






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of History School, Yıl 2026 Sayı LXXXI</title>
    <link>https://johschool.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3945</link>
    <description>Journal of History School</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    <generator>&lt;p&gt;Asos Yayınları&lt;br /&gt; Kızılay Mahallesi, Fevzi Çakmak-2 Sk. No:37/1, 06420 Çankaya/Ankara&lt;br /&gt; &lt;a href="https://www.asosyayinlari.com/dergilerimiz.html" target="_blank"&gt;https://www.asosyayinlari.com/&lt;/a&gt;</generator>
    <item>
      <title>Hanbelî Usûlünde Kıyas Üzerine Kıyas ve İllet-i Kâsıra ile Ta‘lîl Meselesi: Kronolojik Bir Analiz</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82231</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82231</guid>
      <author>Ekrem KOÇ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Bu makale, İslam hukuk usûlünün temel içtihat yöntemlerinden biri olan kıyasın Hanbelî usûl geleneğindeki teorik ve metodolojik evrimini, özellikle “kıyas üzerine kıyas” ve “kâsır illetle ta‘lîl” meseleleri çerçevesinde kronolojik ve analitik bir yaklaşımla incelemektedir. Araştırma, Ebû Ya‘lâ el-Ferrâ’dan (ö. 458/1066) İbnü’n-Neccâr el-Fütûhî’ye (ö. 962/1574) kadar uzanan süreçte Hanbelî usûl geleneğinin önde gelen temsilcilerinin metinsel katkılarını esas alarak, söz konusu meselelerdeki mezhep içi yaklaşım farklılıklarını karşılaştırmalı biçimde analiz etmeyi hedeflemektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Literatürde genellikle mezhepler arası çerçevede ele alınan bu meseleler, çoğu zaman Hanbelî geleneği içinde mevcut olan yöntemsel çoğulluğu ve tarihsel yönelimleri ihmal etmektedir. Çalışmanın bulguları, &lt;em&gt;kıyas üzerine kıyas&lt;/em&gt; konusunun kimi Hanbelî usûlcüler tarafından kategorik biçimde reddedilirken, kimileri tarafından belirli kayıtlarla kabul edildiğini; &lt;em&gt;kâsır illetle ta‘lîl&lt;/em&gt; meselesinde ise illetin tanımı, kapsamı ve taşıyıcılığına dair belirgin metodolojik ayrışmalar bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu çeşitlilik, Hanbelî usûl düşüncesinin sabit, yeknesak bir yapıdan ziyade tarihsel bağlama ve bireysel içtihada duyarlı, dinamik bir karakter taşıdığını göstermektedir. Sonuç olarak makale, klasik fıkıh usûlü tartışmalarında çoğu zaman göz ardı edilen mezhep içi çoğulculuğu görünür kılmakta ve Hanbelî geleneğinin kıyas teorisine dair özgün katkılarını sistematik biçimde yeniden değerlendirmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MESLEKİ MÜZİK EĞİTİMİNDE ETİK SORUMLULUKLAR </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80284</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80284</guid>
      <author>Ezgi TEKGÜL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmada amaç, mesleki müzik eğitiminde etik sorumlulukların temel ilkelerini ve yaklaşımlarını ortaya koymaktır. Çalışmanın odak noktası, mesleki müzik eğitiminde karşılaşılan etik meselelerin belirlenmesi ve bu meselelerin eğitmenler, öğrenciler ve eğitim kurumları açısından nasıl ele alındığının analiz edilmesidir. Araştırmada mesleki müzik eğitimi öznelinde bireysel hakları koruma, çeşitliliğe saygı gösterme ve adaletli bir öğrenme ortamı sağlama gibi etik yükümlülüklerle ilişkisini tartışmıştır. Müzik eğitiminin ticari yönü ile sanatın ve kültürün korunması arasındaki denge de bu çalışmanın önemli bir boyutudur. Mesleki müzik eğitimi, salt teknik becerilerin kazandırıldığı bir alan olmanın ötesinde, bireylerin sanatsal ve kültürel kimliklerini geliştirdikleri, toplumsal değerlerle etkileşimde bulundukları önemli bir süreçtir. Müzik eğitimi bireyleri özgür düşünceye, sanatsal dürüstlüğe ve çeşitliliğe saygı göstermeye,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;toplumsal sorumluluklarını anlamaya teşvik etmektir. Bu bağlamda müzik eğitimi süreci içerisinde etik sorumluluklar, eğitimin her boyutunda ve dalında olduğu gibi müzik eğitiminde de oldukça önemli bir yer tutar. Çalışma, nitel bir desene sahip olup veriler doküman inceleme yoluyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda mesleki müzik eğitiminin tüm bileşenlerinin sahip olması gereken etik sorumluluklar detaylıca belirtilmiştir. En çok karşılaşılan etik ilkelerin adalet, saygı ve hoşgörü çeperinde şekillendiği görülmüştür. Araştırmanın sonuçlarından hareketle müzik öğretmenlerine, akademisyenlere ve eğitim kurumlarına etik uygulamaların güçlendirilmesine, müzik eğitiminde etik sorumlulukları daha iyi anlamak ve bu sorumlulukların öğretim süreci ile nasıl bütünleştirileceğine ilişkin öneriler geliştirilmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MATEMATİK EĞİTİMİNDE DEĞER TEMELLİ YAKLAŞIM: ERDEM-DEĞER-EYLEM ÇERÇEVESİ BAĞLAMINDA ÖĞRETİM PROGRAMI VE DERS KİTABI ANALİZİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82780</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82780</guid>
      <author>Fatma ERDOĞANHafize Gamze KIRMIZIGÜL </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM), bireyin bilişsel ve aksiyolojik gelişimini merkeze alan bütüncül bir anlayışla yapılandırılmıştır. Matematik ise salt rasyonel değil, aynı zamanda değerlere duyarlı bir öğrenme alanıdır. Bu doğrultuda, araştırmanın amacı, TYMM kapsamında hazırlanan ortaokul matematik dersi öğretim programı ile beşinci sınıf matematik ders kitabı içeriğinin Erdem-Değer-Eylem (EDE) çerçevesi bağlamında nasıl yapılandırıldığını keşfetmektir. Araştırma doküman incelemesidir. TYMM bağlamında hazırlanan ortaokul matematik dersi öğretim programı ve beşinci sınıf matematik ders kitapları veri toplama araçlarıdır. Program ve ders kitapları EDE çerçevesi bağlamında yönlendirilmiş içerik analizi ile incelenmiştir. Bulgulara göre, programda yer alan değerler, temalar ve sınıf düzeylerine göre çeşitlilik göstermektedir. Özellikle “Sayılar ve Nicelikler” ile “İstatistiksel Araştırma Süreci” temaları, en fazla değerin ilişkilendirildiği ve bireysel-toplumsal değerlerin yoğun biçimde yer aldığı alanlar olarak öne çıkmaktadır. Değerlerin sınıf düzeylerine göre dağılımında en yoğun içerik altıncı sınıftadır. En sık işlenen değerler çalışkanlık, tasarruf, saygı ve duyarlılık iken, bazı değerlere (sabır, mütevazılık, sevgi ve aile bütünlüğü) programda yer verilmemiştir. Ayrıca, sekizinci sınıfta daha soyut değerlere vurgu yapılması, programın gelişimsel düzeylere göre tasarlandığını göstermektedir. Bulgular, beşinci sınıf matematik ders kitabında değerlerin yalnızca içerikle değil, sunum biçimi, etkinlik tasarımı ve görsel öğeler aracılığıyla da örtük öğrenme yoluyla etkili biçimde öğrenciye aktarıldığını göstermektedir. Örtük öğrenme stratejilerinin yaygınlaştırılması ve sınıf içi etnografik çalışmalar yapılması gibi öneriler sunulmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KAYNAKLI TOPRAK KAYBI VE DEVLET SÜREKLİLİĞİ: TUVALU VE KİRİBATİ’NİN ALTERNATİF STRATEJİLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82887</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82887</guid>
      <author>Gül Seda ACET İNCE</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, iklim değişikliği nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesinin ada devletleri üzerindeki etkilerini uluslararası hukuk bağlamında değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle Tuvalu ve Kiribati örnekleri üzerinden, kara parçalarının tamamen yok olması halinde bir devletin egemenliği, uluslararası kişiliği, vatandaşlık yapısı ve deniz yetki alanlarının nasıl korunabileceği sorusu ele alınmaktadır. Çalışmada Montevideo Sözleşmesi, UNCLOS, ITLOS danışma görüşleri ve Pasifik Adaları Forumu bildirgeleri gibi normatif kaynaklar ışığında, devlet olmanın geleneksel unsurlarının iklim çağındaki geçerliliği sorgulanmıştır. Literatür taramasına dayanan bu analizde, toprak unsurunun kaybına rağmen dijital devlet, sabit kıyı çizgisi ve planlı göç gibi stratejilerle egemenliğin sürdürülebilirliğine ilişkin alternatif modeller incelenmiştir. Mevcut uluslararası düzenlemelerdeki boşluklara dikkat çekilerek, sabit kıyı çizgisi protokolü, dijital devletlerin tanınması ve iklim mültecilerine yönelik yeni bir sözleşme gibi reform önerileri sunulmuştur. Bu bağlamda, çalışmanın temel savı; fiziki toprak kaybı yaşayan devletlerin uluslararası hukuki varlığının sürdürülebilir olduğu ve bu sürecin hem hukuken mümkün hem de ahlaken gerekli olduğudur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLETİŞİM ÇALIŞMALARINDA YAPAY ZEKÂ TEMASI ÜZERİNE NİTEL BİR İNCELEME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87173</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87173</guid>
      <author>Hülya ANAKIZ ERTÜRKSerhat MADSAR   </author>
      <description>&lt;p class="zAbstractMetinStili" style="margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Yapay zekâ uygulamalarının gündelik yaşamda ve iş süreçlerinde yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanması, bu teknolojilerin işlevi ve etkilerini incelemeyi kaçınılmaz bir hale getirmektedir&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;. Nitekim yapay zekâ uygulamaları iş süreçlerinden giyilebilir teknolojiye kadar birçok alanda önemli dönüşümleri beraberinde getirmiştir. Şüphesiz teknolojik gelişmelere paralel olarak ilerleyen iletişim alanı da yapay zekâ uygulamaları ile farklı uygulama alanları kazanmıştır. Dahası yapay zekâ uygulamalarının iletişim alanına eklemlenmesi ile yeni çalışma alanları ve konuları ile iletişim alanın disiplinlerarası boyutuna önemli katkılar sağladığı söylenebilir. Bu doğrultuda bu çalışmada yapay zekâ ve iletişim alanın ilişkisini belirleyebilmek ve bu ilişkinin hangi konu ve temalar üzerinden oluştuğunu incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda yapay zekâ ve iletişim konulu 179 makaleye ulaşılmış ve nitel içerik analizi yöntemi uygulanmıştır. Çalışmanın sonucuna göre yapay zekâ ve iletişim alanındaki çalışmaların genel olarak anaakım/yönetsel araştırmalar bağlamında yürütüldüğü ve eleştirel çalışmaların oldukça sınırlı olduğu görülmüştür. Bununla birlikte yapay zekânın deneysel araştırmalarla iletişim alanında yeni araştırma desenlerinin kullanımını sağladığı ve insan makine iletişimi gibi farklı araştırma konularını oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BÜTÜNCÜL KANAL ENTEGRASYON KALİTESİNİN MÜŞTERİ DEĞERİ, GÜÇLENDİRME, KATILIM VE SATIŞLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81860</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81860</guid>
      <author>Mehmet ETLİOĞLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Bu çalışma, bütüncül kanal entegrasyon kalitesinin, temel Uyarıcı-Organizma-Tepki (S-O-R) modeli temelinde tüketici satın alma niyetine etkilerini sistematik olarak araştırmaktadır. Kanal hizmet yapılandırma kalitesi ve entegre etkileşimler kalitesi olarak farklı entegrasyon boyutlarının çevresel uyarıcılar (S) olarak nasıl hareket ettiğine ve algılanan değer, müşteri katılımı ve tüketici güçlendirmesi gibi üç tüketici içsel durumlarını (O), nasıl etkilediğine ve sonucunda nasıl davranışsal tepkiye (R) dönüştüğüne odaklanmaktadır. Nicel bir araştırma tasarımı kullanılarak, önerilen ilişkiler &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;S&lt;/span&gt;PSS 25.0 ve AMOS 24.0 istatistik paket programları ile test edilmiştir. Analiz, tüm ölçüm yapılarının yüksek güvenilirliğini ve yakınsak geçerliliğini doğrulamıştır. Ampirik sonuçlar, S-O-R çerçevesi boyunca varsayılan tüm doğrudan ve dolaylı yolları doğrulamıştır. Entegrasyon kalitesi uyarıcıları, üç organizma durumunu da güçlü bir şekilde öngörmüş ve bu da satın alma niyetini önemli ölçüde artırmıştır. Çalışmada, üç psikolojik yapının entegrasyon kalitesinin satın alma niyeti üzerindeki etkisini yönlendirdiğini doğrulayan kısmi bir aracılık sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma, S-O-R modelinin bütüncül kanallı ortamda sistematik uygulamasını başarıyla doğrulamakta ve entegrasyon kalite boyutlarının tüketici tepkilerini nasıl etkilediğine dair önemli ve ayrıntılı bir detaylar sağlamaktadır. Bulgular, özellikle tüketici güçlendirmesinin kritik rolünü vurgulayarak, kusursuz kanal koordinasyonunun müşterinin kontrol ve özerklik duygusunu artırdığı argümanını desteklemektedir. Yönetimsel açıdan ise çalışma, perakendecilere, müşterilerin psikolojik durumlarına odaklanmak ve satın alma niyetlerini yönlendirmek için belirli entegrasyon boyutlarına yatırımları önceliklendirme konusunda kanıta dayalı rehberlik sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>7405 SAYILI KANUN’LA SPOR KULÜPLERİNE İLİŞKİN YAPILAN DÜZENLEMELER</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80673</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80673</guid>
      <author>Murat AYGÜNÜmit İLERİ   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu çalışmada, 7405 sayılı kanun’la spor kulüplerine ilişkin yapılan düzenlemelerin incelenmesi amaçlanırken, tarama modeli kullanılarak spor kulüpleri ile ilgili kanun ve yönetmelikler incelenmiştir. 7405 sayılı kanununda, spor kulüplerinin dernek statüsünden çıkarılarak Gençlik Spor Bakanlığına bağlı bir yapı haline getirilmesi planlanmaktadır. Spor kulüplerine ait yapılan yasal düzenlemelerin temelinde; spor kulüplerinin hukuki yapısı, mali işleyiş ve denetimi, yönetim ve idari düzenlemeler, disiplin ve ceza ile ilgili yapısal çerçeve yer almaktadır. Yapılacak iyileştirmeler ve düzenlemeler, spor kulüplerinin daha etkin yönetim ve denetim sürecine katkı sağlamaktadır. Bu nedenle, Türk spor sisteminde kurumsallığın artırılması, mali sürdürülebilirliğin sağlanması ve uluslararası standartların güçlendirilmesi hedeflenirken, yönetim sürecinde şeffaflık ve sürdürülebilirlik sağlanması amaçlanmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEVLETÇİ EKONOMİ (DEVLETÇİLİK) VE (SOSYAL) SERBEST PİYASA EKONOMİLERİNİN İKTİSADİ VE SİYASİ YANSIMALARI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86957</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86957</guid>
      <author>Nevzat NARÇİÇEKSelahaddin BAKAN   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Devletin gerek varlığı ve mahiyeti gerekse de müdahale alanı, mevcudiyetinden beri siyasi ve toplumsal alanda fikir ayrılıklarına sebep olduğu gibi iktisadi alanda da fikir ayrılıklarına sebep olmuştur. Bu kapsamda özellikle serbest piyasa sistemlerinin felsefi düşüncesinde devlet, tamamen ekonomik alandan soyutlanmaya çalışılırken Keynesyen politikalar gibi düşünce sistemlerinde ise devletin iktisadi piyasalarda bulunmayışı bizatihi krizlerin ve istikrasızlığın nedeni olarak değerlendirilmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ancak ulusal ve küresel piyasalarda farklı dönemlerde meydana gelen ekonomik krizlerin her iki düşüncenin ekonomik felsefesi ile izah edilememesi, devletin müdahalecilik tartışmalarını sürekli güncel tutmuştur. Bu kapsamda sosyal ekonomi piyasası müdahalecilik anlayışını red ederek dengeyi kurmak adına farklı bir kuramsal çerçeve oluşturmuştur. Bu çerçeve, serbest piyasayı muhafaza etmeye çalışmasına rağmen devleti de iktisadi ve siyasi sahanın dışına itmemiştir. Bu kapsamda çalışmada, ülkelerin yönetim sistemleri açısından hayati öneme sahip olan müdahaleci devlet anlayışı ile (sosyal) serbest piyasa ekonomilerinin iktisadi ve siyasi yansımaları geniş bir perspektif ile ele alınarak değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Ayrıca çalışma boyunca belirli kuramlar çerçevesinde ele alınan sistemler, aralarındaki benzerlikler ve farklılar ekseninde karşılaştırmalı yöntem ile analize tabi tutularak değerlendirilecektir. Söz konusu değerlendirme işlemi ele alınırken müdahale sisteminin vücut bulmuş hali devletçi ekonomi geniş bir bakış açısı ile ele alınmıştır. Bu minvalde devletçi kavramsallaştırması sadece ekonomik çerçeve ile değil, devletin müdahale etkisinin bulunduğu iktisadi, siyasi ve sosyal yapıların bütününü ifade eder şekilde ele alınacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FELSEFE 10. SINIF DERS KİTAPLARINDA SANAT FELSEFESİ KONUSUNUN ELE ALINIŞI: KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82842</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82842</guid>
      <author>Ömer KIZILTANHandan NARİN KIZILTAN   </author>
      <description>&lt;p class="MsoCommentText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; color: black;"&gt;Bu araştırma, Türkiye’de ortaöğretim felsefe 10. sınıf ders kitaplarında yer alan sanat felsefesi konusunun 2018 yılında hazırlanan ortaöğretim felsefe dersi (10. ve 11. sınıflar) öğretim programındaki kazanımlar doğrultusunda incelenerek, sanatın hangi türlerine ait görsellere, sanat felsefesiyle ilgili hangi filozoflara, kavramlara ve problemlere yer verildiğini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma yaklaşımıyla yürütülen çalışmada, veri toplama yöntemi olarak doküman analizi kullanılmıştır. Araştırmanın verilerini, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2021-2025 yılları arasında yayımlanan üç farklı felsefe ders kitabı (K1, K2, K3) oluşturmaktadır. Veriler, sanat felsefesi konusunda kullanılan görsellerin ait olduğu sanat türleri, sanat felsefesiyle ilgili ele alınan kavramlar, filozoflar ve felsefi problemleri açısından incelenmiştir. Elde edilen bulgular, kitapların sanat felsefesi konusuna ilişkin içeriklerinde hem ortak yönelimler hem belirgin farklılıklar bulunduğunu ortaya koymaktadır. Her üç kitapta da en sık kullanılan kavram “güzel/güzellik” olurken; Aristoteles, Hegel ve Plotinos’un ortak filozoflar olarak yer aldığı belirlenmiştir. Kitaplarda kullanılan görsellerin içerik bakımından benzerlik göstermesi ise dikkat çekici bir diğer bulgudur. Genel bir değerlendirme yapıldığında, her üç kitabın da sanat felsefesinin temel problemlerine yer verdiği, ancak bu problemlerin ele alınışında kavramsal derinlik, teorik bütünlük ve filozofların görüşlerinin ele alınma düzeyi açısından farklılıklar gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum, sanat felsefesi öğretiminin sadece temel kavramlara sınırlı kalmaması; aynı zamanda kuramsal ve tarihsel çeşitliliği de kapsayan çok boyutlu bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Finansal Olmayan Raporlama Bağlamında ESG Skorlarının Kârlılığa Etkisi: BİST Sürdürülebilirlik Endeksi Uygulaması</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80414</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80414</guid>
      <author>Sevgi CENGİZ</author>
      <description>&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Bu çalışma, Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan şirketlerin finansal performansları üzerinde çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) skorlarının etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bağımlı değişkenler olarak aktif karlılık (ROA), özkaynak karlılığı (ROE) ve hisse başına kar (EPS) kullanılırken, bağımsız değişkenler olarak ESG genel puanı ve alt boyutları (çevresel, sosyal, kurumsal yönetim) dikkate alınmıştır. Ayrıca, şirket büyüklüğü, yaşı ve kaldıraç oranı gibi kontrol değişkenleri de analiz edilmiştir. 2020-2023 dönemi verileriyle yapılan panel en küçük kareler (OLS) analizi, ESG skorlarının genel olarak finansal performans üzerinde negatif bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, kurumsal yönetim ve sosyal faktörlerin finansal performansı olumlu yönde etkilediği, çevresel faktörün ise olumsuz bir etki yarattığı tespit edilmiştir. Bu bulgular, şirket performansını iyileştirmek için finansal olmayan raporlama ve ESG faaliyetlerinin daha fazla önemsenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>10-14 YAŞ GRUBU SPOR YAPAN VE YAPMAYAN BİREYLERİN OYUN OYNAMA MOTİVASYONLARININ İNCELENMESİ </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81464</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81464</guid>
      <author>Abdurrahman TOPALFikret ALINCAK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6.95pt -.25pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; line-height: 103%;"&gt;Bu araştırmanın amacı ortaokul öğrencilerinin dijital oyun oynama motivasyon düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırmaya Gaziantep ilinin Şahinbey ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda öğrenim gören 337 öğrenci katılmıştır. Araştırmada Demir ve Hazar (2018) tarafından geliştirilen “dijital oyun oynama motivasyonu ölçeği” veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Verilerin analizinden önce çarpıklık ve basıklık değerleri incelenmiş +1,5-1,5 arasında normal dağılım gösterebileceği belirlenmiştir. Normallik varsayımını karşılayan verilere parametrik testlerden t-testi ve tek yönlü varyans analiz yöntemleri uygulanmıştır. Sonuç olarak yaş, oyun oynama süresi, spor yapma durumu ve sosyal medya kullanımı değişkenlerinde anlamlı farklılık tespit edilirken cinsiyet ve eğitim düzeyi değişkenlerinde anlamlı farklılaşmanın olmadığı belirlenmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜLT MERKEZLİ BİR ANLATI: HAMZA TAŞI EFSANESİ ÜZERİNE İNANIŞ, RİTÜEL ve İŞLEV MERKEZLİ BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81667</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81667</guid>
      <author>Abonoz KÜÇÜK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Türk kültüründe kadim dönemden itibaren varlık gösteren ağaç, dağ, su, taş, ocak vb. tabiat unsurları merkezli geliştirilmiş kült inanışlar mevcuttur. Tabiat ile iç içe yaşayan toplumlar uygarlaşma öncesi dönemde tabiat unsurlarına anlam yükleme ihtiyacı duymuşlar, onların ilahi bir karşılığı olduğunu düşünmüşlerdir. Kadim dönemde yaylak-kışlak arasında tabiatla iç içe yarı göçebe bir yaşam süren Türklerin bu özelliği tabiat unsurları merkezli inanış ve uygulamaların çeşitliliğini de beraberinde getirmiştir. Türkler kült özellik arz eden tabiat unsurlarını yaratıcının yeryüzündeki bir yansıması olarak değerlendirmişler, bu nedenle kült niteliği taşıyan tabiat unsurlarına büyük ehemmiyet vermişlerdir. Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonraki dönemde de varlığını örtülü bir şekilde devam ettiren bu kült inanışların izleri bugün 21. yüzyılda da devam etmektedir. Halk inançlarının efsane türüyle olan yakın ilişkisi kült temelli inanışların sürdürülebilirliğine de doğrudan katkı sağlamıştır. Sözlü gelenekte çağlar boyunca aktarılan efsaneler, inanışların toplumsal hafızada diri tutulmasını sağlamışlardır. Giresun Adası üzerinde bulunan Hamza Taşı ve onun etrafında şekillenen efsane metni, inanış, uygulama, ritüel ve işlev boyutuyla Giresun kültür tarihinde görünüm sergilemiş bir anlatıdır. Anlatı merkezli geleneksel uygulamaların çoğunluğu devamlılık arz ederken Hamza Taşı merkezli ritüeller eski gücünü kaybetmiştir. Çalışmada inanış ve ritüel kavramları üzerine efsane türü ve kült inanışlar eksenli bir değerlendirme yapıldıktan sonra Hamza Taşı efsanesi inanış, ritüel ve işlev merkezli bir analize tabi tutulmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>UNESCO KÜLTÜREL MİRAS ALANI OLARAK SAFRANBOLU’DA TURİZMİN FOLKLORİK UNSURLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87726</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87726</guid>
      <author>Berrin SARITUNÇ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;&lt;span dir="auto" style="vertical-align: inherit;"&gt;&lt;span dir="auto" style="vertical-align: inherit;"&gt;Bu çalışma, dünya sistemlerine sahip olan ve “açık hava müzesi” kapsamında öne çıkan Safranbolu'da turizmin halk kültürü üzerinde mevcut olup sistemik bir biçimde ele almayı hedeflemektedir. Yörede bir arada tam bir gastronomi, inanç ve doğal turizm türleri, yerel kültürel ögeleri birlikte ortaya çıkıyor, bu ögeleri yeniden biçimlendiriyor. Yüksek ekonomik değere sahip olan safran bitkisi, geleneksel bilgiyle şekillenen yönetim üretiminin turistik bir hâline devam etmesini sağlamıştır. Safranbolu evleri, yalnızca mimari yapılar değil; aynı zamanda aile düzeni, yaşam tarzı ve misafirperverlik gibi değerleri taşıyan kültürel anlatılardır. El sanatları töreninde yer alan marangozluk, bakırcılık ve ayakkabıcılık gibi ürünler, turistik sunumlara sunulurken bir yandan da kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ahilik geleneğiyle şekillenmiş çarşı düzeni ve esnaf yapısı kültürel süreklilik içinde dönüşümde yaşamak, turizmle birlikte yeni anlamlar kazanmaktadır. Ayrıca bölgedeki tarihî su yolları ve çeşmeler hem teknik bir geçmişin hem de yaşamsal bir folklorun izlerini bekliyoruz. Safranbolu'da halk kültürü ile turizm arasında çift yönlü ve dinamik bir ilişki söz konusudur. Turizm, kültürel ögeleri görünürken; aynı zamanda bu ögelerin yeniden yorumlanmasına ve dönüşmesine de zemin hazırlamaktadır. Bu bağlamda, yerel halkın aktif olarak katılımıyla şekillenecek kültürel koruma ve sürdürülebilir turizm politikaları, bölgedeki folklorik zenginliğin geleceğe yönelik büyük önem vereceği.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALBRECHT DÜRER’İN DAS NARRENSCHİFF TAHTA BASKILARINDA DEKADANSIN TAŞIYICISI OLARAK EŞEK (S)İMGELERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81526</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81526</guid>
      <author>Yakup DURSUN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Dekadans, toplumların ahlaki, entelektüel ve kültürel açıdan yozlaşmasını tanımlayan bir kavramdır. Toplumsal yapının bozulması, aşırılıklara yönelme ve bireylerin eleştirel düşünme yetilerini yitirmesi gibi dinamiklerle ilişkilendirilen bu olgu, özellikle sanat ve edebiyat alanlarında sıklıkla ele alınan, eleştirel ve temsili bir tema olarak karşımıza çıkar. Bu kontekste, Alman hümanist yazar Sebastian Brant’ın (1457-1521) &lt;em&gt;Das Narrenschiff&lt;/em&gt; (Aptallar Gemisi, 1494) adlı edebi eseri, toplumsal çöküşü alegorik bir biçimde yansıtarak geç Orta Çağ ile erken Rönesans Döneminin eleştirisini gözler önüne sermektedir. Brant, cehalet ve ahlaki zayıflıklarla kuşatılmış bireyleri bir gemide toplayarak, bilinçsizce felakete sürüklenen bir toplum metaforu oluşturur. Bu eserin görsel boyutuna katkıda bulunan, Rönesans döneminin önde gelen Alman ressamı ve gravür sanatçısı Albrecht Dürer (1471&amp;ndash;1528), &lt;em&gt;Das Narrenschiff&lt;/em&gt; için hazırladığı tahta baskılarda yer verdiği eşek imgelerini, dönemin toplumsal yozlaşma ve çöküşünü simgeleyen alegorik unsurlar olarak anlamlandırmaktadır. Eşek imgesi, Dürer’in baskılarında aptallık, kibir, cehalet ve eleştirel düşünceden uzaklaşmanın metaforuna dönüşür. Sanatçının eşek imgelerini ironik ve eleştirel bir bağlamda kullanarak dekadansa yönelik güçlü bir görsel dil oluşturduğu görülmektedir. Bu çalışma, Albrecht Dürer’in &lt;em&gt;Das Narrenschiff&lt;/em&gt; tahta baskılarında yer alan eşek (s)imgelerinin dekadans kavramı çerçevesinde nasıl bir anlam ilişkisi kurduğunu incelemekte ve bu (s)imgelerin dönemin toplumsal eleştirisindeki yerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ele alınan çalışmanın, alan yazındaki mevcut boşlukları doldurması ve sunduğu özgün bakış açısıyla literatüre anlamlı katkılar sağlayacağı öngörülmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yaratıcı Yazma Literatürünün Bibliyometrik Analizi</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82743</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82743</guid>
      <author>Nurullah AYDIN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, eğitim bağlamlarında yaratıcı yazarlık üzerine akademik literatürün kapsamlı bir bibliyometrik analizini sunarak, yaratıcı yazarlığın entelektüel yapısını, temel katkılarını ve küresel araştırma eğilimlerini haritalamayı amaçlamaktadır. 1970-2024 yılları arasında Web of Science'da indekslenen 392 hakemli makaleye dayanan analiz, özellikle son yirmi yılda yayın hacminde ve atıf etkisinde önemli bir büyüme olduğunu ortaya koyuyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt; &lt;span style="color: black;"&gt;Bulgular, ABD, İngiltere ve Avustralya gibi ülkelerin bu alanı şekillendirmede baskın bir rol oynadığını vurgularken, Çin, Türkiye ve Güney Afrika gibi ülkelerin de ortaya çıkan katkılarına dikkat çekiyor.&lt;/span&gt; &lt;span style="color: black;"&gt;Düşünme Becerileri ve Yaratıcılık ve Eğitimde İngilizce gibi temel dergiler önde gelen yayın organları olarak hizmet vermektedir.&lt;/span&gt; &lt;span style="color: black;"&gt;Yazar ortak atıfları ve anahtar kelime analizleri, alanın gelişen akademik manzarasını göstermekte, disiplinler arası yapısını ve pedagojik yenilik, bilişsel gelişim ve sosyal-duygusal öğrenmeyle ilişkisini vurgulamaktadır.&lt;/span&gt; &lt;span style="color: black;"&gt;Bu çalışma, yaratıcı yazmanın dinamik bir eğitim araştırma alanı olarak nasıl işlev gördüğüne dair daha kapsamlı bir anlayışa katkıda bulunmakta ve gelecekteki araştırmalar için temel boşlukları ve fırsatları belirlemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK SPOR TARİHİ LİTERATÜRÜNDE TEMATİK VE YÖNTEMSEL YAKLAŞIMLARIN ANALİZİ: SİSTEMATİK BİR DERLEME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81449</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81449</guid>
      <author>Hatice GEZER</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu çalışma, 2000-2024 yılları arasında Türk spor tarihi üzerine yazılmış 71 çalışmayı niteliksel açıdan analiz eden sistematik bir derlemedir. Çalışmalar, PRISMA 2020 protokolü doğrultusunda seçilmiş ve Joanna Briggs Institute (JBI) sistematik derleme yöntemi temel alınarak analiz edilmiştir. Araştırma süreci kapsamında, makaleler yıllara, temalara, yöntemlere göre kodlanmıoş veriler SWiM çerçevesi doğrultusunda betimleyici olarak değerlendirilmiştir. Bulgular, yayınların büyük kısmının nitel belge analizi yöntemiyle üretildiğini, milliyetçilik, modernleşme ve beden eğitimi temalarının yoğunlukta olduğunu göstermektedir. Ayrıca, çalışmaların büyük çoğunluğunun sınırlı sayıda atıf aldığı ve uluslararası görünürlüğünün düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, Türk spor tarihi alanında hem uluslararası akademik dolaşımın hem de yöntemsel çeşitliliğin artırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>METİNDİLBİLİMSEL AÇIDAN YAPAY ZEKÂ VE İNSAN ÇEVİRİLERİNDE GÖNDERİM TÜRLERİNİN KULLANIMI: SCHACHNOVELLE ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82464</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82464</guid>
      <author>Mehmet GEZMEN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Bu çalışmanın amacı Almancadan Türkçeye yapılan insan ve yapay zekâ çevirilerinde metinsel bağlaşıklık unsurlarının nasıl kullanıldığını incelemek ve iki çeviri türü arasındaki farkı ortaya çıkarmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Metindilbilimsel olarak Halliday ve Hasan (1976) tasnifindeki gönderim başlığı altında kişisel gönderim, işaret/gösterme gönderimi, karşılaştırmalı gönderim ve metin dışı gönderim olarak adlandırılan türleri incelenmiştir. Bu incelemeyle yapay zekâ uygulaması çevirilerinin metindilbilimsel olarak geçerliliği ve metinselliğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Yöntemsel olarak çalışma karma yöntem tasarımını benimsemektedir. Nicel aşamada kaynak metin ve onun iki insan çevirisi ile iki yapay zekâ çevirisinin (DeepL, ChatGPT) Halliday ve Hasan’ın gönderim kategorilerine dayalı içerik çözümlemesi yürütülmüş olup, önce kaynak metindeki türlerin sıklık verileri çıkarılıp daha sonra aynı inceleme diğer çeviri türlerinde de incelenip çıkan sayısal veriler arasında karşılaştırma yapılmıştır. Türkçe dil yapısındaki kişi ve iyelik eklerinin kişisel gönderimin biçimbilimsel taşıyıcıları olması nedeniyle (pro-drop; öznenin kişi ekiyle gerçekleşmesi) bu ekler de kişisel gönderim sayımına dahil edilmiştir. Böylece Almancanın açık özne eğilimi ile Türkçenin gizli özne yapısı arasındaki yapısal farkın doğuracağı sapma en aza indirilmiştir. Nitel aşamada ise nicel bulguların metinler üzerindeki sıklık ve frekanslarının yakın okuması yapılmış ve gönderim türlerinin çevirilerdeki dil ve yapay zekâ etkileri üzerinde tartışılmıştır. Şahıs ve iyelik eklerinin kategoriye dahil edilmesiyle, kişisel gönderimlerde Almancanın açık özne kullanımı ile Türkçenin gizli özne yapısı arasındaki farklılıklar minimum düzeye indirilmiştir. İşaret/gösterme gönderimlerinde Almancanın relatif zamirler ve belirli artikeller kullanımından dolayı orijinal metinde yüksek oran beklenmiş ve bu beklenti doğrulanmıştır. Yapay zekâ çevirilerinde ise DeepL ve ChatGPT çevirilerinde dil kaynaklı düşüş belirginleşmiştir. Karşılaştırmalı ve metin dışı gönderimlerde dil yapısının minimal etkisi nedeniyle orijinal metne yakın sonuçlar beklenmiş ve karşılaştırmalı gönderim kategorisinde ChatGPT haricinde beklenti karşılanmış, metin dışı gönderimde ise tüm çeviriler minimal farklılıklar sergilemiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KOÇİ BEY İLE THOMAS MUN: YOL AYRIMINDA İKİ LAYİHANIN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87261</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87261</guid>
      <author>Yahya AYYILDIZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Kapitalizmin 16. yüzyıldaki doğuşuyla birlikte Avrupalı kapitalist ülkeler ile dünya arasında bir yol ayrımı yaşanmıştır. Bu yol ayrımında kapitalist ülkeler kazanan tarafı oluştururken Osmanlı, kaybedenler tarafında yer almıştır. Söz konusu yol ayrımının nedenlerini anlayabilmenin yollarından biri de ilgili sistemleri birbiriyle karşılaştırmaktır. Bu karşılaştırma için Osmanlı düşüncesini/sistemini temsilen Koçi Bey, İngiliz düşüncesini/sistemini temsilen de Thomas Mun seçilmiştir. Bu karşılaştırma sonucunda Koçi Bey’in düşüncesinin veya onun yansıttığı Osmanlı sisteminin “iktidar birikimi” ilkesine, buna karşın Thomas Mun’un düşüncesinin veya onun yansıttığı İngiliz sisteminin ise “sermaye birikimi” ilkesine dayandığı öne sürülmüştür. Koçi Bey; “iktidar birikimi” ilkesi çerçevesinde kanun-ı kadime dönülmesi, nizam-ı âlemin tesisi, adaletin sağlanması, ehliyet ve liyakate önem verilmesi, tımar sisteminin ihyası, nepotizmin ve rüşvetin önlenmesi, ordudaki aşırı kadronun tasfiyesi gibi önerileriyle devletin gücünün ve etkinliğinin artırılmasına odaklanmıştır. Buna karşın Thomas Mun, “sermaye birikimi” ilkesi çerçevesinde değerli maden biriktirmek yerine pozitif dış ticaret dengesinin sağlanması, yerli üretimin artırılması, kamu hazinesinde gereğinden fazla birikim yapılmaması, vergilerin mümkün olduğunca adil ve parlamento aracılığıyla konulması, savaş harcamalarının yerli erzak ve malzemelere tahsis edilmesi, dış politikada ekonomiyle desteklenen ittifaklar sisteminin geliştirilmesi gibi önerileriyle toplum ve devletin zenginleşmesini amaçlamıştır. İki yazar arasındaki bu yaklaşım farklılığı, Büyük Ayrışma’ya ilişkin önemli sonuçlar içermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ESKİ TÜRKÇEDEKİ “İĞRENMEK VE TİKSİNMEK” ANLAMINDAKİ EYLEMLER İLE GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİNDEKİ İĞREN- VE TİKSİN- EYLEMLERİNİN ORTAK KÖKENİNE DAİR</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87977</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87977</guid>
      <author>Nurdan BENLİ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Eski Türkçede kullanılan ve anlamları “tiksinmek, nefret etmek” olan bazı eylemlerin “tiksinme ve iğrenme” anlamlarını kazanış şekilleri, fiillerin yapılarına etki eden sözcük türleri ve anlamları açısından değerlendirildiğinde oldukça dikkat çekici olmuştur. Eski Türkçede bahsi geçen anlama sahip olan Türkçe kökenli fiil soylu ve Türkçe veya Çince kökenli isim soylu sözcüklerden gelişen eylem şekillerinin mevcut olduğu tespit edilmiştir. Türkçe ve fiil soylu eylemler &lt;em&gt;(y)ir-/yėr-&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;yalk- &lt;/em&gt;şeklindedir. Çince kökenli bir isimden (&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'MS Gothic'; mso-bidi-font-family: 'MS Gothic';"&gt;惡:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: 'MS Gothic';"&gt;ak&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;) türeyen &lt;em&gt;akla-&lt;/em&gt; eylemi ve Türkçe kökenli &lt;em&gt;yar&lt;/em&gt; “tükrük” isminden türeyen &lt;em&gt;yarsı- &lt;/em&gt;eylemi ile &lt;em&gt;yig &lt;/em&gt;“çiğ” isminden türeyen &lt;em&gt;yigre-&lt;/em&gt; eylemleri, Eski Türkçede “iğrenmek, tiksinmek, beğenmemek” anlamlarında kullanılan fiillerdir. Türkçe soylu isimlerden türeyen eylemler değerlendirildiğinde vücudun atığı durumundaki tükürük “yar” ve çiğ “yig” sözcüklerinin sahip olduğu menfi anlamlar bu sözcüklerin çeşitli ekler vasıtasıyla “tiksinmek, nefret etmek” anlamlarını kazanmış olabileceklerini düşündürmektedir. Nitekim Kâşgarlı’nın yigren- maddesi için girdiği kayıtlar (er etni yigrendi) Türklerin yaşayışları değerlendirildiğinde tiksindirici ve mide bulandırıcı kabul edilmiş olmalıdır. &lt;em&gt;Yalk-&lt;/em&gt; eylemi de aynı şekilde DLT verileri ışığında (ol yagka yalkdı) bir şeyi bıkacak kadar tüketme anlamından hareketle “tiksinmek ve nefret etmek” anlamlarını kazanmış olmalıdır. Genel olarak değerlendirildiğinde mide bulandırıcı bir şeyden (tükrük) tiksinme yahut da beğenilmeyen ve hoşlanılmayan durumlara maruz kalındığında (çiğ et, yağ vb.) eylemlerde bu anlamın ortaya çıkmış olabileceği düşünülmektedir. Çalışmada ayrıca bugün Türkiye Türkçesinde kullanılan iğren- eyleminin Eski Türkçe &lt;em&gt;yigren-&lt;/em&gt; eyleminden gelişmiş olabileceği ve yine ET &lt;em&gt;yigren-&lt;/em&gt; eyleminin kökü olan &lt;em&gt;yi:g&lt;/em&gt; “çiğ” isminin bazı Türk lehçelerindeki ciy/cik/cek/jiy formlarından gelişen “ciksě-, jiyre-, cekte-, yekhe- “tiksinmek, nefret etmek” eylemleri ve bunun Klasik Moğolcadaki cigsi- “tiksinmek” formlarından hareketle Türkiye Türkçesinde yer alan tiksin- eyleminin köken bağlantısı değerlendirilmeye çalışılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>5. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN MÜZİKSEL VE MATEMATİKSEL ÖĞRENME BAŞARISI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86542</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86542</guid>
      <author>Belgüzar AKGÜLBekir TANYERİ  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmanın amacı, mevcut literatürü tarayarak müziksel ve matematiksel öğrenme başarısı arasındaki ilişkileri sistematik bir şekilde incelemektir. Çalışma grubunu, 2024-2025 Eğitim Öğretim Yılında Yozgat Merkez Cumhuriyet Ortaokulu’nda öğrenim gören, kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle seçilmiş 60 beşinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Analiz öncesinde veri setinin normalliği değerlendirilmiş ve çarpıklık değerlerinin -.304 ile -.596, basıklık değerlerinin ise -.978 ile -1.083 arasında olduğu tespit edilmiştir. Çarpıklık ve basıklık değerlerinin 3’ten küçük olması normallik varsayımını desteklemektedir, bu da veri setinin normal dağıldığını göstermektedir. Verilerin analizi sırasında aritmetik ortalama, standart sapma ve t testi kullanılmış; müziksel yetenek ile matematiksel başarı arasındaki ilişki korelasyon analiziyle incelenmiştir. Anlamlılık düzeyi p&lt;.05 olarak belirlenmiştir. Öğrencilerin 1. ve 2. ezgi notu ortalamaları 36.16, 1. ve 2. ritim notu ortalamaları 36.33, toplam müzik notu ortalaması 72.41, toplam matematik notu ortalaması ise 70.06 olarak hesaplanmıştır. Cinsiyet değişkenine göre müzik ve matematik sınav notları arasında anlamlı farklılıklar bulunmuş ve bu farkların kadın öğrencilerin lehine olduğu görülmüştür (p&lt;.05). Ayrıca toplam müzik sınav notları ile matematik sınav notları arasında pozitif yönlü, orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=.640; p=.000). &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERGENLERİN GÖRÜNÜMLE İLGİLİ SOSYAL MEDYA BİLİNCİ VE ÖZNEL İYİ OLUŞLARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88023</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88023</guid>
      <author>Emin DEMİRTurgay KAYIRAN  ,Haktan DEMİRCİOĞLU  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmada ergenlerin görünümle ilgili sosyal medya bilinci ile öznel iyi oluşları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. 14-17 yaş aralığında 386 ergenin dahil edildiği, tarama ve ilişkisel modele göre tasarlanmış bu araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Görünümle İlgili Sosyal Medya Bilinç Ölçeği ve Öznel İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Ölçekler, yüz yüze uygulanarak toplanmış olup elde edilen verilerin normallik varsayımı basıklık ve çarpıklık değerleri üzerinden incelenmiştir. Normal dağılım gösterdiği belirlenen veriler bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanılarak hipotezler sınanmıştır. Çalışmaya dahil edilen katılımcıların cinsiyet dağılımı 229 kız (%59,3), 157 erkek (%40,7) şeklindedir. Katılımcıların yaş aralığı 14 yaş 53 ergen (%13,7), 15 yaş 95 ergen (%24,6), 16 yaş 163 ergen (%42,2) ve 17 yaş 75 ergen (%19,4) olarak belirlenmiştir. Görünüme ilişkin sosyal medya bilinci puan ortalamalarında kızların, öznel iyi oluş puan ortalamalarında ise erkeklerin istatiksel olarak daha yüksek değerlere sahip olduğu belirlenmiştir. Bir diğer önemli bulgu olarak görünüme ilişkin sosyal medya bilinci ile öznel iyi oluş arasında istatiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ergenlik dönemi bireylerin gelişimleri nedeniyle yaşamın önemli aşamalarındandır. Sosyal medya kullanımının ergenler üzerinde önemli etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Görünüme ilişkin sosyal medya bilinci ve öznel iyi oluş arasındaki sınırlı ilişkinin ortaya konması ergenlere yönelik gelişimsel değerlendirme, destekleme ya da müdahale programlarında dikkat edilmesi gereken yapılar olabileceğine işaret etmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANTALYA ÖRNEĞİNDE ŞEHİRLERİN MARKALAŞMASINDA DİJİTAL PAZARLAMA UYGULAMALARI: ALGILANAN FAYDA, MARKA MEMNUNİYETİ VE SOSYAL MEDYADA TAKİP NİYETİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80335</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80335</guid>
      <author>Fahrettin KAYAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Araştırma, Antalya örneğinde şehirlerin dijital pazarlama uygulamalarının algılanan fayda, marka memnuniyeti ve sosyal medyada takip niyeti üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, dijital pazarlamanın bilgilendiricilik, güvenilirlik, rahatsız edicilik ve ikna edicilik gibi boyutlarının, şehrin sosyal medya paylaşımlarından algılanan faydayı nasıl şekillendirdiği kuramsal bir çerçevede ele alınmıştır. Ayrıca, algılanan faydanın marka memnuniyeti ve sosyal medya hesaplarını takip etme niyeti üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Veriler, Antalya ilinde sosyal medya hesaplarını takip eden 422 katılımcıdan çevrimiçi anket yöntemiyle toplanmış ve elde edilen bulgular nicel analiz teknikleriyle değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, şehrin dijital pazarlama uygulamalarının bilgilendiricilik, güvenilirlik ve ikna edicilik boyutlarının algılanan fayda üzerinde pozitif ve anlamlı etkiler yarattığını göstermektedir. Buna karşın, rahatsız edicilik boyutunun anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Algılanan faydanın hem şehrin marka memnuniyetini hem de sosyal medya hesaplarını takip etme niyetini pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca, marka memnuniyetinin de takip etme niyetine anlamlı bir katkı sağladığı belirlenmiştir. Sonuçlar, etkili dijital pazarlama stratejilerinin algılanan faydayı ve dolayısıyla marka memnuniyeti ile takip niyetini artırmada kritik bir rol oynadığını göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>7552 SAYILI İKLİM KANUNU: NET SIFIR EMİSYON VE YEŞİL BÜYÜME YOLUNDA KAPSAMLI BİR ANALİZ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=83012</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=83012</guid>
      <author>Cüneyt TELSAÇFerhat ARI  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu makale, 2 Temmuz 2025 tarihinde kabul edilen 7552 Sayılı İklim Kanunu'nu, Türkiye'nin "net sıfır emisyon" hedefi ve "yeşil büyüme" vizyonu doğrultusunda attığı kararlı adımın en somut göstergesi olarak kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir. Küresel iklim değişikliği tehdidi altında, Türkiye'nin yasal çerçevesini güçlendirme ihtiyacından yola çıkarak, Kanunun amacı, kapsamı, getirdiği yenilikler, iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum faaliyetleri, planlama ve uygulama araçları, karbon fiyatlandırma mekanizmaları, gelir ve desteklerin kullanımı, cezai hükümler ve geçiş süreçleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Makale, Kanunun her bir maddesini Türkiye'nin iklim politikaları üzerindeki potansiyel etkileri ve uluslararası taahhütleri bağlamında değerlendirerek, yasal düzenlemenin bütüncül yapısını ve çok boyutlu yaklaşımını ortaya koymaktadır. Bu yönüyle, konuya ilişkin bilimsel bir bakış açısı geliştirilmesi alan çalışmaları bakımından büyük önem arz etmektedir. Özellikle Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve Türkiye Yeşil Taksonomisi gibi piyasa temelli araçların önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, Kanunun uygulama kapasitesi, finansman yeterliliği, adil geçiş, uluslararası rekabetçilik ve toplumsal katılım gibi potansiyel zorlukları ve tartışma noktaları ele alınarak, bu zorlukların üstesinden gelmek için öneriler sunulmuştur. Sonuç olarak, İklim Kanunu'nun Türkiye'nin çevresel sorumluluklarını yerine getirme ve sürdürülebilir bir geleceğe doğru ilerleme konusundaki kararlılığını yansıtan stratejik bir dönüm noktası olduğu belirtilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LGS TÜRKÇE DERSİ İÇİN YAPAY ZEKÂ (CHATGPT) İLE OLUŞTURULAN SORULARA İLİŞKİN ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86839</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86839</guid>
      <author>Hikmet DURSUN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmada yapay zekâ uygulamalarından ChatGPT-4o versiyonu tarafından hazırlanan LGS Türkçe dersi soruları öğretmen görüşleri doğrultusunda değerlendirilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinde durum çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırma için ChatGPT-4o yapay zekâ uygulamasına öncelikle LGS’nin sınav analizi yaptırılmıştır. Uygulama, LGS sınavını kazanım, konu ve soruların zorluk tipine göre değerlendirmiştir. Daha sonra uygulama ölçme değerlendirme kuralları ve bilişsel taksonomiler konusunda eğitilmiş ve örnek sorular oluşturulmuştur. Sorular oluşturulmadan önce uygulamaya soruların yazılış amacı açıklanmıştır. Yazılan sorulara geri dönütler verilmiş ChatGPT son hâlini verdikten sonra sorulara hiçbir şekilde müdahalede bulunulmamıştır. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla elde edilmiş ve içerik analizi yöntemine göre değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda hazırlanan soruların genellikle bilgiye dayalı olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmada soruların sınava uygunluğu düşük çıkmış, kapsam geçerliliği ise orta düzeyde çıkmıştır. Katılımcılar seçenekleri çelişkili sorular tespit etmiş, sorularda yazım ve noktalama hataları belirlemişlerdir. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Yapılan analiz sonucunda öğretmenlerin sınava ilişkin memnuniyetsizliklerinin üç kategoride olduğu ortaya çıkmıştır: söz konusu kategoriler; LGS'ye uyum, ölçme-değerlendirme ilkelerine ve yazım kurallarına uyumdur. ChatGPT yazarken en başarılı olduğu konular; grafik ve paragrafta anlam konularına ilişkin sorular iken en başarısız olduğu sorular yazım kuralları ve görsel yorumlama olmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHSEL SÜREKLİLİK İÇİNDE BİR MÜDAHALE BİÇİMİ: AFGANİSTAN ÖRNEĞİ (1747-1979)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82603</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82603</guid>
      <author>Merve MESCİOĞLU FEDAİ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, Afganistan’ın 1747 yılında kurulan ilk merkezî devlet yapısından 1979’daki Sovyet işgaline kadar geçen dönemde yaşanan siyasal ve toplumsal dönüşümleri incelemektedir. Çalışmada, Afganistan’ın etnik çeşitliliğe dayalı toplumsal yapısının, dağlık coğrafyasının ve güçlü aşiret düzeninin merkezî devlet otoritesinin güçlenmesini nasıl sınırlandırdığı ele alınmaktadır. Bu iç dinamikler, ülkeyi dış müdahalelere açık hâle getirmiş ve Afganistan’ı uluslararası güç rekabetinin önemli alanlarından biri hâline getirmiştir. 19. yüzyılda Britanya ile Çarlık Rusyası arasında gelişen “Büyük Oyun”, Afganistan’ın jeopolitik konumunu belirleyen temel süreçlerden biri olmuştur. 20. yüzyılda ise Soğuk Savaş bağlamında bu rekabet yeni bir boyut kazanmıştır. 1973 darbesi ve 1978 Nisan Devrimi sonrasında yaşanan siyasal dönüşümler, Sovyetler Birliği’nin 1979’daki askerî müdahalesine giden süreci hızlandırmıştır. Çalışma, bu gelişmeleri tarihsel bağlam içinde değerlendirerek Afganistan’daki yapısal zayıflıklar ile dış müdahaleler arasındaki ilişkiyi analiz etmektedir. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çerçevede Afganistan örneği, iç toplumsal yapı ile uluslararası güç politikalarının aynı süreçte şekillendiği bir tarihsel bağlam sunmaktadır. Çalışma ayrıca bu sürecin arka planını tarihsel gelişmeler ışığında ele almayı amaçlamaktadır&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öksüz Helvası'nın Mutfak Mirası ve Sembolizmi: Kökeni, Hazırlama Süreçleri, Ritüeli ve Tüketim Kalıpları</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89090</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89090</guid>
      <author>Oğuz NEBİOĞLUMevlüt UYAR   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Türk halk mutfağının çok özel bir ürünü olan helvalar, üretildikleri bölgenin benzersiz özelliklerini yansıtan, birçok çevresel ve kültürel faktörden etkilenen değerli gastronomi ürünleridir. Bu çalışma, Türk mutfak kültürünün önemli bir parçası ve Alanya yerel mutfağının değerli bir gastronomi ürünü olan Öksüz helvaya odaklanmaktadır. Çalışma, üretim sürecini ortaya çıkarmayı ve temsil ettiği mutfak kültürü içindeki sembolizmini anlamayı amaçlamaktadır. Veriler, restoranlarında veya evlerinde geleneksel olarak Öksüz helva üreten 11 kişiyle yapılan yüz yüze görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Bulgular, Öksüz helvanın ortaya çıkmasına yol açan çevresel ve kültürel faktörleri; üretim aşamalarını ve yerel/Türk mutfak kültüründeki sembolizmini ortaya koymuştur. Bu bulgular sayesinde, çalışma, Öksüz helva ve diğer bölgesel mutfak ürünleri üzerine daha fazla araştırmayı teşvik edebilir, Alanya'nın gastronomi turizmi stratejisine katkıda bulunabilir ve yerel gastronomi ürünlerinin tanıtımını ve yaygınlaştırılmasını destekleyebilir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İkidillilerde Gırtlaksal Aktivitenin Temporal Dinamikleri: Kısa Gecikmeli SBZ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87796</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87796</guid>
      <author>Ömer ŞIHANLIOĞLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmanın amacı, ikidilli bireylerin gırtlak aktivitesinin temporal dinamiklerini araştırmak ve öncelikle kısa gecikmeli Ses Başlangıç Zamanı (SBZ) üzerinde odaklanmaktır. Kısa gecikmeli SBZ, patlamalı bir ünsüzün serbest bırakılması ile ses teli titreşiminin başlaması ve genellikle 0-30 milisaniye aralığında hesaplanan kısa aralığı kapsamaktadır. Bu araştırmanın başlıca amacı, ikidilli bireylerin bu gecikmeyi nasıl ayarladıklarını, ikidilliliğin gırtlak motor süreçlerini nasıl yansıttığını ve bu kontrol mekanizmalarının dil değiştirme ve kod değiştirme gibi koşullarda nasıl işlev gördüğünü ortaya koymaktır. Öncelikle SBZ kavramları ve gırtlak hareketlerinin üretimle ilgili temel özellikleri açıklanmaktadır. Konuşmanın üretimi sırasında SBZ, ses tellerinin kapanması ve açılması, hava sıkıştırılması ve artikülatörlerin eşzamanlanması gibi kapsamlı bir süreçtir. Bu göstergeler diller arasında farklılık gösterir; bazı diller kısa gecikme ve ön seslendirme arasında ayrım yaparken, diğerleri kısa gecikme ve uzun gecikme arasında ayrım yapar. Dolayısıyla, SBZ dillerin ses sistemlerinde ayırt edici bir özellik olarak işlev görmektedir. Konuşma sırasında gırtlak aktivitesi, kısa gecikme SBZ parametrelerini incelemek için iki dilli bireylerde ölçülmüştür. Katılımcıların ses teli kapanma ve açılma süreleri, gırtlak titreşimi başlangıç noktaları ve akustik ölçümleri, iki farklı dil konuşurken analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, ikidilli bireylerin dile özgü SBZ süresini koruduklarını, fakat diller arası geçişlerde çoğunlukla küçük sapmalar ve zamansal uyum gecikmeleri görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu durum, gırtlak hareketleri kontrol sisteminin dile özgü zamanlamayla işleyebileceğini, ancak dil değiştirme sırasında geçici bir dengesizlik olduğunu göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİTLİS’TE SUÇ VE SUÇLUYLA MÜCADELE: KAÇAKÇILIK, EŞKIYALIK, SOYGUN VE CİNAYET OLAYLARI ÜZERİNDEN BİR ANALİZ (1950-1960)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87295</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87295</guid>
      <author>Rıdvan KIZILKAYACevdet TEKE  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Çalışmada Demokrat Parti iktidarı döneminde ülkenin doğu ve güney bölgelerine yönelik genel yaklaşımlardan hareketle Bitlis özelinde asayişi temin etme çabalarına odaklanılmıştır. Yerel düzeyde alınan uygulamalar kapsamında taşrada asayişin temin edilmesinde devletin benimsemiş olduğu siyasetin işleyişi değerlendirilmiştir. 1946 yılında kurulan Demokrat Parti, bu tarihten itibaren ülke genelinde olduğu gibi Bitlis ilinde de teşkilatlanma çalışmalarına önem vermişti. Bu bağlamda ekonomik kalkınma, asayişi temin etmek, demokratikleşme ve halkla doğrudan temas kurma stratejisiyle özellikle taşra bölgelerinde güçlü bir örgütlenme gerçekleştirmiştir. Bu çalışma, Demokrat Parti iktidarında Doğu Anadolu’da meydana gelen asayiş olaylarını; kaçakçılık, eşkıyalık, soygun ve cinayet olayları üzerinden hareketle ortaya koymayı hedeflemektedir. 1950-1960 yılları arasında Bitlis’te yaşanan asayiş sorunları, Demokrat Parti iktidarının taşradaki güvenlik politikalarını sınayan önemli gelişmeler arasında yer almıştır. Bölgede özellikle tütün ve şeker gibi ürünler üzerinden yoğun kaçakçılık faaliyetleri yürütülmüş, eşkıyalık olayları artmış, zaman zaman yol kesme, soygun ve cinayet olaylarına rastlanmıştır. Devlet, bu sorunlarla mücadelede jandarma ve emniyet teşkilatlarını etkin biçimde kullanmış, kamu düzenini sağlamak için operasyonlar düzenlemiştir. Çalışmanın şekillenmesinde arşiv kayıtları, telif eserler, yerel ve ulusal basından istifade edilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜLTÜREL HAFIZADA YERİNİ KORUYAN HARPUT MUSİKİSİNDEN YENİ NESİL MÜZİKLERE: ELAZIĞ HALKININ MÜZİK BEĞENİLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88887</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88887</guid>
      <author>Serap Yağmur İLHANMuhammed TURHAN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışmanın amacı, kültürel hafızada yerini koruyan Harput musikisinin, günümüzde Elazığ halkının müzik beğenileri üzerindeki etkisini, cinsiyet, yaş grubu, eğitim ve gelir düzeyi gibi demografik değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırma, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Harput Musikisi’nin Elazığ halkının müzik beğenileri içindeki yerini ve müzik beğenilerinin söz konusu demografik değişkenlere göre nasıl şekillendiğini belirlemek açısından önem taşımaktadır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Nicel araştırma yöntemi kullanılan bu araştırmada betimsel tarama modeli benimsenmiştir. Araştırma 244 kişilik bir çalışma grubundan oluşmaktadır. Araştırmada katılımcıların farklı müzik türlerini bilme, sevme ve dinleme durumlarını belirlemek amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen 45 maddelik bir anket formu kullanılmıştır. Toplanan veriler, bilgisayar ortamına aktarıldıktan sonra uygun istatistiksel programlar aracılığıyla analiz edilmiştir. Betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma) aracılığıyla katılımcıların genel eğilimleri belirlenmiştir. Katılımcıların müzik beğenilerinin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini incelemek amacıyla yüzde, frekans, ortalama, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çok değişkenli varyans analizi (MANOVA) tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçları, Elazığ halkının, Harput Musikisine diğer müzik türlerine oranla daha fazla ilgi gösterdiğini, bu musikiye gösterilen ilginin ise cinsiyet, yaş, aylık gelir ve eğitim düzeyi gibi demografik değişkenlere bağlı olarak anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARININ KÜRESEL VATANDAŞLIKLARINI İLETİŞİM BECERİLERİ DÜZEYLERİNİN VE DEMOGRAFİK DEĞİŞKENLERİN YORDAMA GÜCÜNÜN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87129</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87129</guid>
      <author>Adem UZUN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Öğretmen adaylarının küresel vatandaşlık düzeylerinde, iletişim becerilerinin ve demografik değişkenlerin ne ölçüde açıklayıcı olduğunun ortaya konulmasının amaçlandığı bu araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2024-2025 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde Türkiye’de bir devlet üniversitesinin eğitim fakültesinde farklı bölümlerde öğrenim görmekte olan 155’i kadın ve 145’i erkek toplam 300 öğretmen adayı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak “Küresel Vatandaşlık Ölçeği” ve “İletişim Becerileri Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğretmen adaylarından elde edilen veriler çoklu doğrusal regresyon analizi ile incelenmiştir. Araştırmanın sonuçları genel olarak değerlendirildiğinde, öğretmen adaylarının küresel vatandaşlık düzeylerinde iletişim becerilerinin ve demografik değişkenlerin yordayıcı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Adayların küresel vatandaşlık alt boyutlarından sivil katılım puanlarını iletişim becerilerinden, iletişim bilgisi, engelleme ve değer verme; sosyal sorumluluğu, küresel bilgi, yeterlilik, engelleme ve değer verme; küresel yeterliliği ise küresel bilgi, yeterlilik ve beden dili değişkenlerinin yordadığı gözlenmiştir. Bu bağlamda öğretmen adaylarının küresel vatandaşlık düzeylerinin iletişim becerileri tarafından açıklanabileceği söylenebilir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKTİF SPOR YAPAN LİSE ÖĞRENCİLERİNİN FİZİKSEL AKTİVİTEYE KATILIM MOTİVASYONLARININ ÇEŞİTLİ DEMOGRAFİK DEĞİŞKENLERE GÖRE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86634</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86634</guid>
      <author>Fatih AKGÜL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu araştırmanın amacı, aktif spor yapan lise öğrencilerinin fiziksel aktiviteye katılım motivasyon düzeylerini belirlemek ve bu düzeylerin cinsiyet, okul türü, sınıf düzeyi, spor branşı ve spor yapma süresi gibi demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Araştırmanın örneklemini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Yozgat ilinde öğrenim görmekte olan ve kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen 387 aktif spor yapan lise öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak fiziksel aktiviteye katılım motivasyon ölçeği ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Veriler SPSS 25.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, öğrencilerin fiziksel aktiviteye katılım motivasyon düzeyleri genel olarak yüksek bulunmuştur. Alt boyutlardan en yüksek ortalama bireysel nedenler, en düşük ortalama ise nedensizlik boyutunda görülmüştür. Cinsiyete göre motivasyon düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmazken, okul türüne göre bireysel nedenler ve toplam motivasyon puanlarında devlet okulu öğrencileri lehine anlamlı fark saptanmıştır. Sınıf düzeyi, spor branşı ve spor yapma süresi değişkenlerine göre ise motivasyon düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bu bulgular doğrultusunda, öğrencilerin bireysel motivasyonlarını destekleyici etkinliklerin artırılması, devlet ve özel okul arasında motivasyon farklılıklarını azaltmaya yönelik stratejiler geliştirilmesi önemlidir. Ayrıca, spora yeni başlayan öğrenciler için içsel güdüyü artırmaya yönelik destek programları önem taşımaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Lise Öğrencilerinde Proaktif Davranışları Geliştirme Programının Etkililiğinin Test Edilmesi</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82816</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82816</guid>
      <author>Hacı Arif DOĞANÜLKÜ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Proaktif davranışlar, lise öğrencilerinin kariyer gelişim süreçlerini olumlu yönde etkileyen önemli beceriler arasında yer almaktadır. Bu doğrultuda, öğrencilerin bu tür davranışları kazanmalarını destekleyen müdahale programlarının geliştirilmesi ve uygulanması, kariyer gelişimlerine anlamlı katkılar sağlayabilir. Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerine yönelik olarak hazırlanan Proaktif Davranışları Geliştirme Programının etkililiğini değerlendirmektir. Araştırma deney kontrol gruplu, ön test, son test ve izleme testi ölçümlerinin olduğu yarı deneysel desende tasarlanmıştır. Katılımcılar bir Anadolu lisesine devam etmekte olan 60 öğrenciden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Proaktif Kariyer Davranışları Ölçeği-Lise Formu kullanılmıştır. Veriler bağımsız gruplar t testi ve ilişkili ölçümler t testi ile analiz edilmiştir. Ulaşılan bulgular Proaktif Davranışları Geliştirme Programının lise öğrencilerinin proaktif davranışlarını arttırdığını göstermiştir. Ayrıca bu artışın iki hafta sonra yapılan izlem ölçümlerinde de korunduğunu göstermiştir. Bu doğrultuda, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri kapsamında proaktif davranışların desteklenmesine yönelik yapılandırılmış programların yaygınlaştırılması önerilmektedir. Ayrıca farklı okul türleri ve yaş gruplarında programın etkililiğini test eden ileri düzey araştırmaların yapılması alan yazına önemli katkılar sunabilir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okul Yöneticilerinin Örgütsel Narsisizm Algıları ile Glokal Liderlik Davranış Düzeyleri Arasındaki İlişki </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87805</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87805</guid>
      <author>Merve BAKIRŞefika Şule ERÇETİN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Bu araştırmada, okul yöneticilerinin algılarına göre eğitim örgütlerinde örgütsel narsisizm ile glokal liderlik davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama deseni çerçevesinde tasarlanmış ve 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Afyonkarahisar il merkezindeki kamu ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında görev yapan 110 okul yöneticisi örneklem olarak belirlenmiştir. Veri toplama araçları olarak Hamedoğlu ve Potas (2012) tarafından geliştirilen “Örgütsel Narsisizm Ölçeği” ile Erçetin, Potas, Açıkalın ve Kısa (2011) tarafından geliştirilen “Çok Boyutlu Glokal Liderlik Ölçeği” ile demografik bilgi formu kullanılmıştır. Analizler sonucunda, okul yöneticilerinin örgütsel narsisizm algılarının glokal liderlik davranışlarının yaklaşık %19’unu açıkladığı belirlenmiş; cinsiyet, eğitim durumu, okul kademesi ve mesleki kıdem gibi demografik değişkenler genellikle anlamlı farklılık göstermemiş, ancak yaş ve mesleki kıdem bazı alt boyutlarda etkili olmuştur. Glokal liderlik davranışlarını en anlamlı biçimde yordayan örgütsel narsisizm boyutu ise “onaylanma ve kabul görme isteği” olarak tespit edilmiştir. Bulgular, eğitim örgütlerinde glokal liderlik davranışlarının yalnızca narsisizmle değil, farklı bireysel ve örgütsel faktörlerle de şekillendiğini ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN FİZİKSEL AKTİVİTEYE KATILIM MOTİVASYONU İLE KATILIM ENGELLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86955</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86955</guid>
      <author>Muhsin DURANDiyar TEKCE   ,Mehmet AYDOĞAN   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, üniversite öğrencilerinin fiziksel aktiviteye katılım motivasyonları ile fiziksel aktiviteye katılımı engelleyen faktörleri incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada Fiziksel Aktiviteye Katılım Motivasyonu Ölçeği (FAKMÖ) ile Fiziksel Aktivite Engelleri Ölçeği (FAEÖ) kullanılmış; veriler bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA ve Pearson korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular, cinsiyet değişkenine göre FAKMÖ toplam puanı ve alt boyutlarında anlamlı bir farklılık olmadığını göstermiştir. Benzer şekilde, öğrencilerin öğrenim gördükleri bölümlere göre motivasyon düzeylerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Zararlı madde kullanım durumuna göre motivasyonun “nedensizlik” alt boyutunda anlamlı farklılık bulunurken, motivasyon toplam puanında anlamlı bir fark belirlenmemiştir. FAEÖ açısından cinsiyet ve bölüm değişkenlerine göre kişisel, sosyal çevre, fiziksel çevre ve toplam engel puanlarında anlamlı farklılık görülmemiştir. Buna karşın zararlı madde kullanım durumuna göre kişisel engeller ve toplam engel puanlarında anlamlı farklılık saptanmış, fiziksel çevre engellerinde ise sınır düzeyde farklılaşma gözlenmiştir. Ayrıca FAEÖ toplam puanı ile FAKMÖ toplam puanı arasında anlamlı ve negatif yönlü orta düzey ilişki bulunmuştur (r=-0.382; p&lt;0.01). Sonuçlar, fiziksel aktivite engelleri arttıkça katılım motivasyonunun azaldığını göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>IRAK TÜRKMENLERİNİN  AĞIZLARI BAZI ALT GRUPLARA AYRILABİLİR Mİ?</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86633</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86633</guid>
      <author>Önder SAATÇİ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Makalede öncelikle Irak Türkmenlerinin geçmişi ve yerleşim alanlarına kısaca değinilmiş, Irak’ta Türk dilinin Azerbaycan Türkçesi ile ilgisi üzerinde durulmuş, Türkologların bu konulardaki görüşleri özetlenmiş, Irak Türkmen ağızlarının (ITA) sınıflandırılmasıyla ilgili bir çalışmaya yer verilmiştir. Sonrasında Irak Türkmen ağızlarında /ŋ/’nin, önceleri /n/ ve /g/ olarak ayrıştığı, sonra g&gt;w ve n&gt;y değişmeleriyle bölgede iki ağız grubunun oluştuğu belirtilmiş, bu ana ağız gruplarının hangi dil unsurlarında belirginleştiği örneklerle gösterilmiştir. Makalede daha sonra, özellikle zamir kökenli teklik ikinci kişi ekinin, çeşitli y ağızlarındaki görünümleri incelenerek karşılaştırılan ağızlarda iki farklı şeklin (-sAn / -sAy) varlığı tespit edilmiştir. Bunlardan -sAy şeklinin yalnızca fiil çekimlerinde değil, ek fiilin geniş ve şimdiki zaman çekimlerinde de gözlendiği tespit edilmiştir. Makalede -sAy şeklinin iyelik teklik ve çokluk ikinci kişi eklerinin bünyesindeki /y/ ünsüzünün analoji etkisiyle oluştuğu, bu analoji etkisinin en fazla hâkim olduğu Telâfer, Tuzhurmatı ve Reşidiye ağızlarının y ağızlarının bir alt grubunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET DEVRİNDE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN FİKRİ DÖNÜŞÜMÜ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80104</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80104</guid>
      <author>Özlem SEYHAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Aydınlanma çağında ortaya çıkan milliyetçilik akımıyla her milletin özgür, bağımsız ve insani şartlarda yaşamasının gerekliliği kabul edilmiştir. Bu anlayış tüm dünyada kabul görürken, ayrılıkçı faaliyetlerin de teşvik edicisi olmuştur. Osmanlı Devleti gibi çok uluslu yapıya sahip devletler milliyetçiliğin gücü ile başa çıkamayarak topraklarının ve nüfusunun büyük çoğunluğunu kaybetmiştir. Bu ortam içerisinde canlanan Türk milliyetçiliği Türk milletinin yararını gözetmek, Türklüğe hizmet etmek, ülkeyi kalkındırmak, dünyada çağdaş ve ileri bir yer edinmek hedefine odaklanmıştır. II. Meşrutiyetten itibaren aktif ve teşkilatlı çalışmalarda bulunan milliyetçiler yeniliklerin, inkılapların öncüsü olmuş, cumhuriyetin ilk yıllarında inkılâpların kabul görüp, yeni rejimin sağlamlaştırılmasında etkin bir rol oynamışlardır. Ancak milliyetçilerin her devirde aynı şekilde ile hareket ettiğini söylemek mümkün değildir. Öyle ki II. Dünya Savaşı yıllarında milliyetçilik daha katı bir ırk anlayışı üzerine inşa edilerek Ziya Gökalp’in sınırlarını çizdiği milliyet algısından kısmen uzaklaşmıştır. Yine Demokrat Parti döneminde dini ve manevi değerlere verilen önem öncekilere oranla son derece artmış, milliyetçiliğin temel taşı olarak İslamiyet görülmüştür. DP dönemini sonlandıran 27 Mayıs darbesi ise bu yaklaşımları tersine çevirerek Atatürkçülüğün, ilke ve inkılâpların büyük bir tutkuyla sahiplenilmesine yol açmıştır. Bu çalışmada Türk milliyetçiğinin dönemlere ve şartlara göre geçirdiği dönüşüm rasyonel bir yaklaşımla karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>II. DÜNYA SAVAŞI DÖNEMİNDE TÜRKİYE'DE HARP EKONOMİSİ UYGULAMALARI VE HARP EKONOMİSİ DAİRESİ’NİN KURUMSAL YAPILANMASI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81815</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81815</guid>
      <author>Onur SEMİZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Bu çalışma, II. Dünya Savaşı yıllarında savaş ekonomisi uygulamalarının yönetimi ve kurumsallaşmasını ele almaktadır. Ayrıca savaş döneminde Türkiye’de uygulanan bazı savaş ekonomisi faaliyetlerine değindikten sonra harp ekonomisi uygulamalarının kurumsallaşmasına odaklanmaktadır. Doküman incelemesi ve alanyazın incelemeleri yöntemleriyle elde edilen veriler, tarih metodolojisi kapsamında değerlendirilmiştir. Bu kapsamda çalışmanın en önemli kaynak grubunun arşiv kayıtları, resmi yayınlar ve dönemin basını olduğunu söylemek mümkündür. Araştırma neticesinde II. Dünya Savaşı sürecinin Türkiye’yi özellikle ekonomik açıdan olumsuz etkilediği, savaş koşullarına bağlı olarak askeri noktada alınan önlemlerin üretim-tüketim dengesini bozduğu, dönem içerisinde fırsatçılık yapmak isteyen kişilerle ciddi mücadelelere girişildiği tespit edilmiştir. Ancak sürecin devamında savaş ekonomisi uygulamalarında önemli değişikliklerinde yaşandığı gözlemlenmiştir. Aynı zamanda şartların giderek daha zor bir hal almasının da etkisiyle savaş ekonomisi uygulamalarının kurumsallaşmasının öneminin kavrandığı ve buna yönelik adımların atıldığı anlaşılmıştır. Hem savaş yıllarının hem de savaş sonrası dönemin daha iyi organize edilmesi ve savaş ekonomisi uygulamalarının getirdiği olumsuzlukların etkisini azaltmak maksadıyla Harp Ekonomisi Dairesi’nin kurulduğu görülmüştür. Avrupa örneklerinden yola çıkılarak kurulan bu kurum, özellikle 1942 yılından sonraki süreçte savaş ekonomisi uygulamalarının yönetimi konusunda en yetkili kurum olarak dikkat çekmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞGAL ALTINDAKİ İSTANBUL’DA “EMSALSİZ BİR DÜĞÜN”</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81817</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81817</guid>
      <author>Nilgün Nurhan KARA</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Osmanlı Devleti’nin Mondros Mütarekesini imzalamasının sonrasında bütün yurtta işgaller başlamıştı. Bu durum karşısında Türk milleti, I. Dünya savaşında olduğu gibi Millî Mücadele yıllarında da evlatlarını cepheye göndererek ordunun insan kaynağını karşılamıştır. Bu sebeple ülke genelinde nüfus azalmış, bu durum ağırlıklı olarak başta Anadolu olmak üzere İstanbul’da da kendisini daha fazla hissettirmiştir. Anadolu’da nüfusun azalmasına yol açan diğer bir sebep de pek çok gencin başlık, ağırlık gibi anane ve gelenek olarak telâkki edilen uygulama ve düğün masrafları yüzünden evlenmekte zorluk yaşamasıdır. Evliliklerin azalmasıyla birlikte nüfus artış oranlarında da belirgin düşüşler yaşanmıştır. Bu sebeple yurt çapında gençlerin evlenmelerini kolaylaştırmak amacıyla Evlendirme Cemiyetleri kurularak mülkî idare amirlerinden ve zenginlerden yardım toplanmaya başlanmıştır. Bu günlerde İstanbul’da Bin Bir Gece Masallarını aratmayan bir düğün yapılması basında haber konusu olduğu görülmektedir. Bu makalede ele alınan konu, 1922 yılı Ocak ayında İstanbul'da gerçekleşen ve Vakit Gazetesi tarafından haberleştirilerek "emsalsiz bir düğün" olarak tanımlanan bir düğündür. İstanbul’un varlıklı ailelerinden Sakatatçı Sami Raşid Bey’in oğlu için düzenlemiş olduğu bu emsalsiz düğün töreni haberi şehirde yankı uyandırmış ve basına da yansımıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Düğün merasimine ilişkin olarak gelen misafirlerin kullandıkları araçların türü ve miktarı, misafirlerin sayısı, ikram edilen yemek listesi, yakılan odun ve mum miktarına kadar pek çok detayın gündeme getirildiği görülmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ayrıca düğün sahibinin hayırseverliğine vurgu yapılırken diğer yandan dönem şartları gereği Hilal-i Ahmer ve Millî Mücadeleye ihtiyaç duyulan desteğe dikkat çekilmektedir. Bu çalışmada, işgal altındaki İstanbul şehrinde yapılan düğün ile ilgili mevcut bilgiler, haberi konu eden Vakit gazetesi nüshaları, kitap ve makaleler nitel araştırma yöntemiyle değerlendirilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE'DE MATBAACILIĞIN GELİŞİMİ VE KİTAP YAYINLARININ KONUSAL DAĞILIMININ SOSYO-KÜLTÜREL ETKİLERİ: 1950-1960 DÖNEMİ ÜZERİNE TARİHSEL-BİBLİYOMETRİK BİR İNCELEME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87720</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87720</guid>
      <author>Serap KURT KAYSERİLİ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Matbaacılığın tarihi kökenleri Uzak Doğu’ya, özellikle 8. yüzyıl Japonya’sına kadar gitmektedir. İmparatoriçe Shotoku’nun Budist metinleri bastırmasıyla modern baskı tekniğine benzer ilk örnekler ortaya çıkmıştır. 11. yüzyılda Çinli Pi Sheng’in porselen harflerle gerçekleştirdiği baskı yöntemi, matbaanın gelişiminde dönüm noktası olmuş; bu yenilik Uygurlara geçerek 9. yüzyıldan itibaren Türk dünyasında da kullanılmaya başlanmıştır. Avrupa’da ise 15. yüzyılda Gutenberg’in matbaayı geliştirmesiyle okuryazarlık oranı artmış, Rönesans ve Reform gibi büyük dönüşümler hız kazanmıştır. Osmanlı Devleti’nde 1726’da İbrahim Müteferrika’nın kurduğu matbaa ile başlayan süreç, II. Mahmud döneminde Takvimhâne-i âmire’nin kuruluşuyla kurumsallaşmış; 19. yüzyıldan itibaren vilayet matbaalarının açılmasıyla yaygınlaşmıştır. Cumhuriyet döneminde ise 1936’daki Birinci Türk Neşriyat Kongresi ve 1940 sonrası “Dünya Edebiyatından Tercümeler Serisi” gibi girişimler, Türkiye’de yayıncılığın modernleşmesinde önemli kilometre taşları olmuştur. Bu makalenin amacı, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 1950-1960 dönemine ait matbaa sayıları ve kitap yayın verilerinden yararlanarak bibliyometrik bir analiz sunmaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemi kapsamında tarihî araştırma yöntemlerinden yararlanılarak bibliyometrik analiz teknikleriyle yürütülmüştür. Veri toplama sürecinde Cumhuriyet Arşivi, dönemin gazeteleri ve TÜİK yıllıkları incelenmiş; elde edilen veriler tasnif edilerek sosyo-kültürel eğilimler bağlamında değerlendirilmiştir. Ayrıca dünya ve Türkiye matbaacılığına dair literatür taranarak tarihsel süreklilik ve değişim ilişkileri ortaya konulmuştur. Analiz sonuçları, 1950-1960 döneminde Türkiye’de matbaa sayılarının iki katın üzerinde artarak 547’den 1258’e yükseldiğini göstermektedir. Kitap yayınlarında ise sosyal bilimler, edebiyat ve dinî yayınların belirgin biçimde artması, dönemin toplumsal çoğullaşma sürecini ve kültürel dinamizmini yansıtmaktadır. Bununla birlikte, Demokrat Parti’nin ilerleyen yıllarda basına yönelik kısıtlayıcı düzenlemeleri, modernleşme ve ifade özgürlüğü arasındaki gerilimi de gözler önüne sermektedir. Genel olarak bu dönem, Türkiye’de matbaacılığın yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda ekonomik, ideolojik ve kültürel dönüşümün bir aracı olarak işlev gördüğü bir süreçtir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LITERARY NARRATIVE OF YILDIRIM BAYEZID AND TIMUR IN THE CONTEXT OF THE BATTLE OF ANKARA IN VERSE OTTOMAN CHRONICLES</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87689</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87689</guid>
      <author>Mustafa Yasin BAŞÇETİN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: black;"&gt;Manzum Osmanlı kronikleri, tarih ve edebiyat alanlarının kesişim noktasında yer alan eserlerdir. Bu eserler içerik bakımından tarihî, anlatım bakımından ise edebî nitelikler taşımaktadırlar. Bu eserlerde tarihsel gerçeklik, edebî bir söylem içinde ve estetik bir kurguyla sunulmaktadır. Osmanlı döneminde çok sayıda manzum tarih eseri kaleme alınmıştır. Bu çalışma, manzum Osmanlı kroniklerinde Yıldırım Bayezid (ö. 805/1403) ile Timur (ö. 807/1405)’un Ankara Savaşı bağlamındaki temsillerini, edebî ifade biçimleri üzerinden tahlil etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, söz konusu şahsiyetlerin ve hadisenin teşbih, mecaz ve metaforik anlatımlarla nasıl inşa edildiği incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş olup Yıldırım Bayezid ve Timur’un Ankara Savaşı etrafındaki temsiline dair Ahmedî (ö. 815/1412-13), Kemal (d.880/1475), Enverî (ö. 585/1189), Mevlânâ îsâ, Hadîdî (ö. 937/1530’dan sonra), Şemsî Paşa (ö. 988/1580), Seyyid Lokman (ö. 1010/1601’den sonra), Hasîb Efendi (ö. 1166/1752-53) ve Mehmed Cemîl gibi şair-tarihçilerin manzum kronikleri, edebî tasvir ve ifadeler açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Yıldırım Bayezid’in olumlu sıfatlarla yüceltilerek idealize edildiğini, gazâ ideolojisi çerçevesinde meşrulaştırıldığını ve dinî bir otorite olarak tavsif edildiğini göstermektedir. Timur’un güç, savaşçılık ve cihangirlik nitelikleri zaman zaman teslim edilse de onu fitne, zulüm ve yıkımın simgesi olarak sunan olumsuz beyitlerin manzum kroniklerde belirgin çoğunlukta olduğu görülmüştür. Ayrıca, Timur’un askerlerinin hayvansal teşbihler ve tahkir unsurlarıyla aşağılandığı tasvirler de yaygındır. Ankara Savaşı, şiddetin yanı sıra bozgun, ihanet ve çözülmenin yanı sıra ilahi takdir söyleminin eşliğinde aktarılmış ve Osmanlı Devleti için bir kırılma anı olarak betimlenmiştir. Bu yönüyle çalışma, edebî anlatımla tarihsel gerçeklik arasındaki ilişkiye özgün bir katkı sunmakta, manzum Osmanlı kroniklerinin disiplinlerarası değerlendirmelere açık tarihî ve edebî kaynaklar olduğunu ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYETÇİLİĞİN İKİ YÜZÜ: NEO-ATİNA VE NEO-ROMA GELENEKLERİNDE SİYASAL KATILIM VE ÖZGÜRLÜK İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87898</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87898</guid>
      <author>Adem ÇELİKAykut AYKUTALP  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, iki farklı cumhuriyetçilik akımının siyasal katılım ve özgürlük arasındaki ilişkiyi okuma biçimlerini, birincil ve ikincil kaynaklara dayalı nitel ve karşılaştırmalı analiz yöntemiyle incelemektedir. Bu akımlardan biri Pettit, Skinner ve Viroli’nin temsilciliğini yaptığı neo-Roma cumhuriyetçiliği; diğeri ise Arendt, Taylor, Sandel gibi isimlerin temsil ettiği neo-Atina cumhuriyetçiliğidir. Neo-Roma cumhuriyetçileri tahakkümsüzlük olarak özgürlük biçiminde tanımladıkları, negatif özgürlüğün bir alt türü olan bireysel özgürlüğe dayalı bir cumhuriyeti savunurlar. Bu geleneğe göre siyasal katılım, bireysel özgürlüğü korumaya olanak sağlayan bir araçtır. Buna karşın Arendt özelinde incelenen neo-Atina cumhuriyetçileri siyasal katılım, eylem ve özgürlük arasında içsel ve zorunlu bir ilişki olduğunu savunurlar. Onlara göre cumhuriyet, yurttaşların eşitleriyle birlikte ortak sorunlarını tartışmalarına ve kendilerini yönetecek yasalara karar vermelerine olanak sağlayacak bir özyönetim formudur. Bu bakımdan, insanın siyasal potansiyellerini açığa çıkarabileceği eylem araçlarının varlığından hareketle pozitif bir özgürlük anlayışı benimser. Çalışma, iki cumhuriyetçilik arasındaki en önemli farkın siyasal katılım ve özgürlük arasındaki ilişkiyi okuma biçimlerinde yattığını savunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇALIŞMA BARIŞININ İŞVEREN VE İŞÇİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76913</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76913</guid>
      <author>Burcu ARISOY</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: #1f1f1f;"&gt;Bu çalışma emek piyasalarında uzlaşının nasıl olabileceğine dair öngörülerde bulunarak literatüre ve çalışma hayatına katkı sağlaması bakımından önemlidir. Çalışma Türkiye emek piyasalarında yer alan işverenlerin/işçilerin ne beklediğini ortaya koymak, uyumlu, karşılıklı beklentilerin karşılandığı, barışçıl, daha verimli çalışma hayatının yaratılmasına katkı sağlamak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. 10 işçi 10 işveren ile görüşülmüştür. Yarı yapılandırılmış görüşme formu ile yaklaşık 25-30 dakikalık görüşmeler yapılmıştır. İçerik analizi yöntemi ile veriler analiz edilmiştir. Ücretin satınalma gücü &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;hem işverenler hem işçiler tarafından yertersiz bulunmuştur. İşçilerin enflasyona karşı korunmalarını sağlayan ücret politikaları önerilebilir. İşverenlerin vasıflı yetişmiş, işini sahiplenen işçileri bulmada zorluk çektikleri, işçilerin motivasyonlarının düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Bu noktada adil, şeffaf katılımcı, doğru işe doğru kişi yerleştiren, mevcut çalışanlarına değer veren, esnek çalışma modeline dayalı insan kaynakları yönetim politikalarının oluşturulması ve uygulanması önerilebilir. Ekonomik gelişmelerle ilişkili olan emek piyasalarında tarafların karşılıklı samimiyet, anlayış, uzlaşı, dialog iletişim ile de çalışma hayatında barışın sağlanmansın mümkün olduğu söylenebilir&lt;span style="color: black;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ’NDE OSMANLI’DA SOSYO-İKTİSADÎ VE ADLİ BİR SORUN OLARAK HAYVAN HIRSIZLIĞI (1908-1914)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88073</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88073</guid>
      <author>Edip UZUNDAL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;II. Meşrutiyet Dönemi’nde (1908-1914) Osmanlı taşrasında hayvan hırsızlığı en yaygın suçlardan biriydi. Bu suç yalnızca adlî bir mesele değil, köylünün geçimini tehdit eden ciddi bir sosyo-iktisadî sorun hâline gelmişti. Meşrutiyet’in ilanından sonra çıkarılan genel af, jandarma teşkilatının yetersizliği ve sınır bölgelerinde artan kaçakçılık olayları bu suçu yaygınlaştırdı. Göçmen nüfusun yol açtığı asayiş problemleri ve cezaların caydırıcı olmaması da hayvan hırsızlığını ülke genelinde sıradan bir olgu hâline getirdi. Dönemin taşra raporları ve gazeteleri köylünün uğradığı mağduriyeti açık biçimde yansıtırken, Meclis-i Mebusan tutanaklarında da konunun yoğun bir şekilde gündeme geldiği görülmektedir. Bu bağlamda, hayvan hırsızlığını önlemeye yönelik idarî ve hukukî tedbir arayışları neticesinde 1913 yılında “Hayvan Sirkatinin Men’i Hakkında Kanun-ı Muvakkat” yürürlüğe konulmuş; ilmühaber zorunluluğu, iz takibinde kefaletî tazmin, sürgün ve tutukluluk usulü gibi uygulamalarla suçun önlenmesi hedeflenmiştir. Arşiv belgeleri, basın kaynakları ve meclis zabıtları üzerinden yürütülen bu çalışma, hayvan hırsızlığının II. Meşrutiyet Dönemi Osmanlı kırsalındaki yaygınlığını, toplumsal yansımalarını ve devletin müdahale kapasitesini analiz ederek sorunun tarihsel ve kurumsal boyutuna ışık tutmaktadır. Bulgular, hayvan hırsızlığı meselesinin sadece adlî değil, aynı zamanda güvenlikle, mülkiyetle ve kırsal iktisadî sürdürülebilirlikle doğrudan ilişkili bir kamu düzeni problemi olduğunu ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUŞAKLAR ARASI MÜZİKAL HAFIZANIN OLUŞUMUNDA AİLENİN ROLÜ: TÜRK HALK MÜZİĞİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89042</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89042</guid>
      <author>Emrah UÇAR</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, kuşaklar arası müzikal hafızanın oluşumunda ailenin belirleyici rolünü Türk Halk Müziği (THM) bağlamında incelemektedir. Bireyin müzikal kimliğinin ve ses davranışlarının erken yaşlarda şekillendiği kabulünden hareketle, araştırmada aile; kültürel, duygusal ve işitsel birincil sosyalizasyon alanı olarak ele alınmıştır. Nitel araştırma yöntemi doğrultusunda literatür taraması ve belge incelemesi teknikleri kullanılmış; aile sosyolojisi, müzik psikolojisi, sözlü kültür ve THM icrası üzerine yapılan çalışmalar sistematik biçimde değerlendirilmiştir. Bulgular, erken dönem işitsel maruziyetin bireyin müzikal hafızasının temelini oluşturduğunu; yöresel ağız, artikülasyon, tavır ve repertuvar ediniminin büyük ölçüde aile içi etkileşim yoluyla gerçekleştiğini göstermektedir. Özellikle bozlak, hoyrat, uzun hava ve Harput müziği gibi bölgesel icra geleneklerinde, aile üyelerinin çocuk için doğal birer “ilk usta” işlevi gördüğü ve usta&amp;ndash;çırak benzeri bir aktarım modelinin kendiliğinden oluştuğu görülmektedir. Ayrıca ailede duyulan türkülerin, duygusal bağlamlarla birleşerek kolektif bir müzikal hafıza oluşturduğu; bu hafızanın bireyin yetişkinlikteki icra karakterini ve ses kimliğini belirgin biçimde etkilediği ortaya konmuştur. Sonuç olarak çalışma, aileyi THM icra geleneğinin sürdürülebilirliği için vazgeçilmez bir kültürel taşıyıcı ve müzikal kimliğin oluştuğu temel yapı olarak konumlandırmaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CABO VERDE: SÖMÜRGEDEN CUMHURİYETE BATI AFRİKA ÜLKESİNİN ANATOMİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87030</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87030</guid>
      <author>Figen AYDIN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black; mso-color-alt: windowtext; background: white; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;20. yüzyıl bağımsızlık hareketleri içerisinde Portekiz sömürge imparatorluğundan bağımsızlığını elde eden batı Afrika ülkesi Cabo Verde, bugün Cumhuriyet ile yönetilmekte ve ekonomik kalkınmasını sürdürmektedir. Başlattığı gerilla savaşıyla birlikte diplomatik tanınırlık gayretleri, bir devletin sadece savaş ile bağımsızlığını kazanamayacağını göstermektedir. Küresel geçiş süreçlerinde konjonktürden faydalanan ve diplomatik ferasetin katkısıyla bağımsızlık elde eden ülke, Afrika siyasi tarihinin önemli bir parçasını teşkil etmektedir. Çalışma, Cabo Verde’nin sömürgeleşmeden kurtulma sürecini ifade etmekte ve sömürgeleşmenin ardından bağımsızlığa; sonrasında ise demokrasiye geçiş sürecine odaklanmaktadır. Bununla birlikte Cabo Verde ekonomisi ve kalkınma politikaları çalışma içerisinde izah edilmektedir. Cabo Verde ekonomisinde etkin olan Çin’in, ülkeye yardımları ve Cabo Verde ile olan iş birlikleri ise çalışmanın dikkat çektiği bir diğer noktadır. Zira Afrika kıtası ilişkilerine son on yıllarda hız kazandıran Çin’in, Cabo Verde ile olan ekonomik ilişkileri, dönemin siyasi zemininin üzerine geliştirilmektedir. Sonuçta, bir lider odağında gelişen bağımsızlık hareketlerinin, halk desteğinin varlığıyla anlam kazandığı belirlenmektedir. Devletleşme sürecinin köşe taşı olan ekonomik büyümenin, Cabo Verde gibi küçük ekonomiler için daha büyük anlamlar barındırmakta olduğu ve küresel ekonomilerin odağında olduğu, çalışmanın belirlenen bir diğer çıkarımıdır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VOLKAN GAZETESİ’NDE BATICILIK ELEŞTİRİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89022</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89022</guid>
      <author>Mehmet Zakir SARIKAYA</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu makale, Türk siyasal düşüncesinde modernleşme sürecine yönelik muhafazakâr muhalefetin erken ve çarpıcı örneklerinden birini, İkinci Meşrutiyet döneminde yayımlanan Volkan gazetesi üzerinden incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, Osmanlı Devleti’nin bekasını sağlamak adına zorunlu bir strateji olarak görülen Batılılaşmanın, muhafazakâr çevrelerde nasıl bir kimlik ve meşruiyet krizine yol açtığını ortaya koymaktır. Bu bağlamda makale, Batı’nın bir yandan ulaşılması gereken “muasır medeniyet” seviyesi olarak idealize edilmesi, diğer yandan ise siyasi ve kültürel bir tehdit olarak kodlanmasıyla oluşan ikircikli algıyı analiz etmektedir. Çalışmada, gazete metinleri betimsel analiz ve söylem analizi yöntemleriyle irdelenmiştir. Araştırma bulguları, Volkan gazetesinin Batı medeniyetine karşı mutlak bir reddiye geliştirmediğini, ancak seçmeci ve tepkisel bir Batıcılık eleştirisi benimsediğini göstermektedir. Gazete, Batı’nın ilim ve fen alanındaki birikiminin alınmasını savunmakta; bu birikimi tarihsel olarak Asya ve İslam medeniyetine dayandırarak meşrulaştırmaktadır. Buna karşılık Batı’nın ahlaki, hukuki ve siyasi üstünlüğü kesin biçimde reddedilmekte; Avrupa diplomasisi hilekârlık, sömürgecilik ve çıkarcılıkla özdeşleştirilmektedir. Düyun-ı Umumiye İdaresi ise Osmanlı egemenliğini tehdit eden emperyalist bir mekanizma olarak anılmaktadır. Kültürel düzlemde Batılı yaşam tarzı, moda ve eğlence anlayışı “Ahlak-ı Frengiyye” kavramı etrafında ahlaki çöküşün ve toplumsal çözülmenin kaynağı olarak ele alınmıştır. En sert eleştiri hukuk alanında yoğunlaşmış; Batı menşeli kanunların milletin ruhuna aykırı olduğu ve yıkımı hızlandırdığı savunulmuştur. Gazete, kurtuluşu Şeriat-ı Garra’nın mutlak hâkimiyetinde temellenen bir hukuk düzeninde görmüştür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZEL EĞİTİM MESLEK OKULLARININ EĞİTİM ÇERÇEVELERİNİN E-KPSS İLE UYUMUNUN ARAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80624</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80624</guid>
      <author>Furkan KILIÇHacer ÇELİK </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımlarının ve ekonomik bağımsızlıklarının desteklenmesi, sosyal adaletin sağlanması ve yaşam kalitelerinin artırılması açısından önem taşımaktadır. Bu bağlamda özel eğitim meslek okulları, engelli bireylerin mesleki beceriler kazanmaları ve istihdam süreçlerine hazırlanmalarında önemli bir işlev üstlenmektedir. Bu&amp;nbsp;araştırmanın hedefi, özel eğitim meslek&amp;nbsp;okullarında sunulan eğitimin yapısı ile&amp;nbsp;Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı (E-KPSS)&amp;nbsp;arasındaki eşleşmenin boyutunu belirlemektir.&amp;nbsp;Çalışmada,&amp;nbsp;nitel araştırma&amp;nbsp;yaklaşımlarından biri olan&amp;nbsp;doküman&amp;nbsp;incelemesi metodu tercih edilmiş; Millî Eğitim&amp;nbsp;Bakanlığınca basılan&amp;nbsp;özel meslek okulu&amp;nbsp;ders programları, E-KPSS'ye dair yönergeler, ilgili&amp;nbsp;yasal düzenlemeler&amp;nbsp;ve&amp;nbsp;bu konudaki bilimsel çalışmalar düzenli bir biçimde ele alınmıştır. İncelenen veriler, amaç, içerik ve uyum ölçütleri temel alınarak sınıflandırılmış ve dokümanlar arası karşılaştırmalı analiz gerçekleştirilmiştir. Analiz sonucunda, eğitim çerçevesi ile E-KPSS içerikleri arasında ders kazanımları&amp;ndash;sınav konu başlıkları, ölçülen bilişsel beceri düzeyleri ve genel kültür&amp;ndash;genel yetenek alanları açısından çeşitli uyumsuzluklar tespit edilmiştir. Bu uyumsuzlukların, özel eğitim meslek okulu mezunlarının kamu istihdamına geçiş süreçlerini olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Bulgular doğrultusunda, eğitim müfredatının E-KPSS ölçütleriyle daha uyumlu hâle getirilmesine ve öğrencilerin sınav başarısını destekleyici uygulamaların geliştirilmesine yönelik öneriler sunulmuştur&lt;span style="color: black;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN GÜÇLENDİRME ÖLÇEĞİ GÜVENİRLİK VE GEÇERLİK ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81404</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81404</guid>
      <author>Abdurrahman  KAYAServet ATİK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, öğretmen güçlendirmeye yönelik öğretmen algılarını belirlemek amacıyla güvenilir ve geçerli bir ölçek geliştirmek için yapılmıştır. Ölçme aracının geliştirilme&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt; süreci öncesinde ayrıntılı alanyazın taraması&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yapılmıştır&lt;span style="color: black;"&gt;. İkinci adım olarak eğitim yönetimi alanında uzman (Doç. Dr) olan 8 kişinin görüşüne başvurularak taslak ölçek oluşturulmuştur. Daha sonra formun yapı geçerliliğini ortaya koymak için 2024-25 Öğretim yılında dokuz ilde; okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kademelerinde görev yapan 382 öğretmenden toplanan veriler üzerinde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Açımlayıcı Faktör Analizine (AFA)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;yapılmıştır. Çalışma sonucunda ölçeğin 33 madde, “mesleki destek”,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“mesleki etkililik” ve “psikolojik güçlendirme” olmak üzere üç alt boyuttan oluştuğu belirlenmiştir. Faktör yüklerinin .658 ile .920 arasında olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen yapının doğruluğunu ortaya koymak amacıyla yirmi dört farklı ilde; okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kademelerinde görev yapan 295 öğretmenden elde edilen veriler ile Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. Analiz sonucunda ölçeğin üç faktörlü yapısı doğrulanmıştır. Cronbach alfa katsayısının .979 ve Kaiser-Meyer-Olkin Ölçüm (KMO) değerinin ise ,969 olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen tüm bulgular sonucunda ölçeğin öğretmen güçlendirme çalışmaları/araştırmaları için &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;uygulanabilir güvenilir ve geçerli bir ölçek olduğu tespit edilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GEÇ ANTİKÇAĞ’DAN ORTA ÇAĞ’A MICHEL LE QUIEN’İN ORIENS CHRISTIANUS ADLI ESERİNDE KYZİKOS KİLİSESİ PİSKOPOS VE METROPOLİTLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88639</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88639</guid>
      <author>Mustafa TÜRK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Propontis’in güney kıyısında konumlanan Kyzikos, Antikçağ’da idari ve dini anlamda bölgenin en önemli kentlerinden biridir. Kent, Amphitiyatro ve Hadrianus Tapınağı gibi barındırdığı pagan geleneğine ait önemli yapıları ile dikkat çekmektedir. Ayrıca Geç Antikçağ’da Hellespontus Eyaleti’nin idari merkezi olmuştur. Bölgenin Asya’dan Avrupa’ya geçiş güzergahında bulunması, 1. yüzyılın ortalarından itibaren Hristiyanlığın bölgede yayılmasını sağlamıştır. Bu yayılımda Paulus’un 2. ve 3. seyahatleri sırasında bölgedeki vaazlarının etkili olduğu belirtilmektedir. Kyzikos’ta ilk kilisenin ne zaman inşa edildiği bilinmemekle birlikte kent, Constantinus’un Hristiyanlığa serbestlik tanımasının ardından gerçekleştirilen dini örgütlenmede Hellespontus Eyaleti’nin metropolitlik merkezi haline gelmiştir. Kentteki kilise, Nikaia Konsili’nde Asia Eyaletinin dinsel merkezi olan Ephesos Kilisesi’ne, Khalkedon Konsili’nde ise Constantinopolis Kilisesi’ne bağlanmıştır. Bu tarihten 1922 yılına kadar da kentin metropolitlik unvanı devam etmiştir. Geç Antikçağ’ın Hristiyan kaynakları; Constantinopolis Kilisesi’ne bağlı kentlerin ve bu kentlerdeki kiliselerde görev yapmış olan din adamlarının isimlerini aktarmaktadır. Söz konusu kaynaklar kullanılarak, 18. yüzyıldan bu yana özellikle batıda çeşitli yayınlar yapılmıştır. Bu çalışma ise Latince olarak kaleme alınmış olan Michel Le Quien’in “Oriens Christianus: In Quatuor Patriarchatus Digestus: Quo Exhibentur Ecclesiae, Patriarchae, Caeterique Praesules Totius Orientis” adlı eserini temel alarak 3. yüzyıldan, 1054 yılındaki bölünmeye kadar Kyzikos’ta görev yapmış piskopos ve metropolitler hakkındaki bilgileri derlemeyi amaçlamaktadır. Bu derleme aynı zamanda Kyzikos Kilisesi’nin Hristiyanlık içerisinde yaşanan tartışmalardaki rolü konusuna da katkı yapacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Shirin Neshat’ın Eserlerinde Feminizm ve Sanatın Uyumluğu: De Beauvoir'in Feminist Teorisi ile Shirin Neshat’ın Fotoğraf Çalışmalarının Karşılaştırmalı İncelenmesi</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77061</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77061</guid>
      <author>Sonia LOTFI</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;21. yüzyılın başlarından itibaren, kadının toplumdaki konumu ve kadına yönelik baskılar, bakış açıalrı ve görüşleri sanat camiası ve sanat teorisyenleri arasında odak noktası haline gelmesiyle birlikte yeni bir harekettin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu bağlamda Simone de Beauvoir'ın “İkinci Seks” başlıklı bir kitap yazarak dünyanın Feminist lideri haline gelerek ortaya koyduğu fikirler ve varoluşçu teorileriyle Feminist teorisinin zirveye ulşamasına neden oldu. Bu sayede feminist teorinin gelişmesiyle birlikte kadın sanatçılar, sanat tarihinde kadının konumu, kadın ve erkek sanatçıların eserleri arasındaki farklar ve aynı zamanda günümüzün farklı kadın sanatçıları gibi konularda sorular sorarak sanatsal pratiklerine yön vermelerine neden oldular. Ortaya çıkan bu nedenler sayesinde dünya Çağdaş bir sanatçı olarak Şirin Neshat şu anda bu hareketin zirvesinde durmasıyla ve yansıttığı fikirleriyle birlikte de Beauvoir'nın düşüncesinden uzak olmadığı görülmektedir. Simone de Beauvoir'ın fikir ve kavramları Şirin Neshat'ın sanat eseri olarak yarattığı imgeler üzerinde ne ölçüde etkili olmuştur? Bu iki bakış açısı arasında anlamlı bir kavramsal bağlantı var mı? makalenin problemini oluşturmaktadır. Bu araştırmada, Simone de Beauvoir'ın ifadeleri arasındaki benzerlikleri bulmak amacıyla kütüphane belgeleri ve Şirin Neshat'ın görsel sanatlar eserine başvurularak karşılaştırmalı bir çalışma yapılmıştır. Simone de Beauvoir'ın varoluşçu teorilerini takip ederek, kadınlar ve onların toplumdaki konumları hakkında eleştirel ve feminist bir bakış açısını sürdürdüğü sonucuna varılmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BERLINDE DE BRUYCKERE’NİN SANATINDA BEDENİN TEMSİLİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88857</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88857</guid>
      <author>Gülay KARAKUŞFırat ENGİN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Bireyin evrenle diyaloğunda bedenin temsil biçimi çok katmanlı bir yapı arz eder. İnsanlık tarihi boyunca yaşamın ve sanatıntemel imgelerinden biriolan beden, mağara resimlerindeki av sahnelerinden günümüz sanatına kadar hem ifade aracı hem de anlam üretim alanı olmuştur. Beden, yalnızca anatomik bir gerçekliğin değil aynı zamanda toplumsal değerlerin, inanç sistemlerinin ve ideolojilerin de yansımasıdır. Bireyin yaşamdaki varoluş biçimine dair bir gösterge olması, bedeni sanatın alanına dâhil eder. Bu makalenin amacı, günümüz sanatının önemli isimlerinden Berlinde de Bruyckere’nin sanatında bedenin temsiline yönelik estetik, felsefi ve sembolik yaklaşımları incelemektir. Makale, sanatçının beden, kırılganlık, ölüm, acı ve dönüşüm temaları etrafında şekillenen üretim pratiğini çözümlemeyi hedefler. Makale, De Bruyckere’nin 1990’lardan günümüze kadar ürettiği heykel ve enstalasyonları kapsamaktadır. Sanatçı, bedeni bireysel deneyim ve kolektif hafızayı birbirine bağlayan bir mekân olarak yeniden yapılandırır. Araştırmanın bulgularına göre De Bruyckere, bedeni yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil, acı, merhamet, kırılganlık ve hafıza arasında salınan bir varoluş alanı olarak temsil etmektedir. Sanatçının deformasyona uğramış, anonimleştirilmiş figürleri, tarihsel travmalara ve insanın varoluşsal kırılganlığına işaret eder. De Bruyckere’nin sanatı, çağdaş sanat içerisinde bedenin temsilini estetik bir biçim olmaktan çıkarıp etik, varoluşsal ve toplumsal bir sorgulama alanına dönüştürür. Böylece sanatçı, bedeni hem bireysel hem de evrensel bir anlatının taşıyıcısı haline getirir. Çalışmada betimsel analiz ve görsel çözümleme yöntemleri kullanılmış; eserler, ikonografik ve semiyotik bağlamda incelenmiştir. Analiz süreci boyunca sanatçının kullandığı malzeme, biçim ve tematik tekrarlar, &lt;span style="mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Maurice Halbwachs’ın “kolektif bellek”, Julia Kristeva’nın “abject” kavramları yanı sıra&lt;/span&gt;Merleau-Ponty’nin beden fenomenolojisi yaklaşımıyla ilişkilendirilmiştir. Analiz verileri, sanatçının sergi görselleri, röportajları, eleştirel metinleri ve eser görsellerinden elde edilmiştir. Görsel ve yazılı veriler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş; malzeme, form ve anlam arasındaki ilişkiler çözümlenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİJİTAL FOLKLORUN KORKU KÜLTÜRÜYLE BULUŞMASI: HASAN ADA “TERK EDİLMİŞ MEKÂNLAR” YOUTUBE KANALI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86999</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86999</guid>
      <author>Mutlu ÖZGEN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, dijital platformlarda yeni medya alanlarından biri hâline gelen terk edilmiş mekânların, görsel içerikler aracılığıyla nasıl temsil edildiğini ve bu temsillerin kültürel hafıza, mekânsal deneyim ve kolektif anlatı üretimiyle ilişkisini incelemektedir. Araştırma kapsamında, YouTube platformunda “Hasan Ada” kullanıcı adıyla içerik üreten bir dijital anlatıcının “Terk Edilmiş Mekânlar” başlıklı video serisi temel alınmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen ve en yüksek etkileşim oranına sahip 10 video, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde incelenmiştir. Veri toplama sürecinde videoların görsel içerikleri, anlatı yapıları ve kullanıcı yorumları birlikte değerlendirilmiş; analiz aşamasında içerik analizi, anlatı çözümlemesi ve netnografik yöntemlerden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular, terk edilmiş mekânların yalnızca fiziksel boşluklar olarak değil, aynı zamanda dijital ortamda yeniden anlamlandırılan kültürel hafıza alanları olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Metruk hâle gelmiş hastaneler, sanatoryumlar, köşkler, köyler ve kutsal mekânlar; korku, gizem ve merak ekseninde şekillenen anlatılar aracılığıyla dijital folklorun bir parçası hâline gelmektedir. Kullanıcı etkileşimleri ise bireysel tanıklıkların kolektif hafızaya dönüşümünü görünür kılmaktadır. Sonuç olarak, terk edilmiş mekânların dijital ortamda “hafıza mekânı” olarak yeniden üretildiği ve yeni anlatı biçimleriyle kültürel dolaşıma girdiği tespit edilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ NESİL LGS SORULARINA İLİŞKİN ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ ALGILARI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88808</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88808</guid>
      <author>Ömer PEKTAŞ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu araştırmanın amacı, öğretmen ve öğrencilerin yeni nesil (LGS) sorularına ilişkin algılarını metaforlar yoluyla ortaya koymaktır. Nitel araştırma desenlerinden olgu bilim yöntemiyle yürütülen araştırmada veriler, 250 ortaokul 8. sınıf öğrencisi ile 36 öğretmenden toplanmıştır. Araştırma verileri “Yeni nesil sorular&amp;hellip;&amp;hellip; gibidir/benzer; çünkü &amp;hellip;&amp;hellip;..” ifadesinin yer aldığı bir form dağıtılarak toplanmıştır. Verilerin analizinden ulaşılan sonuçlara göre, öğretmen ve öğrenciler, yeni nesil LGS sorularını güç olarak algılamakta ve bu soruların çözümünde üst düzey düşünme becerilerine ihtiyaç olduğunu düşünmektedirler. Buna göre yeni nesil LGS sorularının öğrencileri 21. yüzyıla hazırlama niteliğine sahip olduğu değerlendirilebilir. Büyük oranda benzer olmakla birlikte, öğrencilerin yeni nesil LGS sorularına yönelik algıları duygusal bağlamda, öğretmenlerden ayrışmaktadır. Bu ayrışmanın, LGS’ye ait beklenti, rol ve yükümlülüklere bağlı olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca araştırmadan elde edilen başka bir bulgu da, öğretmen ve öğrencilerin yeni nesil LGS sorularına yönelik algılarını ifade den metaforların, günlük yaşamda aşina olunan nesne, olgu ve olaylara ilişkili olmasıdır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İBRAHİM TÛKÂN’IN DİRENİŞ ŞİİRLERİ ÜZERİNE EDEBÎ VE TEMATİK BİR TAHLİL</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88180</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88180</guid>
      <author>Hüseyin POLAT</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, Filistin’deki işgale karşı direniş ve mücadelenin öncülerinden biri olan İbrâhîm Tûkân’ın doğup yaşadığı dönem, tahsili, edebî çalışmaları, görevleri, yakalandığı hastalık ve vefatından bahsedildikten sonra Tûkân’ın direniş şiirlerine yoğunlaşan yorumlayıcı-nitel bir edebiyat incelemesidir. Bir asrı aşkın bir süredir Filistinliler, işgale karşı mücadele ederken Filistinli edebiyatçılar da edebî kabiliyetleriyle, maruz kaldıkları zulme karşı mücadeleye destek vermeye çalışmışlardır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Onlar da şiirleri, romanları ve konuşmalarıyla işgalle mücadeleyi anlatmaya çalışmışlardır. Filistin’de direnişin sacayaklarından birinin edebiyat olduğu ve Filistin direnişinde “kelam, kalem ve kılıc”ın birlikte hareket ettiğini, Filistinli edebiyatçıların direnişin fikrî ve manevî cephesini oluşturdukları ortaya konulmuştur. Şairin yetiştiği entelektüel ortam ve İngiliz mandası altında şekillenen tarihsel-siyasal bağlam ele alınarak şiirleri söyleten sosyolojik-siyasî zemin ortaya konulmuştur. Tûkân’ın direniş temalı şiirleri amaçlı örnekleme ile seçilmiş ve metinler iki düzlemde incelenmiştir: (i) Edebî düzlemde dil, üslup, retorik stratejiler, imge dünyası ve belâgat unsurları incelenmiş; (ii) tematik düzlemde vatan, işgal, direniş, şehadet, gençlik, ihanet ve umut temaları yorumlanmıştır. Sadece topraklarını çalmakla kalmayıp kimliklerini de ortadan kaldırmaya çalışan işgalcilere karşı konuşmayı ve yazmayı güçlü bir silah olarak kullanan Filistinli edebiyatçılar, kendi söz ve kalemleriyle direnişe destek sağlamışlardır. Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olan Filistin, 1917 yılında İngilizler tarafından işgal edilince ülkelerinin büyük bir tehdit altında olduğunu gören Filistinli edebiyatçılar, yazdıkları edebî eserlerle işgale karşı seslerini yükseltmeye çalışmışlardır. İbrâhîm Tûkân’ın, hayatı boyunca işgale karşı çıktığı, kısa ömrüne rağmen şiirlerindeki güçlü diliyle işgalcilere zorluklar yaşattığı ve direnişin Filistinliler tarafından benimsenmesine katkıda bulunduğu, şiirleriyle izah edilmeye çalışılmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite Öğrencilerinde Aile Uyumu ve Empati İlişkisinin İncelenmesi</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82803</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82803</guid>
      <author>İhsan KUTLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Aile insanların bireysel nitelikteki özelliklerini de şekillendiren en önemli olgulardan biridir. Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinde aile uyumu ve empatinin sosyodemografik değişkenlere göre farklılıklarının incelenmesi ve bununla birlikte bu iki değişken arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Çalışma için nicel araştırma yapılmış olup anket yoluyla veri toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Çevrimiçi ortamda oluşturulmuş olan anket öğrencilere ulaştırılmış ve 561 kişinin verisi ile analiz gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın veri toplama aracında sosyodemografik soruların yanı sıra “Toronto Empati Ölçeği” ve “Aile Uyumu Ölçeği” yer almıştır. Anketlerin sonuçları istatistik programına aktarılarak betimleyici analizler, korelasyon analizleri, fark testleri (t-testi, ANOVA gibi) ve kümeleme analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda empati puanlarında kadınların skorları daha yüksek çıkmışken; aile uyumunda erkeklerin, yüksek gelir grubundaki kişilerin, hanesinde daha az birey bulunan öğrencilerin ve çekirdek aile tipindeki aileye sahip olan öğrencilerin puanları daha yüksek çıkmıştır. Öğrencilerin empati ve aile uyumu puanları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Son olarak öğrenciler aile uyumu ve empati puanları kullanılarak üç kümeye ayrılmıştır. Bu gruplar; (1) yüksek aile uyumu ve empatiye sahip olanlar, (2) yüksek aile uyumu düşük empatiye sahip olanlar, (3) düşük aile uyumu orta düzeyde empatiye sahip olanlar şeklinde gruplanmıştır. Sonuç olarak empati ve aile uyumunun etkileşimli bir yapı sergilediği ve bu iki olgunun bir arada değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PAZARLAMANIN TARİHSEL EVRİMİ: ANTİK DÖNEM PAZARLAMADAN PAZARLAMA 5.0’A</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87900</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87900</guid>
      <author>Nazan KORUCUK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, pazarlama disiplininin tarihsel gelişimini ve farklı dönemlerde geçirdiği dönüşümleri bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır. Pazarlamanın kökeni antik dönemdeki basit değiş-tokuş faaliyetlerine kadar uzanmakta, ancak zaman içinde ekonomik, toplumsal, kültürel ve teknolojik faktörlerin etkisiyle sürekli bir evrim geçirdiği görülmektedir. Araştırma kapsamında nitel yöntem çerçevesinde literatür taraması yapılmış; pazarlamanın antik dönemden günümüzün dijital ve yapay zekâ destekli dönemine kadar geçirdiği değişim süreçleri incelenmiştir. Sanayi Devrimi ile birlikte üretim odaklı yaklaşımlar ön plana çıkmış, tüketici bu dönemde pasif bir konumda kalmıştır. 20. yüzyılın ortalarından itibaren rekabetin artması ve pazarın doygunluk noktasına ulaşmasıyla işletmeler, tüketiciyi merkeze alan stratejilere yönelmiştir. Pazarlama 2.0 döneminde tüketici odaklılık, 3.0 döneminde ise değer ve anlam arayışı ön plana çıkmıştır. Bu süreç, markaların toplumsal sorumluluk, etik değerler ve sürdürülebilirlik ilkelerini benimsemelerine yol açmıştır. 4.0 döneminde dijitalleşme ve etkileşim temelli yaklaşımlar pazarlamayı iki yönlü bir iletişim sürecine dönüştürürken, günümüz Pazarlama 5.0 anlayışı insan zekâsı ile yapay zekânın entegrasyonuna dayalı, kişiselleştirilmiş ve etik temelli bir yapıya evrilmiştir. Elde edilen bulgular, pazarlamanın yalnızca ekonomik faaliyetler bütünü değil; aynı zamanda kültürel, sosyal ve teknolojik gelişmelerin yansıdığı çok boyutlu bir alan olduğunu göstermektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Araştırmanın sonuçları hem akademik çevreler hem de işletmeler için önemli çıkarımlar sunmaktadır. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışmada ulaşılan sonuçlar doğrultusunda hem pazarlama disiplininde akademik araştırmalar yürütenlere hem de pazarlama süreçlerinde karar alıcılara/yöneticilere yönelik öneriler sunulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Yetişkinlerde COVID-19 Korkusu ile Psikolojik Durum Arasındaki İlişkide Psikolojik Dayanıklılığın Aracı Rolü</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88499</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88499</guid>
      <author>Özlem ŞENERİrem YÜMLÜ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-weight: bold; mso-no-proof: yes;"&gt;COVID-19 pandemisi, psikolojik iyi oluşu derinden etkilemiştir. Uzaktan eğitim, seyahat yasakları, toplu etkinliklere getirilen kısıtlamalar, iş yerlerinin kapanması ve sokağa çıkma yasakları gibi önlemler günlük yaşamı sekteye uğratmış ve ruhsal yükü artırmıştır. Bu çalışma, yetişkinlerin COVID-19 korkusu ile depresyon, anksiyete ve stres belirtileri arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılığın aracı rol oynayıp oynamadığını incelemiştir. Katılımcılar, kolayda ve kartopu örnekleme yöntemleriyle Türkiye’den çevrim içi olarak ulaşılan 664 yetişkinden (458 kadın, 206 erkek; yaş 18&amp;ndash;65) oluşmaktadır. Veriler, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-42), COVID-19 Korkusu Ölçeği ve Yetişkin Dayanıklılık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Analizlerde t-testi, ANOVA, Pearson korelasyonları, regresyon ve Hayes’in Process Macro yöntemiyle aracılık analizi uygulanmıştır. COVID-19 korkusunun daha yüksek olması, daha fazla depresyon, anksiyete ve stres ile ilişkili bulunmuş; aynı zamanda daha düşük psikolojik dayanıklılıkla bağlantılı olduğu görülmüştür. Aracılık analizi, psikolojik dayanıklılığın bu ilişkide kısmi aracı rol oynadığını göstermiş ve dayanıklılığın pandemi kaynaklı korkunun ruh sağlığı üzerindeki etkisini tamponladığını düşündürmüştür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kamu Pedagojisi Perspektifinden Japon Eğitim Sisteminde Ahlak Eğitimi: Kültürel Süreklilik ve Değer Aktarımı </title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87819</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87819</guid>
      <author>Gülşen SAYIN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Bu çalışma, Japon eğitim sistemindeki ahlak eğitimini kamu pedagojisi perspektifinden incelemektedir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Japonya, geleneksel değerleri pedagojik süreçlere entegre ederek kültürel süreklilik ile toplumsal dönüşüm arasında bir denge kurmayı hedeflemektedir&lt;span style="color: black;"&gt;. Ahlak eğitimi Japon eğitim sistemi içerisinde farklı biçimlerde yer almaktadır.&amp;nbsp;&lt;em&gt;Doutoku &lt;/em&gt;derslerinde görünür olan bu eğitim; okul kültürü, günlük pratikler ve örtük müfredat aracılığıyla işlev görmektedir. Temizlik görevleri, yemek ritüelleri, okul kulüpleri, toplu etkinlikler ve yerel festivaller gibi faaliyetler, öğrencilerin sosyal sorumluluk, kültürel duyarlılık ve demokratik katılım becerilerini geliştirmektedir. Çalışma, doküman analizi yoluyla yürütülmüş teorik bir araştırmadır. Kamu pedagojisi çerçevesinde ahlak eğitimi, yalnızca bireysel karakter gelişimine değil, aynı zamanda etik bilinç oluşturulmasına ve demokratik katılım kültürünün güçlendirilmesine katkıda bulunmaktadır. Bu model, Dewey’in deneyimsel öğrenme kuramı ve Bandura’nın sosyal öğrenme kuramı ile örtüşmektedir; çünkü değerlerin doğrudan öğretim yerine gözlem, deneyim ve kültürel aktarım yoluyla edinilmesini vurgulamaktadır. Bununla birlikte, oldukça merkeziyetçi değerlendirme mekanizmaları, kurumsal özerklik eksikliği ve ahlak eğitiminin milliyetçi söylemler tarafından araçsallaştırılma riski gibi zorluklar da mevcuttur. Sonuç olarak Japon eğitim deneyimi, kamu pedagojisinin kuramsal ilkelerinin kültürel bağlamla yaratıcı biçimde nasıl sentezlenebileceğini gösteren özgün bir model sunmaktadır. Okullar, öğrencileri yalnızca sınıf içinde değil, aynı zamanda sınıf dışındaki yaşamlarında da takip eden, onların bütün yaşantılarını kapsayan bütüncül bir eğitim süreci tasarlamışlardır. Bu yaklaşım, ahlak eğitimini sosyal, kültürel ve eğitsel boyutları bütünleştiren güçlü bir pedagojik araç olarak konumlandırmakta; kültürün sürdürülebilirliğine ve saygılı bireylerin yetişmesine önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİŞİL GÜÇ KARŞISINDA ERKEKLİK KRİZİ: KAN TURALI SENDROMU</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89164</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89164</guid>
      <author>Çetin YILDIZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"&gt;Halk anlatıları, bireyin psikolojik dünyasında biriken çeşitli korku, istek, çatışma ve bastırılmış duygular ile toplumun sosyal ve kültürel yaşantısı çerçevesinde oluşturduğu sosyolojik gerilimlerin, toplumsal tepkilerin çeşitli semboller aracılığıyla anlatıldığı metinlerdir. Bu metinler, toplumsal ve bireysel değerlerin yeniden üretilmesine, üretilmiş olanın da meşrulaştırılmasına imkân tanır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu çalışmada, &lt;em&gt;Dede Korkut Kitabı&lt;/em&gt;’ndaki Kan Turalı Boyu esas alınarak ataerkil toplumun erkeğe yüklediği roller ile bu rollerin sarsılması sonucunda ortaya çıkan erkeklik krizinin anlatı düzeyinde incelenmesi amaçlanmaktadır. Ataerkil toplum yapısı erkek kimliğini güç, koruyuculuk, üstünlük ve iktidar gibi nitelikler üzerinden kurgulamaktadır. Bu niteliklerin kaybı veya kadın karakter tarafından aşılması erkeklik krizine neden olmaktadır. Nitel araştırma metodunun kullanıldığı çalışmada Kan Turalı Boyu ve çalışmadaki çözümlemeyi destekleyen diğer metinler, toplumsal cinsiyet ve erkeklik çalışmaları bağlamında değerlendirilmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Çalışmada Selcen Hatun’un fiziksel ve zihinsel üstünlüğü karşısında Kan Turalı’nın yaşadığı erkeklik krizi “Kan Turalı Sendromu” kavramı ile ifade edilmiştir. Böylece Batı merkezli kuramsal yaklaşımların doğrudan aktarılması yerine, Türk anlatı geleneği içindeki kültürel dinamikler esas alınarak erkeklik krizinin yerel bağlamda kavramsallaştırılması hedeflenmektedir. Kan Turalı örneği üzerinden geliştirilen bu değerlendirme, Türk halk anlatılarında toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ve erkeklik inşasının nasıl kurulduğunu ve yeniden üretildiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Medya Araçlarında Romantik ilişki İnançlarının ve Kendini Sabote Etme Davranışlarının İncelenmesi: Madame Bovary Örneği</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81588</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81588</guid>
      <author>Pakize URFALI DADANDIGökçe SANCAK AYDIN   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="tr" style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Medyanın romantik ilişkilerde gerçekçi olmayan inançları güçlendirmedeki belirleyici ve &lt;/span&gt;&lt;span lang="tr" style="font-size: 10.0pt;"&gt;etkin&lt;span style="color: black;"&gt; rolü dikkat çekicidir. Edebi eserler de birer medya aracı olarak uzun yıllardır &lt;/span&gt;bireyleri&lt;span style="color: black;"&gt; etkilemektedir. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda, edebiyat tarihi içinde önemli bir yeri olan Gustave Flaubert’in “Madame Bovary” adlı eseri mevcut çalışmada medya unsurlarına bir örnek olarak incelenmiştir. Bu çalışmada “&lt;/span&gt;Madame&lt;span style="color: black;"&gt; Bovary” adlı eser, Yerleştirme Teorisi ve Sosyal Öğrenme Teorisi bağlamında romantik ilişki inançları ve ilişkide kendini sabotaj kavramları açısından ele alınmıştır. Eser, araştırmacılar tarafından doküman incelemesi yoluyla ince. Analizler yapılırken öncelikle eser romantik ilişki inançları ve kendini &lt;/span&gt;sabotajla&lt;span style="color: black;"&gt; ilgili teorik bilgiler ışığında betimsel analiz ve içerik analizine başvurularak &lt;/span&gt;incelenmiştir&lt;span style="color: black;"&gt;. Ardından metin içi alıntılarla bu analizler desteklenmiştir. Analiz sonuçlarına göre eserin ana karakteri Emma Bovary’nin ilişkilerinde kendini sabote etme davranışına dair ilgili alan yazında belirtilen on iki özelliğin tamamını taşıdığı tespit edilirken, romantik ilişki inançlarına yönelik de ayrıntılı bilgiler sunulmuştur. Çalışmanın bulguları, medyanın romantik ilişkiler hakkında gerçekçi olmayan inançları beslemedeki rolü ışığında tartışılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NDE E-OYLAMA PRATİKLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82463</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82463</guid>
      <author>Kaan KARADUMAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;E-oylama kavramı günümüz dünyasında devletlerin ve seçmenlerin oylama pratiklerini kolaylaştıran ve aynı zamanda katılımcı demokrasi anlayışını güçlendiren bir tekniktir. E-oylama tekniği sayesinde zamandan, mekândan ve maliyetlerden tasarruf edilmiş olunur. Günümüz dünyasında birçok devlet zaman zaman e-oylama tekniğini kullanmaktadır. E-oylama tekniğini kullanan önde gelen devletlerden biri ise Amerika Birleşik Devletleri’dir. Amerika Birleşik Devletleri seçimlerini elektronik makineler aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Bu makineler yaygın olarak &lt;span style="mso-no-proof: yes;"&gt;Doğrudan Kayıtlı Elektronik (DRE) makineleri ile Optik Tarama Makineleri’dir. Bu bağlamda çalışmamızda Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulanan e-oylama pratikleri incelenmiştir. Sonuç itibarıyla oylama sisteminin güvenlik açısından çeşitli tehditleri barındırdığı ve teknik anlamda ise oylama sırasında hatalarla karşı karşıya kalındığı görülmüştür. Örneğin seçim sonuçlarının sıklıkla dış ülkelerce çarpıtıldığı öne sürülmektedir. Diğer yandan sistemin kolayca hacklenebilme potansiyeli bulunmaktadır. Buna ek olarak optik okuyucular zaman zaman hatalı sonuçlar vermektedirler. Ancak düzenli aralıklarla yapılacak iyileştirmeler ve iyileştirmelere yönelik düzenlenecek yasalar dezavantajları da ortadan kaldıracaktır. E-oylamanın günümüz demokrasi ve katılım kavramları çerçevesinde önemi düşünüldüğünde onun sağlayacağı maddi yararlardan vazgeçmek doğru olmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MESNEVÎ’DEN MODERN ROMANA BAKIŞ AÇISI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88268</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88268</guid>
      <author>Sema ORUÇ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Roman sanatında yapıyı oluşturan unsurlar arasında yer alan bakış açısı; olay örgüsü, şahıs kadrosu, mekân, zaman ve dil ve üslup unsurlarının şekillendiren temel unsurdur. Bakış açısı bir anlatma problemidir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kim nereden, ne zaman, nasıl bakıyor? Anlatıcının ait olduğu dünya ve kültürel kimliği, anlatma düzeyini oluşturur. Bütün bunlar onun kullandığı dil dizgelerini de etkiler. Hâkim bakış açısında anlatıcı tanrısal bir konumundadır ve kahramanların niyet ve eylemlerini bilmektedir. Kendisi objektif olmak adına romanın dünyasından elini çekmiştir ve roman kahramanlarıyla arasına mesafe koymuştur. Dış anlatıcı konumundadır. Romanın kahramanlarıyla arasında kinaye mesafesi vardır. Kahraman anlatıcı bakış açısında ise iç anlatıcı söz konusudur. Yani roman kahramanlarından birisi anlatma görevini üstlenmiştir. Bunun için objektif olma şansı yoktur. Her iki anlatıcının kullandığı dil dizgeleri pozisyonları gereği çok farklıdır. Hâkim bakış açısında üçüncü tekil bir dil kullanılırken, kahraman anlatıcı bakış açısında birinci tekil bir dil kullanılır. Postmodernist romanlarda ise anlatıcının roman içerisindeki etkinliğini kırmak düşüncesi hâkimdir. Bu nedenle belirsizlik ve karnavallaşma bu romanların önemli özellikleri arasındadır. Amaçları mevcut dilin düzenini alt üst etmektir. Bu anlatma eksenlerinden hâkim bakış açısı ile resim sanatındaki Kartezyen perspektif düşüncesi arasında benzerlik ilişkisi bir hayli fazladır. Çalışmada Mevlânâ’nın on üçüncü yüzyılda yazdığı bir hikâyeden yola çıkarak romandaki bakış açısıyla perspektif düşüncesi arasındaki benzerlik ilişkisi üzerinde durulacaktır. Her iki anlayışa göre bakış açısı/bakış yeri/perspektif değiştikçe varlığın görüntüsü, yapıyı oluşturan unsurlar (olay örgüsü, zaman, mekân, şahıs kadrosu) ve dil değişmektedir. Kısacası bakış açısı bir anlatma problemidir ve anlatının temelini dil ve üslup oluşturmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ DİJİTAL OKURYAZARLIK ÖZ-YETERLİLİK DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86608</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86608</guid>
      <author>Sema TANGÜLÜAyşe BİRHANLI   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;Bu çalışmada, fen bilgisi öğretmen adaylarının dijital okuryazarlık öz-yeterlilik düzeyleri incelenmiştir. Araştırmada ayrıca öğretmen adaylarının cinsiyet, sınıf düzeyi, bilgisayara erişim olanakları, mezun oldukları lise türü, anne-baba eğitim durumu ile üniversite öncesinde yaşadıkları yerleşim biriminin, dijital okuryazarlık öz-yeterlilik düzeyleri üzerindeki istatistiksel anlamlılığı değerlendirilmiştir. Dijital okuryazarlık öz-yeterlilik düzeylerinin belirlenmesinde, kişisel bilgi formu ile Ocak ve Karakuş (2018) tarafından geliştirilen “Öğretmen Adaylarının Dijital Okuryazarlık Öz-Yeterlilik Ölçeği” (ÖADOÖÖ) kullanılmıştır. Ölçeğin Cronbach-Alpha iç tutarlılık katsayısı 0.93 olarak hesaplanmış olup bu değer ölçeğin yüksek güvenirlik düzeyine sahip olduğunu göstermektedir. Araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma grubu 2023-2024 eğitim-öğretim yılında İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği programında öğrenim gören 169 öğretmen adayından oluşmaktadır. Elde edilen veriler, SPSS 26.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, öğretmen adaylarının dijital okuryazarlık öz-yeterlilik seviyelerinin genel olarak düşük olduğu belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda cinsiyet, sınıf düzeyi, anne-baba eğitim durumu ve mezun olunan lise türü gibi değişkenler açısından anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Ancak, üniversite öncesinde şehirde yaşayanlar ile &lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;bilgisayara erişim olanağı bulunmayan &lt;/span&gt;bireylerin dijital okuryazarlık öz-yeterlilik düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SPORUN RUMİNASYON ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87557</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87557</guid>
      <author>Semra KUVATFatih Mehmet UĞURLU  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Günümüzde, önceki dönemlere nazaran psikolojik durumlara ilgi ve ihtiyaç artmaya başlamıştır. Bu durum beraberinde depresyon, kaygı, ruminasyon vb. kavramların da yaygınlaşmaya başlamasına neden olmuştur. Ruminasyon, kişinin makul fikirler veya hisler üzerinde düzenli olarak durması, sürekli aynı konuyu muhakeme etmesi ve bu düşüncelerden kurtulamaması halini belirtir. Ruminasyon ekseriyetle olumsuz vakalar veya hisler üzerinde durur ve böylelikle kişinin fikirleri işlemesini, çıkar yolu bulmasını güçleştirir. Bu olay endişe, bunalım ve stres gibi ruhsal sıkıntıların çoğalmasına sebep olabilir, bireyin işlevselliğini ve yaşam kalitesini azaltabilir. Ruminasyon modern hayatın etkilerinden biri olarak görülmektedir. Yapılan gözlemler sonucunda, ruminasyon iyiden iyiye insan hayatını olumsuz etkilediği gözlemlenmiştir. Durum bu kadar karmaşık ve olumsuz olunca, bu durumdan kurtulmak için çeşitli yöntemler denenmiştir. Bu yöntemler arasında spor, fiziksel aktivite, egzersiz vb. sportif falaliyetler de vardır. Spor ve fiziksel aktivite, yalnızca fiziksel sağlığı değil ruh sağlığını korunması ve düzeltilmesi açısından da önem arz etmektedir. Spor, bireyin iyilik halini bir bütün olarak destekler. Bu derlemenin amacı; sporun ruminasyon üzerindeki etkilerini incelemek ve fiziksel aktivitenin ruminasyonun azaltıcı etkilerini literatür ışığında ele almaktır. Ayrıca bu derlemede, sporun ruminasyon üzerindeki etkileri, sporun fonksiyonları, spor ve sağlık ilişkisi, sporun psikolojik yönden etkileri tartışılmıştır. Bunun yanısıra bu çalışma anlatı (geleneksel) türünde yazılmış bir derleme çeşididir. Alan ve tarih sınırlandırması yapılmadan geniş bir çerçeveden incelenerek, spor ve ruminasyon ile ilgili yapılan çalışmalar değerlendirilmiştir. Sonuç olarak spor, ruminatif düşünce döngüsünü azaltacak ve psikolojik sağlamlığı arttıracak etkili bir araçtır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Düzenli fiziksel aktivite olumsuz düşünceleri azalttığı görülmüştür. Ruh sağlığıyla alakalı yapılan çalışmalar sporun iyileştirmeye yardımcı etkisinin olduğunu, bilişsel esnekliği arttırdığını ortaya koymuştur. Bu çalışma ayrıca geçmişte yapılmış olan çalışmaları ele alarak ve bu çalışmalardan elde edilen sonuçları inceleyerek, gelecek araştırmalara bir referans oluşturmayı da amaçlamıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MAARİF MODELİNE GÖRE HAZIRLANMIŞ ORTAOKUL 5. SINIF TÜRKÇE DERS KİTAPLARINDAKİ HİKÂYE TÜRÜ METİNLERDE DEĞERLER</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86767</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86767</guid>
      <author>Çiğdem ÇAM TÜRKAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Değerler, bireylere toplumsal yaşamda anlam üretme, sorumluluk bilinci geliştirme ve iletişim kurma becerilerinde belirleyici bir rol üstlenmektedir. Maarif Modeli’ne göre hazırlanmış ders kitapları öğrencilere kazandıracakları değerler ile öğrencilerin bilişsel gelişimlerinin yanı sıra toplumsal duyarlılık, empati ve sorumluluk bilinci kazanmalarını gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bu araştırmada 5. sınıf Türkçe ders kitaplarında bulunan hikâyelerde geçen değerleri tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırmamızda Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından 2024 Maarif Modeline göre hazırlanan 5. sınıf Türkçe 1. ve 2. ders kitapları çalışma materyali olarak kullanılmıştır. Araştırmamızda 5. sınıf Türkçe ders kitaplarındaki 8 hikâye incelenmiştir. Araştırmamız nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman incelemesi ile desenlenmiştir. Araştırma verileri MEB 2024 erdem-değer-eylem çerçevesi ve yaşayan değerler dikkate alınarak araştırmacı tarafından oluşturulan değerler formu ile toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin analizinde betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre 5. sınıf Türkçe ders kitaplaında 29 değerin 89 kez tekrar ettiği belirlenmiştir. 5 sınıf Türkçe ders kitaplarındaki hikâye türü metinlerde; sevgi (12), sorumluluk (10) ve vatanseverlik (7) değerlerinin ilk üçte yer aldığı görülmüştür. İncelenen hikâyelerde bazı değerlerin hiç işlenmediği, tema ve metinlerdeki değer dağılımının da yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen temalar, kitaplardaki metinlerin öğrencilerin duygusal, sosyal, toplumsal ve bireysel gelişimlerini destekleyen çok boyutlu değerler içerdiğini göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rusya’nın Suriye’deki Askeri Üsleri: Jeopolitik ve Stratejik Etkiler</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81288</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81288</guid>
      <author>Burcu ÖZDEMİRFahri ERENEL </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; color: black;"&gt;Rusya’nın Ortadoğu’daki askeri stratejisi, bölgesel güç dinamikleri ile küresel jeopolitik çıkarların kesişiminde gelişmiş olup, uzun süredir devam eden tarihsel bir yönelimin devamını temsil etmektedir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki etkisini dengelemek amacıyla Suriye gibi stratejik ortaklarla askeri ittifaklar kurarak Doğu Akdeniz’de bir nüfuz alanı oluşturmuştur. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın bölgesel varlığı önemli ölçüde azalmıştır; ancak 2000’li yılların başlarından itibaren Rusya, çok kutuplu bir dünya düzeni çerçevesinde Ortadoğu’ya yeniden yönelmiş ve 2015 yılında Suriye İç Savaşı’na doğrudan müdahale ederek askeri varlığını kalıcı bir stratejik dayanağa dönüştürmüştür. Bu bağlamda, Tartus Deniz Üssü ve Hmeymim Hava Üssü yalnızca Rusya’nın bölgesel askeri kapasitesinin dayanak noktaları haline gelmemiş, aynı zamanda Doğu Akdeniz ve Afrika’daki stratejik projeksiyonunu destekleyen kritik lojistik merkezler olmuştur. 2024 yılında Suriye’de meydana gelen rejim değişikliği, Rusya’nın bölgedeki askeri varlığının devamı açısından belirsizlikler ve stratejik riskler doğurmuştur. Ortadoğu’daki hızla değişen siyasi ve askeri dinamikler nedeniyle, bu analiz kapsamı Mart 2025’e kadar olan gelişmelerle sınırlıdır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-04-05</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


