sosyal medyadan daha fazla etkilenmektedir. Bu nedenle, insanlar bugün resmi eğitim araçları yerine gayri resmi eğitim araçlarına yönelmektedirler. Dolayısıyla günümüzde sosyal medya en popüler eğitim araçlarından biridir denilebilir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Axel Scheffler’in Antropomorfik İllüstrasyonları Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82344</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82344</guid>
      <author>Seçil ERMİŞ İPEK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Antropomorfizm, çocuk edebiyatında ve görsel hikâye anlatımında eski zamanlardan beri kullanılmaktadır. Çocuk kitaplarında yer alan antropomorfik illüstrasyonlar çocuklarla duygusal bağ kurma noktasında oldukça etkilidir. Uluslararası üne sahip bir illüstratör olan Axel Scheffler günümüz dijital dünyasında analog yöntemlerle illüstrasyonlarını devam ettiren önemli bir illüstratördür. Bu araştırmada popüler çocuk hikâye kitapları ile tanınan Axel Scheffler’in hikayelerinde yer alan antropomorfik illüstrasyonların grafik tasarım açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda illüstratörün 1999- 2024 yılları arasında üretmiş olduğu illüstrasyonlar incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini antropomorfik illüstrasyonlarını barındıran 15 çocuk kitabı oluşturmaktadır. Örneklem hem teknik çeşitlilik hem de tematik yoğunluk bakımından araştırmaya veri sağlayacak nitelikteki görseller arasından seçilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Kavramsal çerçeve literatür taraması ile oluşturulduktan sonra sanatçının antropomorfik illüstrasyonları betimsel analiz ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın, sanatçıyı grafik tasarım alanında inceleyen yenilikçi ve özgün bir çalışma olarak literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANDIRIN AĞZI: ÜNLÜLER (KAHRAMANMARAŞ AĞIZLARI-V)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86511</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86511</guid>
      <author>Esra KİRİK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Türk Dili geçmişten günümüze kadar milyonlarca insanın izini taşıdığı bir dil olarak zengin ve köklü bir geçmişe sahiptir. Bu geçmiş kendini standart yazı dili haricinde günlük hayattaki ağızlarda da göstermektedir. Türkiye Türkçesi ağızları, Türkçenin tarihî gelişim sürecini ve bölgesel çeşitliliğini yansıtan, aynı zamanda kültürel belleği taşıyan canlı dil unsurlarıdır. Bu ağızlar, sadece dilbilimsel çözümlemeler açısından değil; halkbilimi, sosyoloji, antropoloji ve tarih gibi birçok disiplin açısından da önemli veri kaynakları sunmaktadır. Ağızların sistemli biçimde incelenmesi, Türkçenin ses ve biçim özelliklerinin yanı sıra toplumların yaşam biçimi, değer dünyası ve kültürel sürekliliği hakkında da önemli ipuçları verir. Bu çalışmada, Kahramanmaraş ilinin Andırın ilçesine bağlı beş mahallede yaşayan (Akçakoyunlu, Boğazören, Hacıveliuşağı, Kargaçayırı ve Orhaniye) konuşurlardan derlenen sözlü veriler ışığında Andırın yöresine ait ağız özellikleri, özellikle ünlülerin kullanımı açısından ele alınmıştır. Sonuçlar, bu sınırlılıklar doğrultusunda ele alınmalıdır. Saha araştırmasına dayanan bu çalışmada, ağız özelliklerini koruduğu düşünülen, çoğunluğu elli yaşın üzerinde, okuma-yazma bilmeyen veya ilkokul düzeyinde eğitim görmüş, özellikle yaşadığı çevreden uzun süre ayrılmamış konuşurlarla görüşülmüştür. Kayıtlar ses kayıt cihazıyla alınmış; derlenen veriler &lt;em&gt;Turkish Studies&lt;/em&gt; transkripsiyon fontuyla yazıya aktarılmış ve fonetik düzlemde çözümlenmiştir. Ağızların sistematik olarak belgelenmesi, hem dilin yaşayan varyantlarını kayıt altına almak hem de ağızların zamanla yok olmasının önüne geçmek açısından büyük önem taşımaktadır. Bu yönüyle çalışma, dilbilime olduğu kadar disiplinler arası araştırmalara da katkı sunmayı hedeflemektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE GENÇ NÜFUSTA İNTİHAR: İNTERNET KULLANIMI, İLK EVLENME YAŞI VE CİNSİYETİN ROLÜ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81970</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81970</guid>
      <author>Ayşe Mahinur TEZCAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Bireyin bilinçli bir kararla hayatını sonlandırması olan intihar bireysel olduğu kadar toplumsal bir eylemdir. Toplum içinde yaşayan bir varlık olarak bireyin kararları toplumsal etkilerden azade değildir. İntihar davranışını etkileyen çeşitli faktörler vardır. Yaş, cinsiyet ve medeni durum intihar kararını etkileyen demografik faktörlerdendir. Sosyo ekonomik seviye, eğitim, işsizlik, toplumsal değişme ve gelişmeler de intihar kararında etkileri olan sosyal faktörlerdir. TUİK verileri incelendiğinde 2020 yılından sonra yaşa özel intihar hızı en yüksek olan grubun 25-29 yaş arası erkekler olduğu görülmektedir. Dünya çapında da genç intiharları giderek artmaktadır. İnternet kullanımının artması da intihar olaylarının görünürlüğünü artırması nedeniyle intiharın yayılmasına neden olmaktadır. Evlenme yaşının yükselmesi, boşanmaların artması son döneme damgasını vuran toplumsal değişimlerdir. Bu çalışmada Türkiye’de 2009-2023 yılları arasında genç nüfusta yaşa özel intihar hızı ve intihar sayısının, internet kullanım oranı, ilk evlenme yaşı, boşanma oranı ve cinsiyet değişkenleri ile ilişkisi incelenmiştir. Çoklu doğrusal regresyon yöntemi kullanılarak yapılan analizlerde JAMOVI yazılımının 2.5.4 versiyonu kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda gençler arasında internet kullanım oranı, ilk evlenme yaşı ve cinsiyet değişkenlerinin intihar sonuçları üzerinde anlamlı etkileri olduğu bulunmuştur. Boşanma oranının ise anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Genç erkeklerin genç kadınlara kıyasla yaklaşık 4,5 kat daha fazla intihar ettiği görülmektedir. Yapılan regresyon analizi gençler arasında internet kullanım oranının ve ilk evlenme yaşının yükselmesinin intiharların artışında anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI KLASİK DÖNEMDEN GÜNÜMÜZE TÜRK ASKERİ EĞİTİMİNİN KRONOLOJİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82327</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82327</guid>
      <author>Songül YILMAZ DERİN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Literatür tarandığında tarih biliminin birçok alanında kronolojik çalışmaların yapıldığı görülmekle birlikte Türk askerî eğitim tarihi alanında diyakronik bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Dolayısıyla askerî eğitim tarihi alanında yapılacak kronolojik bir çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu araştırmada Türk askerî eğitim tarihinde yaşanan gelişmeler kronolojik sırayla kaynaklar arası kıyaslamalar yapılarak kaleme alınmıştır. Kronolojik sıralama, Enderun mekteplerinin kuruluşu ile başlayıp Millî Savunma Üniversitesinin kuruluş ve işleyiş süreçlerini kapsayacak şekilde geniş tutulmuştur. Araştırmada kullanılan kaynaklara erişim sorunu olmasına rağmen çalışmanın önemli bir kısmında, birinci elden kaynaklar kullanılmıştır. Bununla birlikte birincil kaynaklara ulaşılamadığında ikincil kaynaklardaki veriler birbirleri ile kıyaslanarak doğrulanmış ve çalışmaya dahil edilmiştir. Teorik olarak kaynak tarama, sınıflandırma, çözümleme, tenkit ve sentez aşamalarının izlendiği çalışma, Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet dönemine, Cumhuriyet döneminden de günümüze uzanacak şekilde tasarlanmıştır. Osmanlı Devleti'nde askerî eğitimde yaşanan değişimler, modernleşme çabalarının devlet politikası hâline gelmesi ve bu gelişmelerin İstanbul ve taşradaki askerî eğitime yansıması, kronolojik olarak analiz yapılmasını mümkün kılmıştır. Araştırmada, Cumhuriyet döneminden günümüze kadar yaşanan gelişmeler, uygulamalar, açılan okullar, müfredatlar, eserler, yasal kararlar, Kanunlar ve Ta’limnameler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Böylece ilgili döneme ilişkin yönetim, eğitim, mali ve sosyo-ekonomik uygulamaların askerî eğitime yansıması gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma yapmak isteyen bilim insanlarına ışık tutacak bu çalışma, alana da önemli katkılar sağlayacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEKELİ MEHMET PAŞA CAMİİ’NİN PENCERE ALINLIKLARINDAKİ ÇİNİ SÜSLEMELERİN ÜSLUP BAKIMINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82794</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82794</guid>
      <author>Züleyha ZOR</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Bu makale Antalya'nın tarihi Kaleiçi semtinde bulunan ve Osmanlı döneminin önemli mimari eserlerinden olan, Tekeli Mehmed Paşa Camii’nin iç ve dış kısmında yer alan pencere alınlıklarındaki çini süslemelerin sanatsal analizini konu almaktadır. Caminin III. Murad döneminde önemli idari görevlerde bulunmuş olan Tekeli Mehmed Paşa tarafından kesin tarihi belli olmamakla birlikte 1610’lu yıllarda yapıldığı düşünülmektedir. Caminin en özgün ve dikkat çekici özelliği, iç ve dış pencere alınlıklarında bulunan çini panolarda talik hattıyla yazılmış Münferice Kasîdesi’dir. Bu yönüyle Tekeli Mehmed Paşa Camii, pencere alınlıklarında Ayet veya Hadis yerine bir Kasîde’nin yer almasıyla dünyada bilinen tek örnek olarak öne çıkmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Caminin süslemesinde 17. yüzyıla ait İznik çinilerinin sır altı tekniği ile bezenmiş karolar taş işçiliği ile kullanılmıştır. Beyaz, lacivert, firuze, yeşil ve mercan kırmızısı renklerle bezenmiş çinilerde hatai, penç, gonca, yaprak, lâle ve rumi gibi klasik Osmanlı motiflerine yer verilmiştir. Söz konusu caminin mimari özellikleri kısaca tanıtıldıktan sonra, özgünlük açısından büyük önem taşıyan çini panolar üzerindeki Münferice Kasîdesi'nin özellikle bezeme üslubu kullanılan motiflerden oluşan kompozisyon ve süsleme anlayışı ayrıntılı bir biçimde çini sanatı açsısından incelenecektir. Çalışmanın amacı, Osmanlı döneminde yapılmış bu mimari eser hem sanat tarihi hem de Osmanlı hat ve çini sanatı açısından taşıdığı önemi ortaya koymaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HALKEVLERİNDE SPOR FAALİYETLERİNİN GELİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK UYGULAMALAR: İSTANBUL SPOR KOMİTESİ’NİN RAPORU</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81919</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81919</guid>
      <author>Canan SARIYAR SEZAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Mustafa Kemal Paşa’nın askeri ve siyasi yeteneklerinin yanı sıra önemli bir düşünce insanı olduğunu da gösteren Halkevleri, 19 Şubat 1932 tarihinde açılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında kurulan Halkevleri, Cumhuriyet devrimlerinin halka yansıtılmasına ön ayak olmuş ve dönemin kültürel anlamda kalkınmasına ciddi oranda katkı sağlamıştır. Halkevleri çalışmalarını dil ve Edebiyat, Güzel Sanatlar, Temsil, Spor, Sosyal Yardım, Halk Dershanesi ve Kurslar, Kütüphane ve Yayın, Köycülük, Tarih ve Müze Şubeleri aracılığıyla yürütmüştür. Halkevlerinin spor şubeleri Türk gençlerine spor yapma alışkanlığı kazandırmak, beden sağlığını geliştirmek milli birlik ve beraberliği pekiştirmek amacı taşımaktadır. Bu şubeler sporu sadece fiziksel bir aktivite olarak değil aynı zamanda milli bir görev olarak görmüşlerdir. Bu çalışmada Halkevlerindeki spor faaliyetlerini geliştirmek için hazırlanan raporlar İstanbul Halkevleri özelinde incelenmiştir. Söz konusu rapor Eminönü, Beyoğlu ve Kadıköy Halkevi şubelerinin spor komiteleri tarafından kaleme alınmış ve önemli tavsiyeler ihtiva etmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden olan arşiv tarama tekniği ile yapılmış olup, kaynağını ise Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi oluşturmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-01</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


