






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of History School, Yıl 2026 Sayı LXXX</title>
    <link>https://johschool.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3907</link>
    <description>Journal of History School</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    <generator>&lt;p&gt;Asos Yayınları&lt;br /&gt; Kızılay Mahallesi, Fevzi Çakmak-2 Sk. No:37/1, 06420 Çankaya/Ankara&lt;br /&gt; &lt;a href="https://www.asosyayinlari.com/dergilerimiz.html" target="_blank"&gt;https://www.asosyayinlari.com/&lt;/a&gt;</generator>
    <item>
      <title>İDEOLOJİ VE NETFLİX ALGORİTMALARI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80966</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80966</guid>
      <author>Adem KARTAL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"&gt;Bu çalışma, Netflix platformunun teknolojik ve algoritmik evrimi ile izleyiciyi nasıl etkilediği incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle platformun kullanıcı verilerini kullanarak izleyici deneyimlerini kişiselleştirmesi ve bu sürecin izleyicinin seçim özgürlüğünün nasıl etkilediği sorgulanmaktadır. Netflix platformu kullandığı ileri düzey teknoloji ve algoritmalarla kullanıcı deneyimlerini analiz ettiği bu analizler sonucu kullanıcılara özgür alanlar yaratmaktan çok onları yönlendirme çabasında olduğu tartışılmıştır. Bu yönüyle Netflix sadece eğlenceli içerikler üreten bir platform değil, kullanıcıların tercihlerini yöneten bir iktidar aygıtı olarak ele alınmaktadır. Ayrıca pozitivist ideolojinin sadece akademik alanlarda değil, bu platformlar aracılığıyla da topluma nüfus ettiği sorgulanmaktadır. Çalışmada bir nitel araştırma yöntemi olarak içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. 2018 ve 2024 yılları arasında Netflix platformunda yer alan farklı kategorilerde çok popüler olan 6 içerik de ki LGBT karakter temsilleri incelenmiştir ((&lt;em&gt;The Spy&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Heartstopper&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Young Royals&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;She-Ra and the Princesses of Power&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;The Haunting of Bly Manor&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Duck Butter&lt;/em&gt;). Elde edilen bulgular tema ve alt temalara ayrılarak LGBT karakterlerin temsil ve benimsetilme stratejileri Netflix içerikleri aracılığıyla izleyicilere nasıl sunulduğu analiz edilmiştir. "The Spy" dizisindeki beklenmedik eşcinsel öpüşme sahnesi ve eşcinselliği normalleştirme çabası ve toplumsal normlara meydan okuma olarak yorumlanmıştır. "Heartstopper," LGBT temsilini geniş bir kitleye taşıyarak farklı yaşam tarzlarının mümkün ve normal olduğunu vurgularken, "Young Royals" dizisi, LGBT karakterlerin yaşamını merkeze alırken, eşcinselliği yüzeysel lise dramalarına indirgemesi eleştirilmiştir, toplumsal normları sorgulama konusunda yanıltıcı mesajlar içerebileceği ifade edilmektedir. "She-Ra and the Princesses of Power" animasyonu, LGBT temsilini normalleştirme çabası olup ayrıca her yaşta izleyiciye yayma çabası olarak değerlendirilmiştir, "The Haunting of Bly Manor" dizisi, LGBT ilişkilerini ön plana çıkararak belirli bir yaşam tarzını normalleştirme çabası göstermektedir. "Duck Butter" filmi, cesur sahnelerle LGBT yaşam tarzının organik olduğunu vurgulamıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt; &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SABAHATİN ALİ’NİN ÖYKÜLERİNE YANSIYAN KADIN İMGELERİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86495</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86495</guid>
      <author>Mehmet DİNÇ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Sabahattin Ali,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 8.0pt; font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-language: EN-US;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;C&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;umhuriyet dönemi Türk öykücülüğüne yön veren yazarlardan biridir. Toplumsal meseleleri realist ve eleştirel bakış açısıyla ele alışı o güne kadar alışılmışın dışında bir yolun açılmasını sağlamıştır. Onun başarısı gerçek dünyadan aldığı insanlarla canlı kahramanlar yaratabilmiş olmasıyla doğrudan alakalıdır. Bu yönüyle bakıldığında yazarın yüzü çevreye ve topluma dönüktür. Sabahattin Ali’nin öykülerinden bir kısmı şehirde, biri denizde, büyük bir kısmı da köy ve kasabalarda geçer. Yazar köy ve kasabalarda geçen öykülerde otoritenin yereldeki temsilcileri ve eril zihniyetli, nüfuslu şahısların el birliğiyle yaptıkları kötülükleri konu edinir. Bu odakların nazarında kadın bir nesne, cinsel obje ya da her an ezilecek aşağı sınıftan biri olarak görülür. Yazarın bu bağlamda üzerinde durduğu konulardan biri de kadınların varoluşsal durumlardan kaynaklı yaşadıkları travmalardır. Sabahattin Ali’nin öykülerinde bedeni ve emeği sömürülen kadınların yanı sıra, aşk acısı yaşayan, yoksullukla mücadele eden, fedakârlıkta bulunan, ihanete uğrayan kadınların varlığı da göze çarpar. Yazarın öykülerindeki kadınlara bakıldığında mutlu insan bulmak zordur. Kadınlar her defasında yaşadıkları travmaların sonuçlarına katlanmak zorunda kalır. Bundan dolayı çalışmamızda kadınların yaşamda karşılaştıkları zorluklar çeşitli başlıklar altında incelenerek, yazarın tutumu ve gösermek istediği toplumsal duyarlılık incelenmiştir. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Dizilerinin İzleyiciler Üzerinde Oluşturduğu Türkiye ve Türk Algısı: Iraklı İzleyiciler Üzerinde Nitel Bir Analiz</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82907</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82907</guid>
      <author>Erhan HANCIĞAZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, Türk televizyon dizilerinin Iraklı izleyiciler üzerindeki sosyal ve kültürel etkilerini Türkiye ve Türk algısı bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. İletişim teknolojilerinin hızla değiştiği ve geliştiği günümüzde, dizi filmlerin izleyicilerin algısı üzerinde mühim bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Türkiye, özellikle Ortadoğu ve Balkan coğrafyasında Türk dizileriyle oluşturduğu kültürel etkisini son yıllarda küresel çapta hissettirmektedir. Bu bağlamda, araştırmada Türkiye’de yaşayan Irak uyruklu bireylerle yapılan derinlemesine görüşmeler yoluyla Türk dizilerinin bireyler üzerindeki etkisi nitel bir yöntemle analiz edilmiştir. Yirmi katılımcı ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış mülakatlardan elde edilen veriler, betimsel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, Türk dizilerinin izleyicilerde Türkiye’ye ve Türk kültürüne yönelik olumlu bir algı oluşturduğunu, dil öğrenme eğilimini teşvik ettiğini ve Türkiye’ye karşı sosyal ve duygusal yakınlık oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, Müslüman kimliğe sahip bir ülke olarak Türkiye’deki seküler yaşam tarzının oluşturduğu ikileme rağmen Türkiye’nin modern bir ülke olarak örnek alınabilecek bir konumda görüldüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma, izleyici çalışmaları alanına katkıda bulunarak, Türk dizilerinin Iraklı izleyiciler üzerinde oluşturduğu Türkiye ve Türk algısını derinlemesine incelemeyi amaçlamakta; bu algıların hangi içerikler üzerinden kurulduğu, nasıl içselleştirildiği ve bireysel toplumsal düzeyde ne tür etkiler yarattığı sorularına odaklanmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAVUNMA HARCAMALARI VE EKONOMİK BÜYÜME İLİŞKİSİ; GELİŞMİŞ VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER ANALİZİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86685</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86685</guid>
      <author>Hasan Furkan KAPLANAdem AKTAŞ   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; mso-layout-grid-align: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Savunma harcamaları ile ilgili son dönemde birçok çalışmaya rastlamak mümkündür. Ekonomistlerin kamu harcama kalemlerinden biri olan savunma harcamalarının ekonomik büyüme üzerine yaptıkları çalışmaların sonuçlarına bakıldığında, bazı ülkeleri özellikle gelişmiş ekonomileri pozitif yönde etkilediği gelişmekte olan ekonomilerde etkisinin olmadığı sonucuna ulaşmışlardır. Bu çalışma, 1980-2024 döneminde sekiz ülkeye ait askeri savunma harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini panel veri setiyle incelemektedir. Panel veri analizi sonuçlarına göre, askeri harcamalar genel olarak büyüme üzerinde negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahiptir. GSYİH’nın gecikmeli değeri pozitif ve anlamlı bulunmuş, büyümenin süreklilik taşıdığı anlaşılmıştır. Ülke bazlı değerlendirmelerde ise ABD, Hindistan, Güney Kore ve Türkiye’de pozitif etkiler gözlenirken; Fransa, İtalya, Japonya ve İngiltere’de negatif etkiler tespit edilmiştir. Bulgular, savunma harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin ülke dinamiklerine bağlı olarak farklılaştığını göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİNDE TBMM’DE SITMA İLE MÜCADELE: HALK SAĞLIĞINA YÖNELİK YASAL GİRİŞİMLER VE HASTALIĞIN RAKAMSAL BOYUTU (1920-1938)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82976</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82976</guid>
      <author>Muhsin Ertürk BUDAK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş sürecinin hemen ardından, Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan sağlık altyapısının yetersizliği ve uzun süren savaşların yol açtığı sosyoekonomik yıkım nedeniyle, birçok enfeksiyonel hastalıkla mücadele etmek durumunda kalmıştır.&amp;nbsp;Bu hastalıklar arasında oranları göz önüne alındığında en önemli halk sağlığı sorunlarından biri sıtma (malarya) olmuştur. Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti'nin erken döneminde (1920-1938) sıtma ile mücadele kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan yasal düzenlemeleri ve uygulanan politikaları incelemektedir. Anadolu'nun coğrafi ve sosyoekonomik yapısı nedeniyle yaygın olan sıtma, Cumhuriyet'in ilk yıllarında en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olmuştur. Araştırma, dönemin TBMM tutanakları, arşiv belgeleri ve Resmî Gazete kaynaklarına dayanarak, sıtmayla mücadelede alınan önlemleri ve yasal çerçeveyi analiz etmektedir. 1920'lerden itibaren sıtmanın kontrol altına alınması için 1926'da çıkarılan&amp;nbsp;&lt;em&gt;Sıtma Mücadele Kanunu&lt;/em&gt; ve 1930’dan sonra salgınlarda bir dönüm noktası olan &lt;em&gt;Umumi Hıfzıssıhha Kanunu&lt;/em&gt; en kapsamlı yasal düzenleme olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, erken Cumhuriyet dönemindeki sıtma politikalarının başarılarını ve sınırlılıklarını değerlendirerek, Türkiye'nin halk sağlığı alanındaki modernleşme sürecine ışık tutmayı amaçlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sayıların Tarihi Konulu Sanal Müze Uygulamasına Yönelik Özel Yetenekli Öğrencilerin Görüşleri</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81087</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81087</guid>
      <author>Naci KÜÇÜKGENÇAY</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırma özel yetenekli öğrencilerin sayıların tarihi konulu sanal müze deneyimlerine yönelik görüşlerini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma, nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yöntemi ile yürütülmüş olup, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İç Anadolu Bölgesi’ndeki bir Bilim ve Sanat Merkezine kayıtlı 12 özel yetenekli öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmış ve içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular “Müzelerin Amacı”, “Sanal Müze Deneyimi”, “Matematik Müzesi Deneyimi” ve “Farklı Sayı Sistemleri” olmak üzere dört tema altında ele alınmıştır. Bulgular, öğrencilerin sanal müzeleri bilgilendirici ve ilgi çekici bulduklarını, ancak fiziksel müzelerin sağladığı duyusal ve sosyal etkileşimi tam olarak sunmadığını ortaya koymaktadır. Uygulamanın öğrenciler için eğlenceli olduğu da bulgular arasındadır. Matematik müzesi fikri başta öğrenciler için şaşırtıcı bulunsa da, sayı sistemlerinin tarihsel gelişimini keşfetmenin öğrenme sürecine katkı sunduğu belirtilmiştir. Özellikle farklı medeniyetlerin sayı sistemlerini karşılaştırma imkânı sunması, öğrencilerin matematiğe yönelik bakış açılarını genişletmiştir. Çalışma, sanal müzelerin matematik eğitimi için alternatif ve etkili bir öğrenme ortamı sunduğunu göstermektedir. Ancak, daha fazla etkileşimli içerik ve rehber destekli uygulamalarla zenginleştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, sanal müzelerin eğitim süreçlerine entegrasyonunun artırılması ve öğrenme deneyimlerini destekleyici yeni uygulamaların geliştirilmesi önerilmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEKNOLOJİNİN VE KÜRESELLEŞMENİN KESİŞİMİNDE KLİNİK OTORİTE VE BAKIM PARADİGMASI: HEMŞİRELİK VE SAĞLIK TARİHİNE SİSTEMİK BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88740</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88740</guid>
      <author>Aydolu Algin TOROSMustafa Önder ŞEKEROĞLU    </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu inceleme, hemşirelik ve sağlık sistemi tarihini tıbbi ilerlemenin doğrusal bir kroniği olarak değil, klinik otorite, teknolojik entegrasyon ve sağlık sistemi mühendisliği tarafından şekillendirilen dinamik ve sistemik bir evrim olarak yeniden kavramsallaştırmaktadır. Tarihsel gelişmeler -özellikle 20. ve 21. yüzyıllarda- hemşireliğin bir bakım mesleğinden klinik karar alma ve sistemik yönetim alanına evrildiği, kritik dönüm noktalarını işaret etmektedir. Temel itici güçler arasında hemşireliğin profesyonelleşmesi, biyomedikal teknolojinin benimsenmesi (yoğun bakım, izleme sistemleri), sağlık bilişiminin yükselişi ve küresel dijital sağlık ve yapay zekânın (YZ) ortaya çıkışı yer almaktadır. Hemşirelik mesleği, teknolojik adaptasyon, sistem yönetimi ve sağlık politikaları açısından merkezi bir aktör olmasına rağmen, literatürde genellikle ikincil ya da yardımcı bir unsur olarak kalmıştır. Bu durum, günümüzün sağlık hizmetlerinde yaşanan yapısal sorunlara, eşitsizlik, iş gücü yetersizliği, teknolojik bağımlılık, karar verme odağı kayması gibi, tarihsel bir bağlamdan bakmayı zorlaştırır. Hemşireliğin tarihsel olarak bilgilendirilmiş bir analizi, iş gücü krizleri, teknolojik bağımlılık, erişimdeki eşitsizlikler ve yönetişim eksiklikleri gibi günümüz zorluklarına ışık tutan yapısal süreklilikleri ve kesintileri ortaya koymaktadır. Hemşireliğin sağlık sistemi tasarımı ve politikasında merkezi bir aktör olarak kabul edilmesi, gelecekte eşitlikçi ve güvenli bakım için önemlidir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLSEM’DE ÖĞRENİM GÖREN ÖZEL YETENEKLİ ÖĞRENCİLERDE MÜZİK EĞİTİM SÜREÇLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86882</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86882</guid>
      <author>Ahmet Selçuk BAYBURTLU Göktürk ERDOĞAN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu araştırma, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı Bilim ve Sanat Merkezleri’nde (BİLSEM) öğrenim gören özel yetenekli öğrencilerin müzik eğitimi süreçlerini, öğrenci, veli ve öğretmen görüşleri temelinde çok yönlü olarak incelemeyi amaçlayan nitel bir çalışmadır. Erzurum merkez yer alan üç BİLSEM’de yürütülen araştırmada fenomenoloji deseni benimsenmiş, yarı yapılandırılmış görüşme ve doküman analizi teknikleri kullanılmıştır. Katılımcılar; altı müzik öğretmeni, on beş öğrenci ve on beş veliden oluşmaktadır. Araştırtmadan elde edilen veriler doğrultusunda, müzik eğitiminin öğrencilerin akademik başarı, sosyal beceri ve duygusal gelişimlerine %100 oranında olumlu katkı sağladığını göstermektedir. Öğrencilerin %27,59’u kendilerini “azimli”, %24,14’ü “çalışkan”, %13,79’u “hırslı” ve %13,79’u “öğrenmeyi seven” olarak tanımlamıştır. Öğretmenlerin en belirgin özellikleri ise %12,50 oranla “meraklı” ve “sosyal”, %8,33 oranla “hırslı”, “hevesli” ve “öğrenmeye açık” olarak ifade etmiştir. Müziğin meslek olarak seçilmesine ilişkin değerlendirmelerde; öğretmenlerin tamamı (%100) öğrencilerin bu alanda kariyer yapma olasılığını düşük görürken, öğrencilerin %73,33’ü ve velilerin %73,33’ü müziği meslek olarak seçme fikrine olumlu yaklaşmıştır. Elde edilen veriler, BİLSEM’lerde müzik eğitiminin özel yetenekli öğrencilerin çok yönlü gelişiminde kritik bir rol üstlendiğini; ancak mesleki yönelim konusunda öğretmen, veli ve öğrenci görüşleri arasında farklılıklar bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, kariyer planlaması ve rehberlik hizmetlerinin müzik eğitimi sürecine entegrasyonunun önemini göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAOKUL ÖĞRENCİLERİNİN YENİLİKÇİ DÜŞÜNME EĞİLİMLERİ VE SOSYAL DUYGUSAL ÖĞRENME BECERİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİ: EĞİTİMDE YENİ PERSPEKTİFLER</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79677</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79677</guid>
      <author>Ayşenur KULOĞLUFulya Görkem ORHAN   ,Fatma TUTUŞ   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu araştırma ortaokul öğrencilerinin yenilikçi düşünme eğilimleri ile sosyal duygusal öğrenme becerileri düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın örneklemini Ankara ilinde 2024-2025 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 408 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla ortaokul öğrencilerine yönelik yenilikçi düşünme eğilimi ve ergenlerde sosyal duygusal öğrenme ölçekleri kullanılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde ikili karşılaştırmalarda t testi ve ikiden fazla değişken arasındaki karşılaştırmalarda ise varyans analizi (Anova-Oneway) kullanılmıştır. Ortaokul öğrencilerinin yenilikçi düşünme eğilimleri ortalamalarının yüksek düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yenilikçi düşünme eğilimlerinin cinsiyet ve baba eğitim durumu değişkenine göre anlamlı farklılık olmadığısonucuna ulaşılmıştır. Yenilikçi düşünme eğilimlerinin anne eğitimi durumu değişkenine göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal duygusal öğrenme becerileri ortalamalarının yüksek düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır. Sosyal duygusal öğrenme becerilerinin cinsiyet, anne eğitim durumu ve baba eğitim durumu değişkenine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yenilikçi düşünme eğilimleri ve sosyal duygusal öğrenme becerileri arasında pozitif ve orta düzey anlamlı ilişki bulunmaktadır. Ortaokul öğrencilerinin yenilikçi düşünme eğilimleri arttıkça sosyal duygusal öğrenme becerileri artmaktadır. Ayrıca ortaokul öğrencilerinin yenilikçi düşünme eğilimlerinin sosyal duygusal öğrenmeüzerinde yordayıcı etkisi olduğu belirlenmiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kripto Paraların Döviz Kurları Üzerindeki Etkisi: Bitcoin ile USD/TRY Kur İlişkisi Üzerine Ampirik Bir Analiz</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87123</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87123</guid>
      <author>İlknur Ülkü ARMAĞAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Son yıllarda kripto paralar, özellikle Bitcoin, küresel finansal piyasalarda alternatif bir finansal yatırım ve değer saklama aracı olarak ön plana çıkmaktadır. Türkiye gibi döviz kuru oynaklığının yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelerde, Bitcoin ile USD/TRY kuru arasındaki etkileşim, finansal piyasalardaki istikrar ve yatırım stratejileri açısından önem kazanmaktadır. Çalışmada, 18.07.2010 ve 30.06.2025 tarihleri arasındaki günlük kapanış verileri kullanılarak Bitcoin ile USD/TRY kuru arasındaki uzun dönemli ilişki ve nedensellik analiz edilmektedir. ADF ve PP testleri serilerin I(1) düzeyinde bütünleşik olduğunu ortaya koyarken, Johansen eşbütünleşme testi bu iki seri arasında yapısal bir denge ilişkisi olduğunu göstermektedir. VECM ve Granger testleri ise Bitcoin’in USD/TRY kuru üzerinde yön verici bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Etki-Tepki ve Varyans Ayrıştırma analizleri, Bitcoin’in Türk Lirası üzerinde sınırlı fakat zamanla artan bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bulgular, Bitcoin’in Türkiye'de alternatif dolarizasyon aracı olarak etkili olduğunu finansal ve parasal politika araçlarının belirlenmesinde dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bulanık TOPSIS Yöntemiyle Uluslararası Göç Teorilerinin Karşılaştırmalı Analizi</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82542</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82542</guid>
      <author>Çağrı GÜÇLÜTENAdnan ABDULVAHİTOĞLU  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Göç, insanlık tarihi boyunca ekonomik, sosyal, politik veya coğrafi açıdan daha iyi fırsatlara ulaşma arzusuyla süreklilik gösteren bir olgu olmuştur. Ulaşım ve iletişim alanındaki gelişmeler, göçü ulusal sınırları aşan ve kıtalar arasında yayılan küresel bir olgu hâline getirmiştir. Güncel araştırmalar, göçün itici ve çekici faktörlerinin mekânsal ve zamansal bağlamlara göre değişkenlik gösterdiğini ve giderek artan şekilde siyasi belirsizliklerden etkilendiğini ortaya koymaktadır. Teorik alanda önemli ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen, göç olgusunun çok boyutlu doğasını tamamen kapsayan tek bir kuramsal çerçeve henüz geliştirilememiştir. Bu eksikliği gidermek amacıyla, çalışmada Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinden biri olan Bulanık TOPSIS yöntemi kullanılarak göç teorileri çeşitli etkenler ışığında sistematik bir şekilde değerlendirilmiştir. Bu yöntem aracılığıyla yapılan analiz, göç dinamiklerinin karmaşık yapısını çözümlemede etkili olduğunu göstererek Web of Science veri tabanına özgün bir katkı sunmaktadır. Elde edilen bulgular, uluslararası göçü açıklamada Dünya Sistemleri Teorisinin en kapsamlı kuramsal çerçeve olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmanın sonuçları, göçle ilgili zorluklara yönelik kanıta dayalı stratejiler geliştirmek isteyen politika yapıcılar için önemli çıkarımlar sunmakta; ayrıca göç çalışmalarında daha nüanslı, çok boyutlu ve bağlama özgü yaklaşımların gerekliliğine işaret etmektedir. Bu çalışma, göç olgusunun kuramsal boyutuna katkıda bulunmanın ötesinde, Bulanık TOPSIS yönteminin karmaşık toplumsal olguların analizinde pratik faydasını da ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İkonik Sanat Eserlerinin Marka İletişim Stratejilerinde Kullanımı: Anlam, Kimlik ve Tüketim</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87147</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87147</guid>
      <author>Burak PEKÜN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu makale, ikonik sanat eserlerinin marka iletişim stratejilerinde nasıl kullanıldığını kültürel, sembolik ve stratejik boyutlarıyla incelemektedir. Markalar, sanat eserlerini yalnızca estetik bir unsur olarak değil; kimlik, prestij, anlam ve aidiyet üretimi gibi işlevlerle bütünleşik biçimde kullanmaktadır. Sanat, markalara seçkinlik ve kültürel derinlik kazandırmaktadır; tüketiciyle kurulan ilişkiyi görsel, duygusal ve sembolik düzeyde derinleştirmektedir. Çalışmada Baudrillard’ın tüketim nesnesi yaklaşımı, Bourdieu’nün kültürel sermaye kavramı, Belk’in genişletilmiş benlik kuramı ve Mirzoeff’in görsel kültür anlayışı kuramsal temel olarak kullanılmıştır. İlk olarak sanatın görsel kültürde nasıl ikonlaştığı ve popüler kültürde nasıl dolaşıma girdiği ele alınmıştır; ardından sanatın marka kimliği oluşturma, sembolik değer katma ve duygusal bağ kurma işlevleri değerlendirilmiştir. Sanatın tüketim kültürüyle ilişkisi kültürel sermaye aktarımı ve sınıfsal temsiller üzerinden açıklanmıştır. Yöntem olarak nitel analiz benimsenmiştir, literatür taramasına ek olarak seçili kampanyalarda görsel analiz yapılmıştır. Absolut, Benetton, Louis Vuitton, Volkswagen, Allianz gibi markaların sanatla kurdukları ilişki, estetik tercihlerden öte kültürel ve ideolojik stratejiler olarak değerlendirilmiştir. Magritte, Warhol, Haring gibi sanatçıların reklam üzerindeki etkisi de incelenmiştir. Sonuç olarak, sanatın marka iletişiminde taşıdığı anlam çok katmanlıdır. Estetik bir unsur olmanın ötesinde sanat, markalara kültürel konumlama, sembolik sermaye, kimlik anlatısı ve farklılaşma gücü sunmaktadır. Bu bağlamda sanat, çağdaş pazarlama stratejilerinin yüzeysel değil, anlam derinliği olan bir bileşenidir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNDE MALULLÜK VE ENGELLİLİK KAVRAMLARININ SINIRLARI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86898</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86898</guid>
      <author>Yavuz Selim KAYMAZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-theme-font: minor-fareast; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Sosyal riskler bireylerin hayatları boyunca karşılaşmaları olağan ve bireylerin muhtaçlık riskiyle karşılaşmasına yol açan unsurlardır. Muhtelif şekillerde tasnif edilebilen sosyal risklerden biri de hastalık ve sakatlık gibi fiziksel durumlarla ilişkili olan “fizyolojik” risklerdir. Fizyolojik riskler, iş kazaları ve meslek hastalıklarından kaynaklanabildiği gibi ayrıca normal yaşam koşullarında da ortaya çıkabilen ve bireyleri dezavantajlı konuma sürükleyen unsurlardır. Sosyal güvenliğin bireylerin muhtaçlık riskine düşmesini engelleme işlevi bulunmaktadır ve devletler bu yönde farklı koruma politikaları geliştirmektedirler. Çalışmanın amacı Türk sosyal güvenlik sisteminde malullük ve engellilik kavramlarının mevzuatta hangi sosyal haklara tekabül ettiğini belirleyerek kavramların farklılıklarını ortaya koymaktır. Bu kapsamda malullük sigortası, engelli emekliliği, iş göremezlik ödenekleri gibi hakların yanı sıra primsiz sistemden ve farklı kanunlardan sağlanan haklar incelenmiştir. Çalışmada hastalık veya sakatlık durumuna maruz kalmış bireylerin sigortalılık durumlarına göre erişebilecekleri sosyal haklar sistematik sunulmuştur. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BAŞLANGIÇ DÜZEYİ BAĞLAMA ÖĞRETİM PROGRAMINA YÖNELİK ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİ: BİR İHTİYAÇ BELİRLEME ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82736</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82736</guid>
      <author>Celal ŞAHİNFerit BULUT  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmanın amacı mesleki müzik eğitimi verilen Güzel Sanatlar Liselerinde bağlama öğretmenlerinin görüşlerine göre başlangıç düzeyi bağlama öğretiminde teknik, etüt ve repertuvar açılarından bulunması gereken nitelikleri tespit ederek, başlangıç düzeyi bağlama öğretim programı geliştirme sürecinde öğretimsel ihtiyaçları ortaya koymaktır. Araştırmada, nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem seçiminde gönüllü örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 81 ilde Güzel Sanatlar Liselerinde Bağlama öğretmeni olarak görev yapan öğretmenler içerisinden gönüllü olan 21 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında Sağ el tekniklerinde temel mızrap yönlerinin öğretim sırasında “öğretimde kolaydan zora ilkesinin” dikkate alınmasının gerektiği, Sol el tekniklerinde parmak numarasının kullanılması gerektiği, Sol el tekniklerinde notaların (perdelerin) yerlerinin öğretim sırasının “öğrenme kolaylığına” göre verilmesi gerektiği, Etütlerde temel mızrap yönlerinin olması gerektiği, Etütlerin “ezgisel etütler” şeklinde olması gerektiği, bağlama öğretimi için repertuvar seçiminin “Türk Halk Müziği repertuvarındaki basit türküler” şeklinde olması gerektiği, Bağlama öğretimi için kullanılacak repertuvarda (Türkü, Eser) “kolaydan zora ve akılda kalıcı olması” ve “seviye uygunluğu” ölçütlerinin dikkate alınması gerektiği sonuçları elde edilmiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AYDIN KURAMLARI BAĞLAMINDA AFET İNAN: CUMHURİYET MODERNLEŞMESİNİN TÜRK KADIN AYDINI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87438</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87438</guid>
      <author>Dilşad TÜRKMENOĞLU KÖSESaadet DUMAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Aydınlar topluma düşünceleriyle yön veren fikir insanları olarak bilinirler. Erken Cumhuriyet dönemi aydınlarının başlıca rolü devletin modernleşme amacına hizmet etmek olmuştur. Bu makalede erken Cumhuriyet dönemi kadın aydınlarından Afet İnan; Antonio Gramsci, &lt;a name="_Hlk207309445"&gt;&lt;/a&gt;Edward Said ve Pierre Bourdieu’nün aydın kuramları bağlamında incelenip, analiz edilmektedir. İnan üzerine çeşitli çalışmalar, tezler ve makaleler yazılmış olsa da onu doğrudan aydın kuramları çerçevesinde inceleyen bir çalışma olmadığı görülmüştür. Çalışmada İnan’ın aydın kimliği kuramsal bir perspektifle analiz edilerek, Cumhuriyet modernleşmesindeki kadın aydın profilinin özellikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda makalede şu sorulara yanıt aranmıştır: Aydın kavramı nasıl tanımlanır ve tarihsel olarak Türkiye’de nasıl gelişmiştir? Erken Cumhuriyet döneminde aydınlar hangi konum ve rolleri üstlenmiştir? Antonio Gramsci, Edward Said ve Pierre Bourdieu aydını nasıl tanımlamaktadır? İnan söz konusu kuramcıların aydın tanımlarına göre nasıl değerlendirilmektedir? Araştırmada nitel yöntemler kullanılmış, literatür taraması ve belge analizi yoluyla veriler toplanmıştır. İnan’ın çeşitli eserleri, hakkında yapılmış akademik çalışma ve yazılan tezler incelenmiş, elde edilen veriler betimsel analiz metoduyla yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular İnan’ın Pierre Bourdieu’nün entelektüel alan olarak bahsettiği sınıflandırmaya uygun olduğunu, yüksek düzeyde bir sembolik sermaye edindiğini ve sahip olduğu bilimsel otoriteyi devletle iç içe geçmiş şekilde kullandığını göstermektedir. Cumhuriyet elitinin oluşturduğu organik aydın sınıfının bir parçası olduğu düşünülebilir ancak iktidara hakikati söyleyen ve muhalif bir konumda olmadığı için eleştirellikten uzak kaldığı söylenebilir. Araştırma sonucuna göre; İnan muhalefet etmek yerine içeriden dönüştürmeyi seçen, devletle birlikte hareket eden bir entelektüeldir denebilir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>2024 SOSYAL BİLGİLER DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI’NIN DİJİTAL VATANDAŞLIK AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78037</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78037</guid>
      <author>Emine KARASU AVCISaim TURAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bilim ve teknolojinin hızlı gelişmesiyle birlikte vatandaşlık anlayışının dijitalleşmeye dönüştüğü bilinmektedir. e-nabız, e-devlet, e-okul, e-posta gibi uygulamalarla hizmet alınması, online alışverişlerin yapılması, yayınların online ortamlardan takip edilebilmesi gibi birçok faktör artık vatandaşlık anlayışındaki değişimi de ortaya koymaktadır. Özellikle Covid-19 pandemisi sonrasında tüm dünya dijitalleşme yolunda önemli adımlar atmıştır. Sosyal Bilgiler dersinin iyi ve etkili vatandaşlar yetiştirmeyi temel alan bir ders olması bu süreçte dijitalleşmeden etkilenen derslerin en başında gelmesine neden olmuştur. Geleceğin vatandaşlarının bilişim teknolojilerini doğru ve etik ilkelere uygun bir şekilde kullanabilmeleri önem taşımaktadır. Bu çalışmada Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında güncellenen 2024 Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı’nda dijital vatandaşlığın nasıl ele alındığı araştırılmaktadır. Bu kapsamda çalışmada nitel araştırma modellerinden birisi olan doküman incelemesi tekniğinden yararlanılmıştır. Veriler içerik analizi yoluyla çözümlenmiştir. 2024 SBDÖP’nda dijital vatandaşlığa ilişkin dersin temel yaklaşımında &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;dijital okuryazarlık&lt;/em&gt; becerisine; özel amaçlarında da dijital vatandaşlığın &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;dijital okuryazarlık &lt;/em&gt;ve &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;dijital güvenlik&lt;/em&gt; alt boyutlarına atıfta bulunulduğu tespit edilmiştir. Programlar arası bileşenler başlığı altında dijital vatandaşlığa &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;bilgi teknolojileri &lt;/em&gt;ve &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;dijital okuryazarlık&lt;/em&gt; becerisi ile &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;dürüstlük, mahremiyet, özgürlük, saygı ve sorumluluk&lt;/em&gt; gibi değerler kapsamında yer verildiği görülmektedir. İçerik çerçevesinde tüm öğrenme alanları dijital vatandaşlık ile ilişkili bulunmuştur. Ancak &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Teknoloji ve Sosyal Bilimler &lt;/em&gt;öğrenme alanının içeriğinin diğer öğrenme alanlarına göre &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;içerik çerçevesi, anahtar kelimeler, disiplinler arası ilişkiler&lt;/em&gt; bakımından dijital vatandaşlık ile daha çok ilişkilendirilmiştir. Programda dijital vatandaşlığa ilişkin ölçme ve değerlendirmeye yönelik bulguların sınırlı sayıda olduğu görülmektedir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HACI BEKTAŞ VELİ ÖĞRETİLERİ PERSPEKTİFİNDEN ÂŞIK NOKSANÎ DEYİŞLERİNDE MANEVİ DEĞERLER</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=85931</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=85931</guid>
      <author>Ethem GÜRHAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, âşık Noksanî’nin Varoluş adlı Bektaşi deyişinde yer alan tasavvufi değerlerin, çağdaş değerler eğitimi çerçevesinde nasıl anlamlandırılabileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, nitel araştırma yöntemiyle yapılandırılmış; doküman incelemesi tekniğiyle deyiş metni tematik olarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda sabır, öz denetim, tevazu, hakikat arayışı ve toplumsal sorumluluk gibi temel değerlerin, şiirsel yapıda derinlemesine işlendiği tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular, sözlü kültür ürünlerinin değer aktarımında güçlü bir araç olarak değerlendirilebileceğini; ancak bu tür metinlerin sembolik dili nedeniyle pedagojik uyarlamalara ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, kültürel temelli değer aktarımına yönelik eğitsel yaklaşımlara teorik katkılar sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇEYİ YABANCI DİL OLARAK ÖĞRENENLERİN BÜRÜNSEL ALGI BECERİLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87065</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87065</guid>
      <author>Gökçen TEKİNBayan AGABEK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Konuşmanın anlamsal bütünlüğünü tamamlayan bürünü doğru üretme, algılama ve kullanma becerisi, her dilde olduğu gibi Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde de öğrencilerin sık karşılaştığı bir sorundur. Bu araştırmada 2024-2025 eğitim-öğretim yılında bir üniversiteye bağlı TÖMER’de Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen, ana dili Kazakça ve Arapça olan C1 öğrencilerinin bürünsel algılama becerileri incelenmiştir. Durum çalışması olarak desenlenen araştırmanın örneklemini amaçlı örnekleme ile toplam 58 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan bürünsel algı cümleleri kullanılmıştır. Bu test, içerisinde gramatik, pragmatik ve duygusal bürüne yönelik 24’er madde olmak üzere toplam 72 maddeden oluşmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Öğrencilerden kendilerine verilen bürün cümlelerine istinaden hazırlanan ses kayıtları doğrultusunda, dinledikleri cümlelerdeki bürün odaklarını belirlemeleri istenmiştir. Veriler SPSS 20 programı ile uygun testler belirlenerek analiz edilmiştir. Analiz sonucunda pragmatik ve duygusal bürün boyutlarında anlamlı fark Türkçenin lehçesi olan Kazakçadan kaynaklanmakla birlikte gramatik bürün boyutunda iki dil arasında anlamlı fark bulunmamıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL HİZMET UZMANLARININ “KURUM DANIŞMANLIĞI” DENEYİMLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80162</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80162</guid>
      <author>Gül KARAHAN ÇOBAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmanın amacı nitel desen ve fenomenolojik yaklaşımla sosyal hizmet bölümü lisans öğrencilerinin kurum danışmanlığını yürüten sosyal hizmet uzmanlarının deneyimlerini keşfetmektir. Araştırmanın verileri çalışmanın amacıyla bağlantılı olarak, görev yapmakta olduğu kurumda aynı zamanda sosyal hizmet bölümü lisans öğrencilerine uygulama derslerinde kurum danışmanlığı yapan sosyal hizmet uzmanlarından derinlemesine görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Araştırmada katılımcıların mesleki yaşamlarına ilişkin görüşlerini, kurum danışmanı olmayı nasıl anlamlandırdıklarını, kurum danışmanı olmanın zorlukları hakkındaki görüşlerini ve uygulama sürecine ilişkin değerlendirmelerini içeren 4 tema elde edilmiştir. Araştırma sonuç olarak sosyal hizmet uzmanları için kurum danışmanlığının mesleki doyuma katkı sağlayan önemli bir işleve sahip olduğunu, uygulamayı kendi bilgisine sahip ve okuldaki teorik süreçten farklı bir alan olarak anlamlandırdıklarını, mesleki bilgiyi öğrencilere usta-çırak ilişkisi içinde aktardıklarını, kurum danışmanı olmayı öğrenme sürecinde kendi danışmanlarıyla olan deneyimlerinin belirleyici olduğunu ve süreç içinde kendi danışmanlık anlayışlarını geliştirdiklerini göstermektedir. Ayrıca uygulama sürecini kolaylaştıran ve daha verimli geçmesini sağlayan en güçlü faktör olarak öğrencilerin uygulama sürecine katılmaya ve mesleki pratikleri öğrenmeye ilişkin istekli olmasını gördükleri, kurumlarda büro işlerinin yoğun olması ve fiziksel koşulların yeterli olmaması durumlarının onlar için saha eğitimini zorlaştıran faktörler olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar sosyal hizmet uzmanları için sürecin başlangıcında ve gereksinim duyduklarında kurum danışmanlığına ilişkin temel konu başlıklarını içeren eğitimlere ve destek alabilecekleri deneyimli bir kurum danışmanına erişebilir olmalarını sağlayacak mekanizmaların oluşturulmasına duyulan ihtiyaca işaret etmektedir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HZ. PEYGAMBER’İN UYGULAMASIYLA BAZI GELENEKLERİN SÜNNETLEŞMESİ (KAYLÛLE UYKUSU ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82274</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82274</guid>
      <author>Mehmet Emin ÇİFTÇİ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Hz. Muhammed (sas) geldiği toplumun geleneğinden tamamen bağımsız bir örf ihdas etmemiş, toplumun geleneklerinden dine uygun olanları olduğu şekilde; ıslahı mümkün olanlardan da değişiklikler yaparak uygulamıştır. Hz. Peygamber’in uygulamaları daha sonraki dönemlerde vacip, sünnet, müstehap şeklinde tasnif edilmeye çalışılmıştır. Örneğin toplumun geleneklerinden olan hacamatla tedavi Hz. Peygamber’in uygulamasıyla sünnet olarak değerlendirilmiştir. Yine Arap toplumunun geleneklerinden biri olan kaylûle uykusu konusunda da Hz. Peygamber’in uygulaması ve tavsiyeleri olmuştur. Kaylûle konusunda herhangi bir müstakil çalışmanın yapılmamış olması, konu ile ilgili birçok haberin olması ve kaylûlenin vaktî, hükmü ve uygulaması gibi hususlardaki muhtelif yaklaşımlar bu çalışmanın yapılmasını gerektirmiştir. Bu makalede öncelikle kaylûlenin kelime anlamı ve kaylûle geleneği araştırılmıştır. Akabinde Hz. Peygamber’in uygulamaları ve tavsiyeleri değerlendirilmiştir. Kaylûle uykusu ile ilgili rivayetlerin geleneklerin sünnetleşmesi bağlamında değerlendirilmesi, hadis/sünnet ve gelenek ilişkisi ve bu alandaki çalışmalara katkı sunacağı amaçlanmıştır. Yapılan araştırmada Arap geleneğinde olan kaylûle Hz. Peygamber’in uygulaması ve onu tavsiye etmesiyle Müslümanların hayatında önemli bir yer tuttuğu tespit edilmiştir. Hz. Peygamber’in hadisleri, fiili uygulaması ve ibadetlerle irtibatlandırması dikkate alınınca bir Arap geleneği olan kaylûlenin sünnet vasfını kazandığı ifade edilebilir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİVAN ŞİİRİNDE “MISIR’A SULTAN OLMAK” İMGESİ ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81664</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81664</guid>
      <author>Mehmet ŞAHİN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; background: white;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black; mso-color-alt: windowtext;"&gt;Bu makale, Klasik Türk edebiyatının zengin imge dünyasında yer alan "Mısır'a sultan olmak" motifinin farklı kullanım biçimlerini ve taşıdığı çeşitli anlamları araştırmaktadır. Bu imgenin temel dayanağını Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan Hz. Yûsuf kıssası oluşturmaktadır. İmgenin anlam evrenini belirlemek için klasik metin analizi, tematik sınıflandırma, karşılaştırmalı edebiyat ve tarihsel-bağlamsal çözümleme yöntemlerinden faydalanılmıştır. Çalışma, Divan şiirinde "Mısır" imgesinin öncelikle estetik bir öğe olarak öne çıktığını göstermektedir. "Mısr-ı hüsn" ve "Mısr-ı cemâl" gibi terkipler, sevgilinin benzersiz güzelliğini vurgulamak amacıyla kullanılmış, şairler sevgilinin güzelliğini Mısır ülkesinin zenginliği ve görkemiyle eşleştirmişlerdir. Hz. Yûsuf'un yaşam öyküsünden yola çıkarak, "Mısır'a sultan olmak" motifi, manevî bir olgunlaşma ve yükselmenin sembolüne dönüşmüştür. Bu çerçevede, özellikle tasavvuf şiirinde nefsi terbiye eden, çileli yollardan geçen ve nihayetinde manevî bir makama erişen salikin durumunu betimlemek için kullanılmıştır. Osmanlı Devleti’nin Mısır ile olan tarihsel ilişkileri doğrultusunda, siyasî güç ve iktidarın bir sembolü olarak da şiirde yer alan bu imge, bilhassa Yavuz Sultan Selim döneminden sonra daha belirginleşmiştir. Makale, bu motifin farklı şairler tarafından nasıl işlendiğini örneklerle ortaya koymaktadır: Ahmed Paşa'nın güzellik ve aşkla, Hayâlî'nin tasavvufî boyut ve manevî ilerleme temasıyla, Şeyh Gâlib'in karmaşık metaforik bir yaklaşımla, Fuzûlî'nin aşk acısı ve kavuşma arzusu perspektifinden, Bâkî'nin ise saltanat ve dünyevî iktidar vurgusuyla bu imgeyi zenginleştirdiği görülmüştür. Bazı şairler, geleneksel kullanımların ötesine geçerek özgün yorumlar geliştirmişlerdir. "Mısr-ı dil" (gönül ülkesi), "Mısr-ı ma'rifet" (bilgi ülkesi) ve "Ken'ân-ı aşk" (aşk yurdu) terkipleri, bu özgün kullanımlara başlıca örnekler olarak sunulabilir. Ayrıca "Mısır'a sultan olmak" imgesi, basit bir tarihsel atıftan çok daha fazlasını ifade etmekte; güzellik ve estetik değerleri açıklamakta, manevî tekâmül sürecini anlatmakta, siyasî güç ve iktidarı temsil etmekte, sabır ve başarının sembolü olarak işlev görmektedir. Bu imgenin günümüzde de süregelen etkisi, Türk şiir geleneğinin imge zenginliğini ve kültürel derinliğini gösteren önemli örneklerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>IRAK KRALI GAZİ’NİN FAALİYETLERİ VE VEFATININ TÜRK BASININA YANSIMALARI (1933-1939)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86616</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86616</guid>
      <author>Melek YENİSU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Irak tarihin ilk dönemlerinde Mezopotamya olarak isimlendirilmiş olup verimli toprakları ve stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca önemini korumuş aynı zamanda birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Osmanlı Devleti’nin uzun yıllar hakim olduğu bu coğrafya Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizlerin manda idaresi altına girmiştir. İngiltere, Irak’ta nüfuzunu ve kontrolünü sağlamak için Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı Irak’a Kral yapmıştır. 1933 yılında Faysal’ın ölümü ile yerine oğlu Gazi Kral olmuştur. İngilizler, 1932’de hukuki olarak Irak’ın bağımsızlığını kabul etmelerine rağmen Kral Gazi döneminde Irak üzerindeki nüfuzunu sürdürmüştür. Kral Gazi döneminde iç siyasette hükümet bunalımları, isyanlar yaşanırken dış siyasette Irak’ın komşuları ile iyi ilişkiler kurduğu görülmüştür. Irak’ın da içerisinde yer aldığı Türkiye, İran ve Afganistan’dan oluşan Sadabat Paktı bölgedeki huzur ve güvenlik için önemli bir adım olmuştur. Kral Gazi, istikrarsız Arap coğrafyasında Arap milliyetçileri tarafından Arap birliğini sağlayacak bir lider olarak görülmüştür. Kral Gazi’nin 1939 yılında bir trafik kazası sonucu ölmesi Irak’ı derinden etkilemiştir. Kral Gazi’nin suikaste kurban girmiş olması şüphesinden dolayı İngiltere’nin Musul Konsolosu öldürülmüştür. Bu çalışmanın amacı Orta Doğu’da genç ve idealist bir lider portresi çizen Kral Gazi’nin faaliyetlerinin ve ölümünün iyi komşuluk ilişkileri yürüttüğü Türkiye’de yansımalarını ortaya çıkarmaktır. Bu çalışmada arşiv vesikaları, gazeteler ve tetkik eserler kullanılmıştır. Çalışma Türk basınının Kral Gazi’nin Irak’taki faaliyetlerini takip ettiğini, ölümünün ise Türkiye’de kardeş ülke olarak ifade edilen Irak’taki gibi büyük üzüntüye neden olduğunu göstermiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ ÜZERİNE ELEŞTİRİLER VE ÖNERİLER, “TÜRK EĞİTİMİ MİLLİ KOMİSYONU RAPORU” ÖZELİNDE</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82009</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82009</guid>
      <author>Meral KAYABAŞI</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye’nin, Batı tarafında yer alma girişimleriyle birlikte özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile ikili ilişkileri geliştirmeye başladığı görülmektedir. Ancak Amerikalı eğitimci John Dewey’in 1924 yılında Türkiye’ye gelerek incelemelerde bulunması ve hazırlamış olduğu raporu bu ikili ilişkinin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Bu ülkeyle özellikle, eğitim alanındaki ilişkiler Tek Parti iktidarında başlamış olsa da Demokrat Parti iktidarında bu durum artarak devam etmiştir. Çok partili siyasi hayata geçişle birlikte, eğitim çalışmaları üzerine Amerika’dan yabancı uzmanlar ülkeye davet edilmiştir. DP dönemi Ford Vakfı tarafından desteklenen hem yabancı hem de Türk uzmanlardan teşekkül eden, Türk Eğitim Millî Komisyonu oluşturulmuştur. Komisyon yurt içi ve yurt dışı incelemelerde bulunduktan sonra raporunu hazırlamıştır. Türk eğitim sisteminin problemlerinin bir bütün halinde ortaya konulduğu ve çözüm önerilerinin sunulduğu bu rapor, ilköğretim programları, İlköğretim Kanunu, kalkınma planları ve Millî Eğitim Şuraları başta olmak üzere Türk eğitim sisteminin etkileyen önemli belgelerdendir. Bu makalede Türkiye Eğitim Millî Komisyon üyeleri tarafından Türk ortaöğretim sistemine yönelik tespit edilen sorunlara yönelik tavsiyelerden, Türk eğitimcileri ve politika yapıcılar tarafından dikkate alınarak uygulamaya konulan başlıkları ele alınmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ENGEL TÜRLERİNİN TANIMI, SINIFLANDIRMASI VE ENGEL TÜRLERİNE UYGUN SPOR BRANŞLARI: KURAMSAL BİR ANALİZ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82472</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82472</guid>
      <author>Mustafa HAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmanın amacı, engelli bireylerin beden eğitimi ve spor alanındaki yerinin daha iyi anlaşılabilmesine katkı sağlanması ve spor uygulamalarının engelli bireylerin ihtiyaçlarına yönelik özel olarak tasarlanabilmesi için engel türlerinin tanımları, sınıflamaları ve engel gruplarının katılabileceği uygun spor branşlarının detaylı bir şekilde sunulmasıdır. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği ile kuramsal bir analiz olarak tasarlanan bu çalışmada akademik çalışmalar, engellilik mevzuatları, DSM-5, ICD-11 gibi bilgi kaynakları, Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Paralimpik Komitesi ve benzeri kuruluşların yayımladığı sınıflandırmalar ve veri kaynakları incelenmiştir. Ayrıca araştırmada 2000&amp;ndash;2025 yılları arasında yayımlanan; makaleler, kitaplar, tez çalışmaları, engelli bireylere yönelik resmi raporlar, yönetmelikler ve uluslararası sınıflandırma sistemleri incelenmiştir. Bu kapsamda konu ile ilgili verilerin toplanması ve literatür taraması; PubMed, Google Scholar, SportDiscus, ERIC, Web of Science ve Scopus gibi veri tabanlarından yapılmıştır. Çalışmada birincil veri toplama yöntemlerinin kullanılmamasından dolayı etik izne ihtiyaç duyulmamıştır. Çalışma kapsamında yapılan analizlerden elde edilen veriler nitel araştırma yöntemi doğrultusunda içerik analizi tekniğiyle değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Çalışmada her bir engel türü için ayrı başlıklar altında; engel türlerinin tanımlarına, sınıflandırmalarına, engel gruplarının katılabileceği spor branşları, bireylerin yeteneklerine, engel türlerine, fiziksel, duyusal ve bilişsel kapasitelerine uygun olarak verilmiştir. Araştırmanın bulgularına bakıldığında, bilimsel alanda temelde 10 engel türünün var olduğu, bu türlerin tanım, sınıflandırmasının çoğu insan tarafından doğru olarak bilinmediği ve birçok bilimsel çalışmada çok eski ve geçersiz engel tanım ve sınıflandırmaların kullanıldığı da görülmüştür. Sonuç olarak, engel türlerinin, tanım ve sınıflandırmalarının, her engel grubuna uygun spor branşlarının doğru olarak bilinmesinin, beden eğitimi ve spor alanında engelli bireylerin spor branşlarından en etkin bir şekilde faydalanabilmeleri açısından büyük öneme sahip olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda, engel türlerinin tanımlarının, sınıflandırmalarının ve bu bireylerin engel türlerine göre katılabilecekleri spor branşlarının çalışmada kuramsal bir çerçevede ele alınması ve bütüncül olarak sunulmuş olması, alanda çalışan eğitimcilere ve sonraki süreçte yapılacak bilimsel araştırmacılara kaynak teşkil etmesi açısından da önemli görülmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YETİŞKİNLERDE INSTAGRAM BAĞIMLILIĞI, İLETİŞİM BECERİLERİ VE YALNIZLIK ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88717</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88717</guid>
      <author>Seda KIYAK ERBİLDİKMuhammed AKAT  ,Erdal HAMARTA   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="tr" style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmanın amacı, yetişkinlerde Instagram bağımlılığı ile iletişim becerileri ve yalnızlık arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın yöntemi ilişkisel model olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 343 yetişkin oluşturmaktadır. Elde edilen verilerde eksik veri bulunmamış olup analizler tüm katılımcılar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verilerini toplamak amacıyla katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Instagram Bağımlılığı Ölçeği, İletişim Becerileri Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği uygulanmıştır. Betimsel istatistikler ve korelasyon değerlerinin hesaplanması için SPSS 25 kullanılmıştır. Aracılık analizi için SPSS Process Macro’da Model 4 kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, iletişim becerilerinin Instagram bağımlılığı üzerinde hem doğrudan hem de yalnızlık aracılığıyla dolaylı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Başka bir deyişle, iletişim becerileri, doğrudan Instagram bağımlılığını etkilerken, aynı zamanda yalnızlık üzerinden de dolaylı bir yol ile etkide bulunmaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CİHÂNNÜMÂ BİR ‘SEYAHATNÂME’ METNİ MİDİR?</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87901</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87901</guid>
      <author>Gamze MUTLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Kâtib Çelebi (doğ. 1609-öl. 1657), 17. yüzyıl Osmanlı toplumunda beliren siyasî başarısızlıklara ve ekonomik dengesizliklere kayıtsız kalamayarak çareler ve çözüm yolları bulmaya çalışan ve yazdığı bir kısım eserlerle önerilerini toplumla paylaşan bir Osmanlı entelektüelidir. &lt;em&gt;Cihânnümâ&lt;/em&gt; da onun 1645’te yaşanan Girit Seferi’nden sonra coğrafya ve kartografya ilimlerine merakının artması sonucunda coğrafyanın devlet yönetimindeki faydasına inanarak toplumsal bir kaygıyla telif ettiği sistematik bir ‘coğrafya kitabı’dır. Ancak &lt;em&gt;Cihânnümâ&lt;/em&gt;, bazı araştırmacılarca bir ‘seyahatnâme’ metni olarak da algılanabilmekte ya da tanıtılabilmektedir. &lt;em&gt;Cihânnümâ&lt;/em&gt;’da çok az yer tutmalarına rağmen muhtemelen Kâtib Çelebi’nin bazen kendi tecrübelerine ve memuriyeti dolayısıyla ordu kâtibi olarak çıktığı seferlerdeki müşahedelerine yer vermesi, ayrıca kullandığı kitabî kaynaklardaki ‘seyahatnâme’ özellikleri taşıyan pasajların müellife ait sanılması, böyle bir algıya sebep olmuş olmalıdır. Bu makalede, Kâtib Çelebi’nin tecrübe ve müşahedelerini içerdiği için &lt;em&gt;Cihânnümâ&lt;/em&gt;’ya ‘seyahatnâme’ özelliği kazandıran ve orijinallik katan bazı pasajlar üzerinde durulacak, ancak &lt;em&gt;Cihânnümâ&lt;/em&gt;’nın hem yazılış amacı hem de içerik olarak temelde bir ‘seyahatnâme’ metni olmayıp daha çok kitabî kaynaklara bağlı ve derlemeye dayalı bir ‘coğrafya kitabı’ olduğu gösterilmeye çalışılacaktır. Bir yandan da &lt;a name="_Hlk211324267"&gt;&lt;/a&gt;bugüne kadar Kâtib Çelebi’nin kullandığı kitabî kaynaklardaki bilgilerle kendisine ait olan bilgileri birbirinden ayırmayı zorlaştıran yazım tarzının ilim camiasında sebep olduğu karışıklıkların ve bu yüzden ortaya çıkan yanlış isnatların önüne nasıl geçilebileceğine dair bazı sözcüksel ve dilbilgisel ipuçları verilecektir. Böylece Kâtib Çelebi’nin kendisine ait olan bilgilerin kitabî kaynaklardaki bilgilerden ayırt edilmesini sağlayan bu ipuçlarıyla &lt;em&gt;Cihânnümâ&lt;/em&gt;’nın kitabî kaynaklarından bağımsız olarak başlı başına taşıdığı özgün değeri ve orijinalliği hakkında bundan sonra daha doğru hükümler verilebilmesine yardımcı olunacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİNANSAL KARARLARDA BİLİŞSEL VE DUYGUSAL FAKTÖRLERİN ROLÜ: TÜRKİYE'DEKİ BİREYSEL YATIRIMCILARIN DAVRANIŞSAL FİNANS AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87083</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87083</guid>
      <author>Melik YOLCİ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bireysel yatırımcıların irrasyonel veya öngörülemeyen kararlarla türde kararlarla yatırım tercihlerinde bulundukları sıklıkla gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın amacı, yatırımcıların finansal karar dinamiklerini ve bireylerin karar alma süreçlerinde maruz kaldıkları faktörleri analiz etmeye dönük kapsamlı bir değerlendirme çabasıdır. Araştırma kapsamında, bireysel yatırımcıların finansal karar alma süreçlerinde etkili olan psikolojik eğilimlerin; örneğin, aşırı güven, kayıptan ya da pişmanlıktan kaçınma, sürü davranışı ve aşinalık gibi faktörlerin tercihler üzerindeki etkilerini incelemeyi hedeflemektedir. Araştırmanın örneklemi, Türkiye genelinde basit rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen 394 katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak yapılandırılmış anket formu kullanılmış ve veriler çevrim içi ortamda elde edilmiştir. Toplanan veriler, çeşitli istatistiksel analiz teknikleriyle değerlendirilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleri ve yatırım davranışlarına ilişkin genel eğilimleri belirlemek amacıyla frekans ve tanımlayıcı istatistiksel analizler uygulanmıştır. Gruplar arası farklılıkları ortaya koymak için bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ayrıca, psikolojik eğilimler ile yatırım kararları arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, yatırım kararlarının yalnızca ekonomik gerekçelere dayanmadığını; aynı zamanda bireylerin psikolojik eğilimleri, sosyal çevreleri ve demografik özellikleri doğrultusunda şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar doğrultusunda, yatırım stratejilerinin bireylerin davranışsal finans özellikleri dikkate alınarak geliştirilmesi, daha etkili ve sürdürülebilir karar alma süreçlerinin oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DÂRRÜSSAÂDE AĞALARININ TERCÜME-İ AHVÂLİ “RAVZATÜ’L-KÜBERÂ”</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78382</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78382</guid>
      <author>Zeynep BAŞPINAR GÜVENÇ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Osmanlı sarayında Dârüssaâde Ağalığı, 1574 yılında Habeşî Mehmed Ağa’nın atanmasıyla ihdas edilmiş ve bu tarihten itibaren Bâbüsaâde ağalarının yetkileri kısıtlanmıştır. Dârüssaâde ağaları, sadece Harem idaresiyle değil, aynı zamanda Haremeyn Evkafının denetimiyle de sorumlu tutulmuş; bu konum, kendilerine vezirlik statüsü kazandırmıştır. Dârüssaâde ağalarının görevleri arasında saray iç düzeninin sağlanması, Haremeyn vakıflarının idaresi ve Surre-i Hümayun organizasyonu önemli yer tutmaktadır. Bu makamın tarihine ilişkin en erken biyografik eserlerden biri Ahmed Resmî Efendi’nin &lt;em&gt;Hamîletü’l-Küberâ&lt;/em&gt; adlı çalışmasıdır. Ali Said’in &lt;em&gt;Ravzatü’l-Küberâ&lt;/em&gt; eseri ise Habeşî Mehmed Ağa’dan başlayarak Abdülgani Ağa’ya kadar olan Dârüssaâde ağalarının biyografisini içerir ve özellikle 18. yüzyıl sonrasındaki Dârüssaâde ağalarının incelenmesi açısından önemlidir. Dârüssaâde ağalarının görev süreleri boyunca hayırseverlik faaliyetlerinde bulunarak çeşitli cami, medrese ve çeşmeler inşa ettikleri görülmektedir. Ancak &lt;em&gt;Ravzatü’l-Küberâ&lt;/em&gt; da yer alan bazı eksik bilgiler, özellikle 19. yüzyıl Dârüssaâde ağaları ile ilgili olarak, eserin yazarı Ali Said’in Abdülgani Ağa’ya olan yakınlığından kaynaklanan bir yanlılığa işaret edebilir. Dolayısıyla, eserin bu yönü dikkate alınarak eleştirel bir analiz yapılması gerekmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETİM ELEMANLARININ ÜNİVERSİTELERDE ETİK ALGILARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81249</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81249</guid>
      <author>Muhammed Enes KAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışmanın amacı, öğretim elemanlarının üniversitelerde etik algılarının incelenmesidir. Nitel araştırma deseniyle tasarlanan çalışmada veriler, öğretim elemanlarından mülakat yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre, öğretim elemanları üniversitedeki etik dışı uygulamalar konusunda; iş yükünü artıran görevlendirmelere, üniversiteye akademik personel alımı ve ders dağılımı süreçlerine dikkat çekmektedir. Öğretim elemanlarının ilgilenemeyecek kadar fazla sayıda lisansüstü öğrenci danışmanlığı üstlenmesi, öğrencilere karşı ayrımcılık yapılması, derslerin programlanan gün ve saatlerde işlenmemesi konuları ise öğrencilere yönelik etik dışı uygulamalar arasında ön plana çıkmıştır. Öğretim elemanları, etik dışı uygulamaların daha fazla para kazanma, kıskançlık, rekabet, intikam gibi kişisel duygular ve toplumsal yozlaşmanın artmasından kaynaklandığını düşünmektedir. Etik dışı davranışların iş yerinde huzursuzluğu artırdığı, kurumu itibarsızlaştırdığı ve eğitim-öğretimin verimini düşürdüğünü düşünen öğretim elemanları, üniversitelerde liyakatin daha fazla önemsenmesi, vatandaşlara ve kamu personeline etik eğitimi verilmesi ve etik standartların belirlenmesiyle bu eylemlerin azaltılabileceğini ifade etmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞER’İYYE SİCİLLERİNE GÖRE BARTIN’DA OSMANLI MİMARİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86497</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86497</guid>
      <author>Abdül Halim VAROL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Yüzyıllarca çeşitli toplumların hâkimiyeti altına giren Bartın, Osmanlı Devleti’nin kontrolünde önemli gelişim göstermiştir. Bartın’da Osmanlının son dönemlerinde tutulmaya başlanan şer’iyye sicilleri, kentte yaşanan çeşitli olayların kayıt altına alınmasını sağlamıştır. Bu kayıtların konusuna bağlı olarak Bartın’da inşa edilmiş mimari yapılar hakkında bilgilere ulaşmak mümkündür. Bu bağlamda 801, 803, 807 ve 808 numaralı Bartın şer’iyye sicili defterlerinde bahsi geçen mimari yapılar tespit edilerek konu kapsamında ele alınmıştır. 1888-1913 yılları aralığındaki hadiseleri aktaran bu defterlerde, ambar, cami, çeşme, dam (ahır), değirmen, dergâh, dükkân, ev, han, konak, kuyu, mağaza, medrese, mektep, mescit, meyhane, misafirhane, samanhane, su hisarı, tevhifhane, yazıhane yapılarından söz edilmektedir. Bunlar arasında evler genellikle konum tanımlamasında kullanılmasına bağlı olarak en çok rastlanan mimari yapı türüdür. Bazıları konumunun yanı sıra oda sayısı, kat sayısı ve maddi değeriyle de belirtilmiştir. Evlerden sonra en çok ticaret yapılarından söz edilmektedir. Bu durum çarşı merkezli kent yapısına sahip Bartın’ın Osmanlı dönemindeki ticari hareketliliğe işaret etmektedir. Kayıtlarda günümüze ulaşamamış cami, mescit, dergâh ve medrese yapılarına dair bilgilere yer verilmesi oldukça önemlidir. Bu çalışma, Bartın örneğinde olduğu gibi Osmanlı mimari eserlerinin ve kent dokusunun incelenmesinde şer’iyye sicillerinin önemine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİJİTAL YAZMADA WEB 2.0 ARACI OLARAK PADLET KULLANIMINA YÖNELİK ÖĞRETMEN ADAYI GÖRÜŞLERİ: YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ ÖZELLİKLERE İLİŞKİN YANSIMALAR</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89170</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89170</guid>
      <author>Emrullah BANAZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Dijital yazma becerileri, Web 2.0 araçları ve yapay zekâ destekli uygulamaların eğitim ortamlarına entegrasyonu ile birlikte öğretmen yetiştirme süreçlerinde giderek daha önemli hâle gelmektedir. Bu bağlamda, dijital yazma öğretiminde kullanılan araçlara yönelik öğretmen adaylarının deneyimlerinin incelenmesi, etkili ve sürdürülebilir pedagojik yaklaşımların geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, dijital yazmada Web 2.0 aracı olarak kullanılan Padlet uygulamasına yönelik öğretmen adayı görüşlerini ve uygulamanın yapay zekâ destekli özelliklerine ilişkin düşüncelerini ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desen ile yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, bir eğitim fakültesinde öğrenim gören ve ders kapsamında Padlet uygulamasını deneyimleyen 40 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla Google Formlar üzerinden toplanmış ve MAXQDA 20 programı kullanılarak içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma bulguları, öğretmen adaylarının Padlet’i dijital yazma sürecini destekleyen, işbirlikçi ve çoklu modlu bir araç olarak değerlendirdiklerini; yapay zekâ destekli ses ve görsel oluşturma özelliklerinin ise motivasyonu artırıcı ve üretkenliği destekleyici unsurlar olarak algılandığını göstermektedir. Bununla birlikte, yapay zekâ kullanımına yönelik pedagojik rehberlik ihtiyacının da vurgulandığı görülmüştür. Bu doğrultuda, öğretmen yetiştirme programlarında Web 2.0 ve yapay zekâ destekli dijital yazma uygulamalarına yönelik uygulamalı ve eleştirel içeriklerin artırılması önerilmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA “YÜKSELİŞ” VE “ÇÖKÜŞ”ÜN ANLAM ÇERÇEVESİ VE TASNİFİ (SEBK-İ HİNDÎ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80488</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80488</guid>
      <author>Şemsettin PINARMete Bülent DEGER  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu çalışmada, klasik Türk edebiyatında “yükseliş” ve “çöküş”e dair mefhumların Sebk-i Hindî şairlerinden olan Nâilî, Fehîm-i Kadîm ve Şeyh Gâlib divanlarındaki kullanımları ve söz konusu kullanımlar esas alınarak mezkûr mefhumlar çerçevesinde tasnif ve değerlendirme yapılması konu edilmiştir. Çalışmada, klasik Türk edebiyatında yükseliş ve çöküşe dair kullanımların sistemli bir şekilde tasnifinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda öncelikle klasik Türk edebiyatı ve Sebk-i Hindî hakkında bilgi verilmiş, sonrasında “yükseliş” ve “çöküş”e dair mefhumların anlam çerçevesi tespit edilmiştir. Daha sonra ise söz konusu tespitler çerçevesinde “yükseliş” ve “çöküş”e dair kullanımlar ayrı ayrı tasnif edilmiştir. Çalışmada klasik Türk edebiyatında “yükseliş”e dair mefhumlar “makam ve mevki manasında yükseliş, “değer kazanmak, yücel(t)mek manasında yükseliş”, “kurulmak ve gelişmek manasında yükseliş”, “dinî ve tasavvufi manada yükseliş”, “mitolojik manada yükseliş” ve “simgesel olarak yükseliş ve yansımaları” olmak üzere altı başlık altında sınıflandırılmıştır. “Çöküş”e dair mefhumlar ise benzer şekilde “makam ve mevki manasında çöküş”, “değer kaybetmek, gözden düşmek manasında çöküş”, “gelişimini bitirmek ve gerilemek manasında çöküş”, “dinî ve tasavvufi manada çöküş”, “mitolojik manada çöküş” ve “simgesel olarak çöküş ve yansımaları” şeklinde altı başlık altında incelenmiştir. Çalışmanın niteliği ve hacmi gereği söz konusu bağlamda tespit edilen ve değerlendirmeye tabi tutulan bütün beyitler çalışmamıza dâhil edilememiş ancak tarafımızca seçilen bazı şiirlerin ilgili kısımları çalışmamızda yer almıştır. Bu çalışmanın sonucunda klasik Türk edebiyatında “yükseliş”in ve “çöküş”ün anlamsal çerçevesinin tespiti ve tasnifi mezkûr Sebk-i Hindî şairleri bağlamında ortaya konulması önem arz etmektedir. Özellikle söz konusu mefhumların kullanımına dair yapılan tasniflerin bu konuda yapılacak çalışmalar için örnek teşkil edeceği öngörülmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ACİL UZAKTAN EĞİTİM SÜREÇLERİNDE ÖĞRETMENLERİN TEKNOPEDAGOJİK YETERLİKLERİ VE TEKNOLOJİYİ KABULLENME DÜZEYLERİ İLE UZAKTAN EĞİTİME YÖNELİK TUTUMLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN İNCELENMESİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80700</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80700</guid>
      <author>Caner SUNAYAdnan KÜÇÜKOĞLU  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmada acil durum uzaktan eğitime maruz kalmış öğretmenlerin teknopedagojik yeterlikleri ve teknolojiyi kabul düzeyleri ile uzaktan eğitime yönelik tutumları arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkileri incelenmiştir. Araştırma korelasyonel model ile yürütülmüştür. Bu kapsamda, acil durum uzaktan eğitim süreçlerinde öğretmenlerin teknopedagojik yeterlik ve teknolojiyi kabul düzeylerinin uzaktan eğitime yönelik tutumları arasındaki ilişkide öğretmen öz yeterliklerinin aracılık ilişkisini tespit etmek üzere kurgulanan model test edilmiştir. Veri toplama sürecinde “teknopedagojik içerik bilgisi ölçeği” “öğretmenlerin teknolojiyi kabul ölçeği”, uzaktan eğitimde öğretmen öz yeterliği ölçeği” “uzaktan eğitime yönelik tutum ölçeği” kullanılmıştır. Çalışma grubunu Erzurum İli merkez ilçelerinde görev yapan ve pandemi sürecinde acil uzaktan eğitim sürecine maruz kalan öğretmenler oluşturmuştur. Bu bağlamda ölçüt örnekleme yöntemiyle ulaşılan 472 öğretmenle kurgulanan model test edilmiştir. Bu araştırma sürecinde değişkenler arasındaki yordayıcı ilişki örüntüleri Yapısal eşitlik modeli (YEM) ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, acil durum uzaktan eğitim süreçlerinde öğretmenlerin teknopedagojik yeterlik ve teknolojiyi kabul düzeylerinin uzaktan eğitime yönelik tutumları arasındaki ilişkide öğretmen öz yeterliklerinin kısmi aracı rolü olduğu belirlenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt; &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMENLER İÇİN ALTERNATİF ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME ÖZ-YETERLİK ÖLÇEĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ: GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81170</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81170</guid>
      <author>Büşra HARMANDARFatmanur ÇİMEN  ,Ayşegül KAYAR MUSLU  ,Fatih VEYİS  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;21. yüzyılda bireylerden beklenen beceri ve yeterliklerin değiştiği görülmektedir. Öğretim süreçlerini doğrudan etkileyen bu değişim, ölçme-değerlendirme anlayışı ve kullanılan teknikler üzerinde de etkisini göstermiştir. Alternatif ölçme-değerlendirme olarak adlandırılan bu teknikler, öğretmenlerin de çeşitli yeterliklere sahip olmasını gerektirmektedir. Bu açıdan öğretmenlerin alternatif ölçme ve değerlendirme yeterliklerini belirleyebilecek ölçme araçlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla öğretmenlerin söz konusu tekniklere yönelik öz yeterliklerini belirleyebilecek bir ölçme aracı geliştirmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda geliştirilen ölçeğin varyansın %70'ini açıklayabildiği, 26 maddeli ve iki bileşenli bir yapıda olduğu görülmüştür. DFA, ölçeğin iki faktörlü yapısının doğrulandığını ve alt boyutların uyum değerlerinin gerekli şartları sağladığını ortaya koymuştur. Güvenirlik analizlerinde iç tutarlılık katsayısı .97 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak geliştirilen ölçeğin geçerli ve güvenilir olduğu görülmüş ve bu yönde yapılacak araştırmalarda kullanılabileceği değerlendirilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜMMÎ SİNÂN HALVETÎ’NİN DİVÂN-I İLÂHİYAT’INDA İLÂHÎ AŞK</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86848</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86848</guid>
      <author>Mahmut Askeri KÜÇÜKKAYA</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Tasavvufî düşüncelerini şiirle dile getiren Ümmî Sinân, tasavvuf edebiyatında haklı bir üne sahiptir. Şiirlerini daha çok aruz vezniyle yazmıştır. Ümmî Sinân şiirlerinde ilahi aşka matuf düşünce ve duygularını ifade etmiş ve bütün şiirleri bu çerçevede şekillenmiştir. Halvetîyye tarikatına mensup olan Ümmî Sinân, Antalya, Elmalı, Kütahya, Uşak, Denizli ve Anadolu’nun değişik yerlerinde yürüttüğü tasavvufi hizmetlerinde Allah, Peygamber ve insan sevgisi odaklı bir anlayış sergilemiştir. Ümmî Sinân, şiirlerinde hakiki aşkı yaşayan ideal insan tipine işaret etmiştir. İlahi aşk ile ilgili düşüncelerini ifade ederken, konuyla alakalı bilgilere atıfta bulunmuştur. İlahi aşk kavramına dâhil olabilecek bütün manaları şiir şeklinde söylemeye gayret etmiştir. Bu çalışma Ümmî Sinân’in ilahi aşkla ilgili görüşlerinin tasavvufta ne tür yansımalara işaret ettiğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu nedenle Divân-ı İlâhiyat’ta ilahi aşkla ilgili olan şiirler ele alınmıştır. Şiirlerde ele alınan konuların tespitine çalışılmış, ilahi aşkla ilgili bakış açısı ve tema itibariyle birbiriyle uygunluk arz eden beyitler değerlendirilmiştir. Bu çalışmayla diğer şair mutasavvıfların aynı veya benzer konulardaki ifadeleriyle Ümmî Sinân’ın şiirlerinin mukayesesinde zengin bir birikimin varlığı tespit edilmiştir. Ümmî Sinân’ın ilahi aşkla ilgili görüşlerinin anlaşılır ve yalın olduğu görülmüştür. İlahi aşkın anlam yönünde zengin bir anlayışın şiir şeklinde yansıtılmış olduğu müşahede edilmiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Tarihinde Yabancı Dil Eğitimi </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87367</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87367</guid>
      <author>Zeynep YILDIZ ÇELEBİSelim Hilmi ÖZKAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, Türkiye’de yabancı dil öğretiminin tarihini incelemekte; Türk milletinin çevre ülkelerle tarihsel etkileşimlerini ve bunun çeşitli yabancı dillerin öğrenilmesini nasıl zorunlu kıldığını ortaya koymaktadır. Çalışma, Türkiye Cumhuriyeti öncesi dönemden başlayarak, tarihsel sınırların net şekilde çizilmesinin zor olduğu karmaşık tarihsel bağlamı ele almaktadır. Bu kapsamda çalışma, nitel tarihsel araştırma yöntemi benimseyerek arşiv belgeleri, ders kitapları, eğitim politikaları ve akademik kaynaklardan elde edilen verileri hem tematik hem de kronolojik olarak analiz etmektedir. Araştırma sürecinde, öğretilen dillere, kullanılan yöntemlere ve müfredat değişimlerine yön veren sosyo-politik dinamikler özellikle göz önünde bulundurulmuştur. Findley (2005), Türkiye Cumhuriyeti tarihinin üç yönde uzandığını belirtir: Anadolu, İslam ve Türk mirası. Copeaux (1998), Türk tarih ders kitaplarını (1931&amp;ndash;1993) incelemiş, ulusal tarih anlatılarının İslam tarihini ulusal tarihin bir parçası olarak bütünleştirdiğini, eski Anadolu dışı uygarlıkları ise çoğu zaman dışladığını ortaya koymuştur. Bu tarihsel bağlama dayanarak çalışma; Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları ve Osmanlı İmparatorluğu’nu Türkiye’nin gelişiminde temel dayanaklar olarak kabul etmektedir. Tarihsel dönemler “İslam öncesi” ve “İslam sonrası” olarak ikiye ayrılmıştır. İslam öncesi dönemde eğitim sistemine dair belgeler sınırlı olmakla birlikte, İslam’a geçişten sonra Arapça ve Farsçanın önemine vurgu yapılmaktadır. “İslam sonrası” dönem; Büyük Selçuklular, Karahanlılar, Gazneliler, Anadolu Selçukluları ve Osmanlı İmparatorluğu’nu kapsamakta; okul öncesi ve okul dönemi olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu süreçte başlangıçta Arapça ağırlık kazanmış, sonrasında yerini Fransızca, Almanca ve İngilizceye bırakmıştır. Ardından Cumhuriyet dönemi, yabancı dil öğretimine ilişkin düzenlemeleri de içeren eğitim yapısında önemli değişiklikler getirmiştir. Öğretim stratejileri, teknikleri ve kullanılan kaynaklara odaklanarak bu çalışma, Türkiye’de yabancı dil öğretiminin kısa bir tarihini sunmayı amaçlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-07</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


