






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of History School, Yıl 2019 Sayı XLI</title>
    <link>https://johschool.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=798</link>
    <description>Journal of History School</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>&lt;p&gt;Asos Yayınları&lt;br /&gt; Kızılay Mahallesi, Fevzi Çakmak-2 Sk. No:37/1, 06420 Çankaya/Ankara&lt;br /&gt; &lt;a href="https://www.asosyayinlari.com/dergilerimiz.html" target="_blank"&gt;https://www.asosyayinlari.com/&lt;/a&gt;</generator>
    <item>
      <title>BUCAKTAN İLÇEYE DÖNÜŞTÜRÜLME SONRASINDA YENİ İLÇELERİN İDARİ YAPI VE NÜFUSUNDAKİ DEĞİŞİMLER: ERDEMLİ İLÇESİ ÖRNEĞİ (1954-1980)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24693</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24693</guid>
      <author>Bilal TUNÇ</author>
      <description>Bu çalışmada, Akdeniz Bölgesi’nin kıyısında ve Mersin’in batısında yer alan Erdemli ilçesinde Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar idari alandaki düzenlemelerle nüfusun tarihsel gelişimi, şehirsel ve kırsal nüfus, cinsiyet ve yaş yapısı, göçler, eğitim, nüfusun ekonomik sektörlere bölünüşü, yoğunluğu ve dağılışı üzerinde durulmaktadır. Bilindiği üzere, Akdeniz Bölgesi’nin alan bakımından büyük şehirlerinden olan Mersin’in ilçelerinden birisi olan Erdemli, tarih boyunca Kizuvatnalılar zamanından başlayarak sırasıyla Hitit, Frig, Asur, Eski Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı uygarlıklarına ev sahipliği yapmış olması nedeniyle çok zengin tarihi ve kültürel varlıkları barındırmaktadır. Böylesine önemli olan yerleşim alanında tarih boyunca idari alanda birçok düzenlemeler yapılmış ve bu durum doğal olarak nüfusu da etkilemiştir. Bilhassa Cumhuriyet döneminde idarî alandaki düzenlemelere bağlı olarak Erdemli’nin nahiye ve köylerinin statülerinde birtakım değişikliklerin ve yeniliklerin yapılması zorunlu hale gelmiştir. Bu durum, doğal olarak nüfus artış hızını da etkilemiştir. Bu eser başta arşiv kayıtları, Resmî Gazete ve TÜİK verileri olmak üzere; araştırma ve inceleme eserlerinden yararlanılarak oluşturulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AVLONYALI İSMAİL KEMAL BEY’İN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ 1912-1914</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24781</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24781</guid>
      <author>İhsan Burak BİRECİKLİ</author>
      <description>Bir Osmanlı devlet adamı olan Avlonyalı İsmail Kemal (1847-1919), II. Abdülhamid ve Meşrutiyet dönemlerinin önemli Arnavut milliyetçilerinden biridir. O yaşamını siyasi faaliyetlerle geçirdi ve bazı Avrupa şehirlerini gezerek Batılı diplomatlarla görüşmeler yaptı. 1912 yılında I. Balkan Savaşı patlak verdiği sırada İsmail Kemal, Arnavutluk’un bağımsızlığını Avlonya’da ilan etti. 20 Aralık 1912’de Londra’da toplanan Büyükelçiler Konferansı, Arnavutluk’u yönetmek üzere bir Uluslararası Denetim Komisyonu kurdu. İsmail Kemal 22 Ocak 1914 tarihinde hükümet başkanlığından istifa ettirilerek ülke yönetimini bu uluslararası komisyona bıraktı. Sonra İtalya, Barselona ve Fransa’da bir sürgün hayatı yaşadı ve İtalya’da vefat etti. Bu çalışmada İsmail Kemal’in 1912-1914 yıllarındaki Arnavutluk’un bağımsızlığı ile ilgili mücadelesi incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>II. DÜNYA SAVAŞI’NDA TÜRKİSTAN LEJYONU: KURULUŞU, FAALİYETLERİ ve TÜRKİYE’NİN YAKLAŞIMLARI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24959</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24959</guid>
      <author>Mehmet Korkud AYDIN</author>
      <description>	Almanya’nın Polonya’ya saldırısı ile birlikte başlayan II. Dünya Savaşı, Dünya tarihinin o güne kadar gördüğü en şiddetli ve kanlı savaş olmuştur. II. Dünya Savaşının kırılma noktalarından biri de Almanya’nın SSCB’ye karşı savaşması olmuştur. 1941 yılında Almanlarca başlatılan Barbarossa Harekâtı esnasında yaklaşık üç milyon SSCB askeri esir edilmişti. Esir kamplarında hayatta kalma mücadelesi veren esirlerin çoğu, Türksoylu SSCB askerleriydi. Yeni kurulan Alman Doğu Bakanlığı aracılığıyla savaş esirlerinin durumu değerlendirilmiş; özellikle Türksoylu esirlerin durumlarının iyileştirilesi ve Kızılordu’ya karşı savaştırılması için komiteler oluşturulmuştu. SSCB coğrafyasının değişik yerlerinde yaşayan Türk halklarının lideri konumundaki önemli şahsiyetler de bu komitelerde bir araya getirilmişti. Bu kapsamda Mustafa Çokay, Veli Kayyum Han, Alihan Kantemir, Ahmet Temir, Osman Hocaoğlu, Mehmet Emin Buğra, Mehmet Emin Resul-zade ve Cafer Saydahmet gibi lider isimler yoğun bir mesai harcamışlardı. Alman Doğu Bakanlığının kontrolünde yapılan komite çalışmalarıyla savaş esirlerinden Doğu Lejyonları kurulmuş; Türkistan Lejyonu da 1942 yılının Ocak ayında kurulmuştu. Almanlar, bu askeri yapının dışında Azerbaycan, İdil-Ural, Gürcü ve Ermeni Lejyonlarını da oluşturarak Kızılorduya karşı savaştırmışlardı. Mustafa Çokay’ın kısa süre sonra ölümüyle Türkistan Lejyonu için görevlendiren isim Veli Kayyum Han idi. Türk Hükümeti ve kamuoyundaki Türkçü çevreler de bu süreci yakından takip etmiş ve desteklemişlerdi. Türkistan Lejyonu ilk önce Doğu Cephesi’nde Kızıl Ordu ile savaştırılmış, 1943’te de Batı Cephesi’ne kaydırılmıştı. Türkistanlı askerler gerek Doğu Cephesinde Kızıl Ordu ile gerekse Batı Cephesinde Müttefik Kuvvetlerle savaşırken ağır kayıplar vermişlerdi. Almanya’nın savaşı kaybetmesi üzerine ABD ve İngiltere tarafından esir edilen Türksoylu askerler, Sovyetler Birliği’ne teslim edilmiş; Sovyetler Birliği de bu askerleri “Vatan Haini” ilan ederek idâm etmişti. Ayrıca Sovyet rejimi, Almanların işgal ettikleri bölgelerde yaşayan Türk ve Müslüman nüfusun büyük bir bölümünü cezalandırmış, yerinden yurdundan ederek binlerce km. uzaklıkta başka yerlere sürgüne göndermişti. Ancak sürgün işlemleri soykırıma dönüşmüş, çoğu Türksoylu SSCB vatandaşı, gönderildiği yere ulaşmadan hayatını kaybetmişti. Gidebilenler de ağır koşullar içinde hayatta kalma mücadelesi vermiştir. Türkiye ise savaş sonunda ortaya çıkan şartlar gereği, Türksoylu askerlerin idâmlarına ve sürgünlere tepkisiz kalmıştı.	</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEMOKRAT PARTİ’NİN İLK DÖNEMİNDE SOL ALGISINA BİR ÖRNEK; KOMUNİZMİ TEL’İN HAREKETLERİ (1950-1954)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24770</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24770</guid>
      <author>Mehmet Emin ELMACIİlknur SARI</author>
      <description>Türkiye’de, 1950 seçimleri ile iktidara gelen ve muhafazakâr bir dünya görüşüne sahip olan, politikasını bürokrasi karşıtlığı üzerine kurmuş, liberal kapitalizm ve demokrasi söylemi esasları etrafında şekillenmiş olan Demokrat Parti, Amerika ve Rusya ile olan ilişkileri ve bu devletlerin rejimlerine yönelik ideolojik duruşuyla, ülkedeki “sol” algısını etkilemiş ve baskılamıştır. Amerika’nın komünizm ile mücadele fikrini yayması Demokrat Parti’nin komünizm/sol karşıtlığı üzerine kurduğu politikalara yön vermiştir. Bu çerçevede hem elindeki yasal olanakları kullanmak ve hem de basın-yayın yolu ile algı yönetimi yapmak suretiyle “sol” gelişimine ya da bu gelişimin sekteye uğramasına etki etmiştir. DP’nin ilk iktidar dönemi olan 1950-1954 yılları arasında ki siyasi gelişmelere, meclis konuşmalarına, gerek milli eğitim politikalarına, işçi ve sendikalar konusunda ki duruşuna bakıldığında Türkiye komünizm ile en önde mücadele eden ülkelerden biri olmuştur. Dönemin göze çarpan protesto şekillerinden biri “komünizmi tel’in” toplantılarıdır. Tel’in, lanetlemek anlamına gelmektedir. Siyasiler, öğrenci birlikleri, işçiler, sendikalar, diyanet işlerinden, üniversitelere kadar birçok kesimin içinde bulunduğu, basına da yansıyan komünizmi tel’in toplantıları yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>21. YÜZYIL BAŞINDA TÜRKİYE KAZAKİSTAN İLİŞKİLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24651</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24651</guid>
      <author>Mustafa BOSTANCITaner LÜLECİ</author>
      <description>Sovyetler Birliğinin dağılması ile 1991’de bağımsızlığını kazandıktan sonra Kazakistan, uluslararası güç dengesini gözeten ve Nursultan Nazarbayev’in “çok yönlü dış politika” biçiminde tanımladığı bir dış siyaset izlemektedir. Rusya’yı önceliğine alan ve Çin ile de olumlu ilişkilerini devam ettirmek isteyen Kazakistan, aynı zamanda komşu ülkeler ve ABD ve Avrupa Birliği ülkeleriyle de yakın ilişkiler kurmak niyetindedir. Bütün bunların yanında Türkiye de Kazakistan için müttefik ve dost bir ülke konumundadır. Türkiye, Kazakistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkedir. Bu durum, yalnızca diplomatik bir ilişki başlatmanın ötesinde son derece önemli sembolik anlamlar taşıyan bir siyasi girişim olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin bu cesur davranışında uzun yıllardan beri Orta Asya Türklerine duyulan sevgi ve özlemin rolü büyüktü. Maalesef, daha sonraki ilişkilere de bu duygusal yaklaşım damgasını vurmuş, Orta Asya cumhuriyetlerinin kültürel alt yapısını ve mevcut durumunu anlamadan atılan adımlar kalıcı olmamıştır. Dolayısıyla bağımsızlık sonrası gelişen ilişkiler 1993 sonrasında düşüş göstermiş, 2002’den itibaren tekrar yükselişe geçen ilişkiler inişli-çıkışlı bir grafik çizmiştir. Özellikle 2016 sonrası Türkiye’nin Türk Dünyasına ilgisinin artmasında, Orta Doğu politikasında yaşadığı sıkıntılar sebebiyle alternatif coğrafyalara yönelime isteği ve MHP faktörü etkili olmuştur. İki ülke ilişkilerinin gelişmesinde ortak tarihi, kültürel ve manevi bağlar önemli rol oynamıştır. Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra Türkiye ile imzalanan çok sayıdaki anlaşmalarla çeşitli alanlardaki ilişkiler ve işbirliği esasları düzenlenmiştir. İki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin gelişmesine paralel olarak Kazakistan, Türkiye’nin bölgedeki en önemli siyasi ve ekonomik ortaklarından biri haline gelmiştir. Özellikle AK Parti’nin 2002’de iktidara gelmesinden itibaren ilişkiler büyük bir canlılık kazanmıştır. Antalya’da 2006’da yapılan Türk Zirvesi’nde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile işbirliği alanında önemli adımlar atılmıştır. Yine Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in 2009 Ekim ayında Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması ile ilişkiler yeni bir boyuta taşınmıştır. Bu arada belirtmek gerekir ki Nazarbayev, Türk Dünyası liderliğine de oynamaktadır. Ülkesinde Kazak kimliğinin desteklenmesi ve devlet inşası çabasında bulunana Nazarbayev’in kimi icraatlarıyla Atatürk’ü örnek aldığı da söylenebilir. Bu bağlamda okullarda Kazakça dersleri konulmuş, yazılı ve görsel basında belli oranlarda Kazakça yayın yapma mecburiyeti ve bazı devlet görevlerinde atamalarda Kazakça bilmek şartı getirilmiş, buna ilaveten Latin Alfabesine geçiş sağlanmıştır. Öte yandan, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Mayıs 2012’de Kazakistan’a gerçekleştirdiği resmi ziyarette Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi (YDSK) kurulmuş ve Türkiye Kazakistan stratejik ilişkileri kurumsal bir çerçeveye oturtulmuştur. Günümüzde Türkiye ile Kazakistan arasındaki en önde gelen konu, petrol boru hatlarıdır. Türkiye, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan’dan petrol ve doğalgaz ithal etmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin Türk Cumhuriyetlerine yaklaşımının özellikle enerji ve ekonomi merkezli olduğu söylenebilir. Türkiye ile Kazakistan arasındaki ticaret hacmi 2017 yılı Ocak-Eylül döneminde, toplam 2 milyar Dolara yaklaşmıştır. Hedef, ikili ticaret hacminin 10 milyar Dolara yükseltilmesidir. Türkiye ile Kazakistan’ın bölgesel ve uluslararası alandaki işbirliği de süratle gelişmektedir. Avrasya coğrafyasında huzur ve barışın tesis edilmesi için iki ülke öncülüğünde Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi oluşturulmuş; Türk Konseyi’nin ve TÜRKPA’nın kuruluşunda Türkiye ile birlikte Kazakistan önemli rol oynamıştır. Türk Cumhuriyetleri arasındaki kültürel ilişkileri düzenleyen kurum olan TÜRKSOY ise Türk Konseyi’ne bağlıdır. Kazakistan ayrıca Uluslararası Türk Akademisi’ne de ev sahipliği yapmaktadır. Eğitim ve kültür alanındaki işbirliği de iki ülke ilişkilerinin önemli bir boyutunu teşkil etmektedir. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi son derece önemli bir işlev görmektedir. Bu çalışma, Kazakistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin analizini yaparak, AK Parti dönemindeki ilişkilerin gerçek boyutunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Makalede öncelikle, dönemin Türkiye ve Kazakistan’ın dış politikalarının temel özellikleri incelenecek, ardından da Türkiye ile Kazakistan arasındaki siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler özellikle AK Parti Hükümetleri dönemi esas alınarak aydınlatılmaya ve değerlendirilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKTİF TARİH DERSLERİ İÇİN ALTERNATİF UYGULAMALAR: TARİHSEL CANLANDIRMA VE SİMÜLASYON</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24767</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24767</guid>
      <author>Neval AKÇA BERK</author>
      <description>Tarih öğretiminde yapılan çalışmalar; bilginin taşıdığı değerin ve öğrenci deneyimlerinin dikkate alınmasını, öğrencilerin yaşama etkin katılımlarını, doğru karar vermelerini, sorun çözmelerini destekleyici ve geliştirici, tasarlanan sınıf içi ve sınıf dışı faaliyetlerde öğrencilerde yaratıcı, eleştirel, empatik düşünme becerilerinin ve kanıt temelli öğrenmenin ön plana çıktığı bir yaklaşımla hareket etmektedir. Bu yaklaşımla birlikte tarih dersinde her öğrenciye ulaşabilmek için öğrenme-öğretme yöntem ve tekniklerinde tarih dersine özgü çeşitliliğin olması gerekmektedir. Bu nedenle tarih derslerinde uygulanabilecek aktif öğretim yöntemlerinin çeşitlendirilmesi ve zenginleştirilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı tarih derslerinde alternatif uygulama örneği olarak nitelendirilebilecek olan tarihsel canlandırma ve simülasyon uygulamalarını karşılaştırmalı olarak ele almak, benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymaktır. Söz konusu çalışmada simülasyon; bilgisayar ve teknoloji kullanımından çok bir konu üzerinde öğretmen tarafından derlenen kaynaklar aracılığıyla öğrencilerin sınıf içinde aktif bir şekilde yer almalarına olanak sunan bir uygulama olarak ele alınmaktadır. Tarihsel canlandırma ise; tarihi gerçeklik çerçevesinde canlandırılan dönemin tarihi atmosferini oluşturarak, öğrencilerin gerçekleştirilecek önemli bir tarihi olaya tanıklık etmelerini ve bu deneyimi yaşamalarına olanak tanıyan bir uygulama alanı olarak tanımlanmaktadır. Nitel araştırma deseninde tasarlanan bu araştırmada doküman analizi kullanılmış; söz konusu uygulama alanlarına ilişkin alan yazın incelenmiştir. Sonuç olarak tarihsel canlandırma ve simülasyon; uygulama öncesi hazırlık, uygulama sırası ve uygulama sonrası değerlendirilme süreçleri açısından benzer noktaları olmasına rağmen simülasyonun tarihi mekân gerektirmemesi, yapay bir problem durumunun oluşturulması gibi temel noktalarda tarihsel canlandırma uygulamalarından ayrılmaktadır. Eğitim ortamında iyi tasarlanan ve yönlendirilen simülasyon, öğrencilerin belirli kavram ve bilgileri öğrenmesini, karar verme, problem çözme ve örüntü tanıma gibi birçok bilişsel becerinin gelişmesini kolaylaştırabilmektedir. Oysa tarihsel canlandırma uygulamaları süreçte bu bilişsel becerilerin yanında duyuşsal ve psikomotor becerilerin gelişimini de önemsemektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE REFORMU VE TÜRKİYE’YE GÖÇ EDEN ALMAN BİLİM İNSANLARI: ULUSLARARASI GÖÇ BAĞLAMINDA İTİCİ VE ÇEKİCİ UNSURLARi ve Çekici Unsurlar</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24777</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24777</guid>
      <author>Melih GÖRGÜN</author>
      <description>Türkiye için modernleşme hareketlerinin kökenleri oldukça eskiye dayanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle son dönemlerinden itibaren gerçekleştirilen modernleşme girişimleri, en önemli sonuçlarını Cumhuriyet Türkiye’sinde vermiştir. 1933 yılında gerçekleştirilen “Üniversite Reformu” özellikle eğitim alanında bu girişimlerin en önemlilerindendir. &#13;
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki süreçte Almanya’da yaşanan siyasal, ekonomik ve sosyolojik değişimler, orta vadede gerek ülke içinde gerek uluslararası perspektifte oldukça önemli sonuçlar doğurmuştur. Özellikle ırksal nedenlerden ötürü sistemden uzaklaştırılmaya çalışılan Yahudi Alman bilim insanları için zorlu bir süreç başlamıştır. Gitmek ya da kalmak seçenekleri bu bilim insanlarının büyük bir kısmı için ölmek ya da yaşamak ile eşdeğer olmuştur. Sözü edilen göç hareketleri tam da Türkiye’de gerçekleştirilen Üniversite Reformu ile aynı zaman dilimine denk gelmektedir.&#13;
Uluslararası göç olgusunda, bu hareketi gerçekleştirmek için, gerekli karar aşamalarını şekillendirecek itici ve çekici unsurlar büyük önem taşımaktadır. Modern Türkiye’nin doğuşu ile başlayan süreç ve sonrasında gerçekleştirilmiş Üniversite Reformu, Almanya’dan göç etmeyi planlayan bilim insanları için, önemli bir hedef ülke seçeneği ortaya çıkarmıştır. Göç hareketlerinde bireylerin karar aşamasını şekillendiren bir takım itici ve çekici unsurlar vardır. Göç, eğer uluslararası perspektifte gerçekleşiyorsa hesaba dahil edilmesi gereken unsurlar daha da karmaşık yapıya dönüşebilir. Özetle, bazı nedenlerden ötürü ve bazı nedenler için göç kararı alınır. Bu çalışmada, Yahudi Alman bilim insanlarının Türkiye’ye gerçekleştirdikleri göç hareketleri uluslararası göç hareketlerinin itici ve çekici unsurları bağlamında incelenecektir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLGİ KURAMLARINI ANLAMAK: YORUMCU BİLGİ KURAMI ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24782</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24782</guid>
      <author>Yusuf ÇİFCİ</author>
      <description>Bilgi kuramları, belirli bir gerçeklik algısına ve belirli ontolojik kabullere sahiptir. Bu bağlamda bilgi kuramlarının bilginin neliğine dair ölçütleri vardır. Bilgi kuramlarından bir tanesi olarak yorumcu bilgi kuramı, heterarşik-kaotik-kültüre bağlı ve inşa edilmiş gerçeklik algısından hareket etmektedir. Bu doğrultuda yorumcu bilgi kuramının kaotik bir gerçeklik anlayışı vardır. Böyle bir ontolojiden hareket eden yorumcu bilgi kuramı, bilgiye “kültürel bağımlılık” esasına göre anlam vermektedir. Yorumcu bilgi kuramı, kültürlere göre değişen sembol ve anlamlara vurgu yaparak, pozitivist bilgi kuramına karşıt olarak ortaya çıkmıştır. Bu makalede yorumcu bilgi kuramı, gerçeklik algısı ve ontolojik kabullerinden yola çıkılarak, epistemolojik kabulleri, yöntem ve teknikleri, temel yaklaşımları ve yorumcu bilgi kuramı ile elde edilen bilginin geçerlilik-güvenilirlik durumları incelenecektir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NESNELLİĞİN YÜKSELİŞİ VE DÜŞÜŞÜ: NESNELLİĞİN NELİĞİ VE MAHİYETİ ÜZERİNE TARİHSEL BİR OKUMA</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24750</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24750</guid>
      <author>Emre ÖZTÜRK</author>
      <description>Nesnellik, sosyal teoride, bilgi sosyolojisinde ve bilim felsefesinde en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Nesnellik, yaygın kullanımında, bilimsel faaliyetle eş değer tutularak incelenirken, bu yöndeki kullanımını olanaklı kılan tarihsel temeller çoğunlukla hariçte tutulur. Nesnelliğin “bilen”in kanaatlerinden yalıtık olmayı, önyargı ve peşin hükümlerden sıyrılmayı öne çıkaran “tarafsızlığı” ve değer yargısız “nötr dil” söylemi genelde belli bir nesnellik idealinin tarihsel inşası ile ilgilidir.  Bunun yanında, nesnelliğin daha çok tartışmalı bir yer edindiği “perspektivizm” içinde, farklı bir okumaya tabi tutulduğunu da görüyoruz. Bu kapsamda makalenin amacı, temelde nesnelliğin bu farklı kullanımlarına ilişkin, bir ideal olarak onun yükselişi ve düşüşüne dair, tarihsel bir tartışma sunmaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIRSAL ALANDA TARIMSAL FAALİYETLER VE GEÇİM KAYNAKLARININ DÖNÜŞÜMÜ (BARTIN KÖYLERİ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24757</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24757</guid>
      <author>Fethi NAS</author>
      <description>Bilgi ve teknolojik ilerlemelere bağlı olarak dünya genelinde doğal çevre-ekoloji, ekonomik faaliyetler, siyasal eğilimler, düşünce kalıpları, psikolojik yapılar ve yaşam biçimleri çeşitli türlerden değişmelere maruz kalmakta ve son derece hızlı bir dönüşüm geçirmektedir. Hayatın herhangi bir alanındaki dönüşüm doğal olarak diğer alanlardaki değişmeleri etkilemekte ve bazen deformasyona bazen de uyum sağlamaya doğru bir sürece sürüklemektedir. Küreselleşme sürecinin beraberinde getirdiği yeni bir takım oluşumlar toplumsal yaşamı derinden etkilemektedir. Bu etkilerin bir sonucu olarak günümüz dünyasında insanların yaşam standartları geçmiş ile mukayese bile edilemeyecek düzeyde yükselmiş bulunmaktadır. Hızlı değişim ve dönüşümler ise genel olarak kentsel alanlarda yoğunlaştığından kentlere büyük göç hareketleri yaşanmaktadır ve nüfus yoğunluğu kırsal alanlarda azalırken kentlerde artmaya devam etmektedir. Bundan dolayı kırsal alanlarda yaşayanların ekonomik faaliyetleri ve geçim kaynakları çeşitlenmiştir. Kırsal alanlarda yaşamını sürdürmesine rağmen hane halkları sadece tarımsal faaliyetlerle uğraşmak suretiyle geçimlerini sağlayamaz hale gelmiştir. Devletin sağlamış olduğu tarımsal desteklemelerin kaldırılması, girdi fiyatlarının yüksekliği ve ürünlerin alım fiyatlarının düşmesi, kırsal alanlarda yaşayanların tarımsal faaliyetler uğraşmak suretiyle geçimlerini sağlamalarını zorlu hale getirmiştir. Bunun sonucunda tarımsal faaliyetlerin yanı sıra gelir getiren farklı iş ve çalışma alanlarına yönelim artmaktadır. Çalışma, kırsal alanda yaşayan hane halklarının, değişen koşullara bağlı olarak tarımsal üretim faaliyetlerinde ne gibi bir dönüşüme yöneldiklerini yaşantılarını sürdürdükleri geçim kaynaklarının neler olduğunu belirleyemeye yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Bartın ili merkez ilçeye bağlı 9 köyde yaşayan 90 hanenin ekonomik bir faaliyet olarak geçim kaynaklarının nelerden oluştuğu konusunda 2017-2019 yılları arasında araştırma yapılmıştır. Araştırma kapsamında hane halkları ile mülakatlar yapılmış ve zaman içinde tarımsal faaliyetler, geçim kaynaklarının&#141;çeşitlenmesi, tarımsal üretimde karşılaşılan&#141;sorunlar ve sahip olunan&#141;tarımsal alanların büyüklüğü gibi konular ile ilgili olarak sayısal veriler derlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ SOSYALLEŞME MEKÂNLARI: ALIŞ VERİŞ MERKEZLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24774</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24774</guid>
      <author>İbrahim AKKAŞ</author>
      <description>Küreselleşme süreci toplumların sosyal ve kültürel özelliklerinde bazı değişikliklere yol açmıştır. Hızla dünya geneline yayılan tüketim ürünleri, markalar ya da “Amerikan tarzı yaşam” alışkanlıkları insanları etkisi altına almıştır. Bu durum, tüketim kültürü kavramının ortaya çıkmasına ve toplumlarda kabul görmesine neden olmuştur. Tüketim kavramını sadece ekonomiyle ilişkilendirmek kavramı açıklayabilmek için yetersiz kalır. Günümüzde insanlar tarafından her şey tüketilmektedir. Tüketilen en önemli unsur ise toplum içindeki değerlerdir. Değerlerin tüketilmesi, insanları bir araya getiren, birleştiren kültür unsurlarıyla ilgilidir. Bu anlamda sosyalleşme kavramı da geleneksel anlamından uzaklaşmış, yeni sosyalleşme ya da bir arada zaman geçirme mekânları oluşturulmuştur. Bugün alış veriş merkezleri her ne kadar ticari faaliyetleri ve tüketimi akıllara getirse de belki de göz ardı ettiğimiz en önemli nokta değerlerin tüketildiği merkezler olarak karşımıza çıkmasıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MOBİL ÖĞRENMENİN AKADEMİK BAŞARIYA ETKİSİ: BİR META-ANALİZ ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24764</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24764</guid>
      <author>Nuri SÖNMEZ Suat ÇAPUK</author>
      <description>Bu araştırmanın temel amacı, mobil öğrenmenin, öğrencilerin akademik başarılarına etkisini inceleyen deneysel araştırmaların meta analiz yöntemi ile değerlendirilmesidir. Araştırmada, sistematik sentezleme yöntemi olarak Meta-Analiz Yöntemi kullanılmıştır. Meta analiz için araştırmalar YÖK Tez Merkezi, ProQuest, EBSCOhost ve Google Akademik, Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi veri tabanlarından elde edilmiştir. Araştırma için 2009-2018 yılları arasında Türkiye’de yapılan 40 adet bilimsel araştırma seçilmiştir. Etki büyüklüğü indeksi olarak Cohen’nin g etki büyüklüğü kullanılmıştır. Heterojenlik testi bulgularından yararlanarak rastgele etkiler modeline göre yapılan analiz sonucunda, mobil öğrenmenin akademik başarıya etkisinin etki büyüklüğü 1.055 olarak hesaplanmıştır. Hesaplanan etki büyüklüğünün pozitif yönde, yüksek düzeyde etkiye sahip ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu ortaya çıkmıştır. Yapılan meta analizin güvenirliğini sağlamak için grafiksel ve istatiksel bulgulardan yararlanarak yayın yanlılığı test edilmiştir. Araştırmaya dâhil edilen çalışmaların yayın yılına, ders alanına, öğrenim düzeyine, kullanılan mobil cihaza, uygulama süresine ve uygulama ortamına göre karşılaştırmalı etki büyüklükleri hesaplanmış ve yorumlanmıştır. Araştırma sonucuna göre mobil öğrenmenin, öğrencilerin akademik başarılarında olumlu yönde ve anlamlı düzeyde etki ettiği anlaşılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRENCİLERİNİN ÇAĞATAY TÜRKÇESİ VE EDEBİYATINA YÖNELİK BİLGİ DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ:  ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNDE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30262</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30262</guid>
      <author>Sadi H. NAKİBOĞLU</author>
      <description>Bu araştırma; Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Çağatay Türkçesi ve Edebiyatı dersi almış son sınıf öğrencilerinin Çağatay Türkçesi ve Edebiyatına ilişkin bilgi düzeyleri incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.  Amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından geliştirilen Çağatay Türkçesi ve Edebiyatı Bilgi Düzeyi Özdeğerlendirme Ölçeği, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Çağatay Türkçesi dersini almış 137 öğrenciye uygulanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda; öğrencilerin iyi-yeterli düzeyde Çağatay Türkçesi ve Edebiyatına ilişkin bilgiye sahip oldukları saptanmıştır. Öğrenci işlerinden edinilen bilgilere göre öğrencilerin akademik not ortalamaları birinci dönem 76,20 ikinci dönem 82’dir. Çıkan sonuç eğitmenlerin değerlendirmeleri ile öğrencilerin kendilerini değerlendirmeleri açısından paralel, olup, dersin amacına ulaştığının da göstergesidir. Araştırmada ayrıca öğrencilerin cinsiyetlerine ve yaşlarına göre Çağatay Türkçesi ve Edebiyatına yönelik bilgi düzeylerinde farklılaşma olmadığı saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


