






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of History School, Yıl 2019 Sayı XLIII</title>
    <link>https://johschool.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=913</link>
    <description>Journal of History School</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>&lt;p&gt;Asos Yayınları&lt;br /&gt; Kızılay Mahallesi, Fevzi Çakmak-2 Sk. No:37/1, 06420 Çankaya/Ankara&lt;br /&gt; &lt;a href="https://www.asosyayinlari.com/dergilerimiz.html" target="_blank"&gt;https://www.asosyayinlari.com/&lt;/a&gt;</generator>
    <item>
      <title>I.DÜNYA SAVAŞI’NDA AZERBAYCAN VE DAĞISTAN HAREKÂTI’NIN STRATEJİK ÖNEMİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39515</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39515</guid>
      <author>Abdullah İLGAZİ</author>
      <description>Bolşevik ayaklanmalarla sarsılan Çarlık Rusya, Boğazlardan yardım alamayınca askeri açıdan zor durumda kaldı. Bölgede ortaya çıkan otorite boşluğundan yararlanan Ermeniler Ruslardan kalan silahlarla büyük bir tehlike oluşturmaya başladı. Ermenilerin kısa bir süre içinde Azerbaycan’da katliamlara girişmesi üzerine, bölge halkı Osmanlı Devleti’nden yardım istedi. Bu yardım talebi Enver Paşa’nın bölgeye bir askeri harekât kararı almasında etkili oldu.  &#13;
Enver Paşa’nın emriyle kurulan Kafkas İslam Ordusu’nun bölgeye yönelik başlattığı harekâtın iki hedefi vardı. Birincisi, Bakü petrolleri üzerindeki İngiliz tehdidine son vermek ve gerçek sahipleri olan Azerbaycan halkına teslim etmekti. İkincisi ise, Kazak ve Bolşevik zulmü altında yaşayan Dağıstan’ı özgürlüğüne kavuşturmaktı. &#13;
Azerbaycan ve Dağıstan Harekâtı sonucunda Azerbaycan ve Dağıstan kurtarılarak bağımsızlıklarına kavuşturuldu. Savaşın Osmanlı Devleti’nin aleyhine sonuçlanması üzerine elde edilmiş olan bu kazanımlardan imzalanan mütareke gereği vazgeçildi.  </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SASANİLER DÖNEMİ İRAN SARAYINDA BİR GÖKTÜRK PRENSESİ FAKIM</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24955</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24955</guid>
      <author>Ahmet ALTUNGÖK</author>
      <description>Tarihin birçok döneminde güçlü devletler arasında büyük siyasi ittifaklar meydana gelmiştir. Bu ittifakların birçoğu siyasi evliliklerle pekiştirilmiştir. Bu siyasi evliliklerden bir tanesi de Sâsânîler ve Göktürkler arasında meydana gelmiştir. Her iki tarafın Akhunlara karşı oluşturdukları siyasi ittifakın sonucunda; İstemi Yabgu'nun kızı Fakım, Sâsânî hükümdarı I. Hüsrev ile evlenmiş ve İran sarayına gelin olarak gitmiştir. Asya'nın bu iki büyük gücü arasında sağlanan ittifak Akhun devletinin sonunu getirmiştir. Bundan dolayı Sâsânîler ve Göktürkler arasında tesis edilen bu ittifak tarihin önemli gelişmelerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Akhun devletinin yıkılmasının ardından Göktürkler ve Sâsânîler arasında siyasi çekişmeler ortaya çıkmış ve iki taraf arasındaki ittifakın ömrü kısa sürmüştür. Akhun coğrafyasının paylaşımıyla ilgili ihtilaflar iki tarafı kendi arasında savaşmak zorunda bırakmıştır. Buna rağmen İran sarayına giden prensesin ülkesine geri dönmediğini ve İran sarayındaki varlığını devam ettirdiğini görmekteyiz. Bu prensesin adı bazı İslam tarihi klasik kaynaklarında Kakım şeklinde de geçmektedir. Fakat aynı kaynaklar babası İstemi'den de Kakım şeklinde bahsederler. Bundan dolayı Fakım adının, Kakım adının yanlış yazımı sonucunda bir müstensih hatasından kaynaklanmış olabileceği de ihtimal dahilindedir. İran sarayına gelin olarak giden bu prensesin, babası İstemi Yabgu gibi, güçlü bir kişiliğe sahip olduğunu görmekteyiz. Bunun en büyük delili I. Hüsrev'in ardından oğlu IV. Hürmüz'ü İran tahtına çıkarabilmesidir. I. Hüsrev'in, İranlı eşlerinden olan evlatlarından birisinin yerine, yabancı bir millete ait olan eşinden dünyaya gelmiş evladının tahta çıkması, Fakım'ın İran sarayındaki gücünü ortaya koymaktadır.	</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI ARŞİV BELGELERİNE GÖRE I. DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİNDE HAKKÂRİ NASTURİLERİ ÜZERİNDE OSMANLI RUS REKABETİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24963</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24963</guid>
      <author>Alpaslan ÖZTÜRKCİ</author>
      <description> Orta Doğu’nun çok dinli-mezhepli-etnisiteli yapısı sömürgeci güçlere bölgeye müdahale noktasında büyük olanaklar sunmuştur. Bölgede yaşayan azınlık unsurları, etno-dinsel kimlikleri ön plana çıkarılarak 19. Yüzyıldan itibaren büyük devletlerin dış politika araçlarından biri haline dönüştürülmeye başlanmıştır. Hakkâri bölgesinde yaşayan Nasturiler de “bağımsız devlet” “özerk devlet” vaatleriyle kolaylıkla büyük devletlerin bölge politikalarının argümanına dönüşebilen topluluklardan biri olmuştur.  Nasturileri kazanma adına Osmanlı Devleti ve Rus Çarlığı arasında I. Dünya Savaşı başlamadan büyük bir rekabet yaşanmıştır. Nasturiler tercihlerini Rusya’dan yana kullanmışlar, kendilerini koruma ve kazanma adına büyük çaba harcayan tebaası bulundukları Osmanlı Devleti’ne karşı 10 Mayıs 1915 tarihinde isyan etmişlerdir. Birçok cephede savaşan Osmanlı Devleti’nin iç güvenliği sağlama noktasında güçlük çektiği bir kesitte meydana gelen isyan, Osmanlı Devleti tarafından yaklaşık 5 ay sonra harekete geçilebilmiş olmasına rağmen kolaylıkla bastırılmıştır.            	</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANI ŞEHRİ’NİN DOĞUŞ VE KARSELİ DERGİLERİNE YANSIYAN YÜZÜ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24689</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24689</guid>
      <author>Arzu BOY</author>
      <description>Anı Şehri Kars’ın kırk km güneydoğusunda İslam öncesi ve sonrası yaklaşık sekiz yüz yıla yakın Türk hanlıklarının merkezi olmuş,  birçok millete ev sahipliği yaptığı için kültür zengini bir şehirdir. 1064’te Selçuklu hükümdarı Alparslan tarafından Anı Şehri’nin fethi bütün Anadolu’nun Türk yurdu haline gelmesinde atılan ilk ve en önemli adımdır. 1064’te Türklerin Anadolu’ya giriş kapısı olan Anı, çeşitli milletleri bünyesinde barındırmıştır. 1647’de Evliya Çelebi, Kağızman’dan Erivan’a geçerken Anı için harap küçük bir kale tabirini kullanmıştır. O yıllarda harabe halinde olan Anı’nın ne zaman ören yeri haline geldiği bilinmemektedir. Anı Şehri’nin fetih tarihi Kars ve Kars halkı için her zaman kutsal kabul edilmiştir.  Bu bağlamda 16 Ağustos 1964’te Anı’nın fethi, Anadolu’nun Türk yurdu haline gelişinde çok önemli bir role sahip olduğu için 1970’lere kadar, Kars’ta her yıl büyük kutlama törenleri yapılmıştır. Örneğin her zaman açık havada kutlama yapılırken, şehrin alınışının dokuz yüz birinci yıl dönümünde genel seçim dönemine denk gelmiş ve kutlamaları aksatmamak maksadıyla kapalı salon kutlamaları yapılmıştır. Dokuz yüz ikinci yıl dönümünde yani 14-18 Ağustos 1966’da geniş çaplı kutlamalar yapılmıştır. Tarihi önemi büyük olan Anı Şehri’nin tarihi zenginliği bugün pek çok kişi tarafından bilinmemektedir. Çalışmada tarihini bilmeyen milletlerin geleceğini başkası çizer şiarıyla hareket edilmiş bu konudaki bilgi açığı bir nebze kapatılmaya çalışılmıştır. Türkiye’de açılan halkevleri ile ortalama aynı dönemlerde açılan Kars Halkevi’nin basın yayın organlarından olan Karseli ve Doğuş Dergileri bu eksiği gidermek için bir rehber misyonu yüklenmiştir. Tarihi ve tüm özellikleriyle ilgili olarak Kars Halkevi Doğuş ve Karseli dergilerinde konuyla ilgili çok fazla ayrıntı verilmiş, bilhassa tarihi dokusu adım adım işlenmiştir. Çalışmada bu dergiler taranarak Anı Şehri hakkındaki bilgi eksiği ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. Ulaşılması istenilen hedef doğrultusunda mezkur dergilere ağırlık verilmiş, konuyla ilgili olarak ulaşılabilen kaynaklar incelenmiş ve okuyucunun Anı şehri hakkında bilgi sahibi olması arzu edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLHANLI HÜKÜMDARLARININ LEVİRATUS GELENEĞİNE UYGUN EVLİLİKLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24773</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24773</guid>
      <author>Ercan GÖRDEGİR</author>
      <description>Belirli davranışsal norm ve değerleri benimseyip aşılayan, gerçek ya da hayali bir geçmişle süreklilik gösteren ve genellikle yaygın biçimde benimsenen ritüeller ya da başka sembolik davranış biçimleriyle ilişkili toplumsal pratikler kümesi olarak tanımlanan gelenek Toplumların hayatını ve davranış biçimlerini etkileyen en önemli etkenlerden bir tanesidir.  Moğolların sıklıkla uyguladıkları Leviratus geleneği de Moğol örf, adet ve geleneğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu nedenle biz bu çalışmada söz konusu geleneğe bu noktayı nazardan bakarak bir durum değerlendirmesi yapmaya çalıştık. Ancak İlhanlı hükümdarları ile birlikte İlhanlı devleti bünyesindeki Moğol unsurlarında Gâzân Han’dan itibaren İslam medeniyetine doğru güçlü bir değişim ve dönüşüm yaşanmasına rağmen bu geleneğe başvuruda bir azalmamın olmaması bizim dikkatimizi çekti. Çalışmamızda yöntem olarak konunun daha iyi anlaşılması için Moğolların evlenme hukukuna kısaca değindikten sonra Hülagu Han’dan Ebu Said Bahadır Han’a kadar İlhanlı hükümdarlarının yaptıkları evlilikler arasından Leviratus örneklerini kronolojik sırasıyla hatunlar üzerinden inceledik. İlhanlı hükümdarlarının bu gelenekle evlendikleri hatunlar; Dokuz Hatun, Tuktay Hatun, Bûlûgân Hatun, Uruk Hatun, Döndi Hatun, Tuday Hatun, Araka İgaçi Hatun, Padişâh Hatun ve Kirman Hatun gibi isimlerdir. İlhanlı Devleti’nin iç siyasetinde önemli roller oynayan bu hatunların hangi soy ve kabileye mensup oldukları ve İlhanlı hükümdarlarının üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduklarının anlaşılması için bu hatunları teker teker ele alarak Leviratus geleneğinin ne şekilde ortaya çıktığını inceledik.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI-İRAN HUDUDUNDA ERMENİLER: İRAN ERMENİLERİ’NİN HAKKARİ BÖLGESİNDEKİ FAALİYETLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37048</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37048</guid>
      <author>Fehminaz ÇABUK</author>
      <description>  Osmanlı, İran ve Rusya topraklarında yaşayan Ermeniler, “Bağımsız Ermenistan” emelline ulaşmak için birlikte hareke edip, birbirlerine her türlü yardımda bulunmaktan geri durmamışlardı. Ermeniler, Osmanlı-İran hudut bölgesinde kendilerine bazı güzergahlar belirleyerek silah kaçakçılığı, Osmanlı Devleti’nin aleyhine içeriklere sahip evrakların nakli ve firarilerin geçişini bu güzergahlar üzerinden sağlamaktaydılar. Ermeniler için Hakkari hududu önemli güzergahların olduğu bir bölgeydi. İran topraklarında Ermenilerin rahat bir şekilde örgütlenip Hakkari’de faaliyetlerini yürütmelerini sağlayan temel neden ise İran Devleti’nin menfaatleri doğrultusunda Ermenileri baskı uygulamayıp eylemlerinde serbest bırakmasıydı. Osmanlı aleyhine olan her türlü eylem, İran’da gerçekleşme olanağına sahip olmuştur. İran Devleti’nin Ermenilerin silah üretim ve dağıtımına göz yumması, manastır inşa edebilmeleri için onlara arazi satması ve Osmanlı topraklarında silahlı eylemlere katılan firarilerin huduttan geçmelerini sağlayıp onları himaye etmesi, iki Müslüman devlet arasındaki münasebetlere zarar vermiştir. Osmanlı Devleti, aynı dine mensup oldukları için birbirlerinin aleyhine hareket etmemeleri gerektiği hususuna sık sık vurgu yaparak İran Devleti’ni Ermeniler konusunda uyarmış, hudut boyunda asayiş ve nizamın sağlanması için üzerine düşeni yapmasını istemiştir. Ancak İran Devleti gerekeni fazlasıyla yaptığını söyleyip bazı taleplerde de bulunarak şikayetleri bir şekilde geçiştirme yoluna gitmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HAÇLI KRONİKLERİ VE BATI KAYNAKLARINA GÖRE KUTSAL MIZRAK EFSANESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38824</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38824</guid>
      <author>Gülşen İSTEK</author>
      <description>Hristiyan dünyada popülerlik kazanan birtakım rivayetler, 14 Haziran 1098 tarihinde Antakya’da Aziz Petrus Kilisesi’nde ortaya çıkarıldığı ileri sürülen ve “Kutsal Mızrak” veya “Longinus Mızrağı” diye tanımlanan bir mızrağın, I. Haçlı Seferi sırasında cereyan eden Antakya Kuşatması’nın seyrini değiştirdiği iddiasını taşımaktadır. Söz konusu mızrağın kutsallığı ve orijinalliği meselesi hem kendi döneminde hem de sonraki dönem yazarlarınca tartışma konusu olmuş ve tartışmalarda dönemin din adamlarının yalanlanması ve haçlı askerlerinin basiretsiz ve akılsızca davranışlar sergileyen kişiler olarak aktarılması endişesi nedeniyle genellikle objektif davranılmadığı görülmüştür. Kutsal Mızrak hakkında aktarılan rivayetler, Latin kroniklerinde, İslam tarihi eserlerinde ve çağdaş Batı kaynaklarında da yer almıştır. Bu bağlamda bu makalede Kutsal Mızrak hadisenin ortaya çıkışı, haçlı askerleri üzerindeki etkisi, mızrağın orijinalliği meselesi ele alınmış ve hadisesinin “dini bir kurgu” dan ibaret olduğu görüşü desteklenmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLAM COĞRAFYACILARINA GÖRE ORTA ÇAĞ’DA ÂMİD (DİYARBAKIR)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24952</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24952</guid>
      <author>Mustafa AYLAR</author>
      <description>İnsanoğlunun yerleşik hayata geçmesi ile birlikte, eski zamanlardan beri şehir yaşamı insan için mühim bir yere sahip olmuştur. Bilhassa nehir kenarında kurulan ve suya yakın, tarıma elverişli ve ulaşımı kolay olan şehirler, insanları ve insanların bir teşekkülü olan devletleri kendine cezbetmiştir. Adını zikrettiğimiz bu şehirlerden bir tanesi Yukarı Mezopotamya da yer alan Âmid (Diyarbakır) şehridir. Dicle nehri kıyısında kurulan Âmid şehri Eski Çağlardan itibaren önemli bir yere sahip olmuş ve bu önemini Orta Çağda da devam ettirmiştir. Öte yandan IX-X. yüzyılda İslam dünyasında coğrafya ilminin gelişmesi ile birlikte, Müslüman coğrafyacılar coğrafya konusunda önemli eserler vücuda getirmişlerdir. Bu eserlerde Müslüman coğrafyacılar İslam dünyasının coğrafyası, ülkeleri, bölgeleri ve şehirleri ile ilgili mühim bilgiler vermişlerdir. İşte bundan dolayıdır ki Müslüman coğrafyacılar, Orta Çağda Müslümanlar açısından önemli bir konumda olan ve el-Cezîre bölgesinde yer alan Âmid (Diyarbakır) şehri ile de dikkate değer bilgiler aktarmışlardır. Bu çalışmada Âmid şehrinin Orta Çağda siyasi durumu genel olarak anlatıldıktan sonra İslam coğrafyacılarının şehir hakkında verdiği bilgiler derlenip değerlendirilmiştir.	</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI DEVLETİ’NİN İRAN MEŞRUTİYETİ ÜZERİNDEKİ TESİRİ HAKKINDA BİR MÜTALAA</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24746</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24746</guid>
      <author>Osman KARACAN</author>
      <description>Osmanlı yenileşmesi üzerine yapılan çalışmalara bakıldığında Osmanlı Devleti’nin Batı ile ilişkilerinde daha çok edilgen ve etkilenen bir pozisyonda olduğu şeklinde değerlendirmelerin yapıldığı görülmektedir. Fakat durum tam olarak böyle değildir. Batı’nın “hasta adam” tanımlamasına rağmen Osmanlı, büyük bir dinamizm ile tarihe yön vermeye çalışmıştır. Gelişmiş ve ilerlemiş Batı’nın değerlerini transfer eden Osmanlı, bu değerleri kendi değerleriyle mezc ederek yeni bir forma büründürmüştür. Tarih karşısında daima özne kimliğini koruyan Osmanlı, değişip dönüşürken aynı zamanda çeperindeki devletleri, toplumları ve kültürleri de etkilemiş ve dönüştürmüştür. Osmanlı Devleti’nin değişiminde etkili olduğu devletlerden biri de komşusu İran’dı. Osmanlı ile paralel bir modernleşme sürecinden geçen İran’ın modernleşmesinde büyük bir etkiye sahip olan Osmanlı Devleti, İran Meşrutiyeti üzerinde de yadsınamaz bir tesire sahipti. XIX. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti’nin modernleşme tecrübesinden yararlanan İran’ın gerçekleştirdiği tüm ıslahat teşebbüslerinde bu etkiyi belli oranda görmek mümkündür. Özellikle XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı’ya gelen ve Osmanlı’daki yenileşme çalışmalarından etkilenen İranlı devlet adamları ve siyasetçiler Osmanlı’nın yenileşme tecrübesinin örnek alınmasını savunmuşlardır. Yenileşme taraftarı İranlı devlet adamı ve yöneticilerinin yanı sıra İstanbul başta olmak üzere Osmanlı şehirlerinde yaşayan çok sayıda İranlı aydın, ulema, tüccar ve işçi de İran için yegâne kurtuluşun modernleşmek olduğunu tecrübe etmiş ve Osmanlı tecrübesini İran’a nakletmeye çalışmışlardır. Çok sayıda Farsça gazetenin, kitabın, risalenin, şiirin, makalelerin yayınlandığı ve İranlıların yaşadığı her yere ulaştırıldığı İstanbul, adeta İran modernleşme taraftarlarının kalbi konumundaydı. XIX. yüzyıl boyunca idari, askerî, siyasi ve içtimai alanda İran’ı etkileyen Osmanlı, İran meşrutiyeti konusunda da oldukça önemli bir etkiye sahipti. Meşrutiyet, Kanun-ı Esasi, kanun hükümeti, meclis gibi pek çok kavram da bu süreçte Osmanlı’dan ödünç alınmış ve tartışılmıştır. İran Meşrutiyeti’nin fikrî oluşumu sürecinde etkili olan Osmanlı, meşrutiyetin ilanında ve daha sonra yaşanan iç savaşta da etkili olmuştur. Meşrutiyetin ilanından önce İranlı aydınların toplandığı bir merkez hüviyetinde olan İstanbul, Meclis-i Mebusan’ın bombalanmasından sonra yaşanan iç savaşta, İranlı entelektüellerin karargâhı hâline gelmiştir. Ayrıca İstanbul’da faaliyet yürüten ve zaman zaman Osmanlı yöneticilerinden de destek gören Encümen-i Saadet’in İran Meşrutiyeti’ni yeniden elde edilmesi hususunda ortaya koyduğu çaba dikkate değerdir. Bu çerçevede Encümen-i Saadet’in Osmanlı elitleriyle kurduğu ilişki ve encümen bünyesindeki İranlı aydınların İstanbul’daki siyasi ve fikrî mücadelesi önemli dinamiklerdir. Diğer taraftan meşrutiyetin korunması konusunda Tahran’da görev yapan Osmanlı Devleti’nin diplomatları Şemseddin Bey ve Cemil Said Bey yoğun çaba sarf ederken, iç savaşta Osmanlı ordusu da meşrutiyetçilere destek sunmuştur. Çalışmamızda Yeni Osmanlılar’dan Jön Türklere ve Osmanlı Devleti’nin Tahran’da görev yapan diplomatlarına kadar bir bütün olarak Osmanlı Devleti’nin, İran Meşrutiyeti’nin oluşum sürecine katkısı ortaya konulmaya çalışılmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI ORDULARININ GENCE’Yİ FETHİ, ASKERİ VE LOJİSTİK DURUMU (1723-1735)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37605</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37605</guid>
      <author>Uğur DEMLİKOĞLU</author>
      <description>Gence, Azerbaycan'ın batısında Kura Irmağının sağ kollarından Genceçay’ın her iki kıyısında kurulmuş olup günümüzde nüfus bakımından Bakü’den sonra Azerbaycan'ın ikinci büyük şehridir. Gence,  Çin’den başlayıp İran'a ve ardından Kafkasya ve Anadolu’ya doğru uzanan tarihi ipek yolunun önemli güzergahlarından birinde yer almaktadır.  Bakü ile Tiflis arasındaki ticari faaliyetlerin Gence üzerinde gerçekleşmesi gerekse de İran'ı Kafkasya’ya bağlayan önemli bir geçiş noktasında bulunması Gence'nin askeri ve stratejik önemini artırmıştır. Bu nedenle bölge tarihi süreç içerisinde büyük devletlerin hakimiyet mücadelesine sahne olmuştur. Kafkasya üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasındaki kıyasıya mücadeleler 16. ve 17. yüzyıllarda sürmüş ve bu durum 18. yüzyılın ilk yarısına kadar devam etmiştir. İran'ın içinde bulunduğu iç karışıklıklar doğuda Afganlıların ve kuzeyde Rusların saldırılarına maruz kalması üzerine padişah III. Ahmed döneminde İran'a harp açılmıştır. 1723 yılında İran'ın Kafkasya’da bulunan toprakları Osmanlı Devleti’nin eline geçmiştir. Bu bölgelerden biri de Gence olmuştur. Gence'nin fethine müteakip pek çok askeri sınıf bölgeye nakledilmiştir. Gence de bulunan Osmanlı ordusunun ihtiyaç duyduğu zahire ve mühimmatlar da bölgeye intikal ettirilerek Safevi ordularına karşı bölge kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, mevcut arşiv kaynaklarından istifade edilerek 1723-1735 yılları arasında Gence’ye nakledilen Osmanlı askeri sınıfları ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca Gence’de bulunan Osmanlı askerlerine temin edilen zahire ve mühimmat sevkıyatı üzerinde durulmuş konunun daha iyi anlaşılması için tablo ve grafiklerden istifade edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLİM ŞENLİĞİ ETKİNLİĞİNİN FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ STEM FARKINDALIĞINA ETKİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38894</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38894</guid>
      <author>GÜLDEN GÜRSOYAyhan ÇİNİCİ</author>
      <description>Bu çalışmada, ‘Fen Öğretimi Laboratuvar Uygulamaları II’ dersi kapsamında düzenlenen bilim şenliği etkinliğinin fen bilgisi öğretmen adaylarının STEM farkındalıklarına etkisi araştırılmıştır. Araştırma karma yöntem ilkeleri doğrultusunda şekillendirilmiştir. Araştırma kapsamında nicel verilerin toplanmasında yarı deneysel bir süreç yürütülmüştür. Öğretmen adaylarının görüşlerinin derinlemesine alınabilmesi için ise, nitel veri toplama tekniklerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Elde edilen nicel ve nitel veriler ayrı ayrı analiz edilmiş ve araştırma soruları bağlamında ilişkilendirilmiştir. Çalışmaya Fen Öğretimi Laboratuvar Uygulamaları II dersini alan 58 fen bilgisi öğretmen adayı katılmıştır. Çalışmada ön ve son-test olarak uygulanan STEM farkındalık ölçeğinden elde edilen verilerin analizinde bağımlı gruplar t-testi kullanılırken, görüşmelerden elde edilen verilerin analizinde ise tümevarımsal yaklaşımlardan biri olan kodlama tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, öğretmen adaylarının STEM farkındalık ölçeğinden aldıkları ön ve son-test puan ortalamaları arasında yapılan karşılaştırmada son-test puanları lehine anlamlı bir farklılığın olduğu ortaya çıkmıştır (p&lt;.05). Ayrıca çalışmada, öğretmen adaylarının bilim şenliği için hazırlık yaparken grup arkadaşları ile sorunların üstesinden gelmeyi öğrendikleri, öz güvenlerinin arttığı, el becerilerini geliştiği, daha yaratıcı ve üretken davranışlar sergilemeye başladıklarını belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMEN ADAYLARININ FAKÜLTELERİNDEKİ ÖĞRENME ORTAMLARINA YÖNELİK GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24729</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24729</guid>
      <author>Nadire Emel AKHANBurcu KAYMAK</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, sosyal bilgiler öğretmen adaylarının, fakültelerindeki öğrenme ortamlarına yönelik görüşlerini belirlemektir. Bu amaçla, araştırmaya 2018-2019 eğitim-öğretim yılında bir devlet üniversitenin eğitim fakültesinde öğrenim gören sosyal bilgiler öğretmenliği 3. ve 4. sınıflarından toplam 95 öğretmen adayı katılmıştır. Nitel araştırma yöntemi ile hazırlanan bu çalışmada görüşme sorularının çözümlenmesinde içerik analizi yönteminden, öğretmen adaylarının hayallerindeki sınıfları çizdikleri resimlerin çözümlenmesinde ise çizim (drawing) yönteminden yararlanılmıştır. Genel olarak araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, sınıfın fiziksel yapısı, materyaller, kullanılan öğretim yöntemleri bakımından öğretmen adaylarının mevcut sınıflarından memnun olmadıkları, bu sınıf ortamlarını yetersiz gördükleri belirlenmiştir.  Hayallerindeki sınıf ortamının ise mevcut sınıflarından farklı olarak, daha çok öğrenci merkezli öğretim ortamları olduğunu söylemek mümkündür. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİZİKSEL AKTİVİTE DESTEKLİ OYUNLAŞTIRMANIN YABANCI DİL KELİME ÖĞRENİMİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39995</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39995</guid>
      <author>Rabia Hürrem ÖZDURAK SINGINÖmer KILIÇ, Serkan DÜZ</author>
      <description>Oyunlaştırmanın temel amacı, davranışları değiştirmek veya becerileri geliştirmek için insanları motive etmektir (Hunicke vd., 2004). Bu çalışmanın amacı ortaöğretim öğrencilerinde fiziksel aktivite destekli oyunlaştırılmış eğitimin ingilizce öğreniminde kelime bilgi düzeyine etkisini incelemektir. Araştırmaya yaş ortalaması 9.69±0.46 yıl olan 29 kız ve 30 erkek olmak üzere toplam 59 öğrenci katıldı. Öğrenciler fiziksel aktivite destekli oyunlaştırılmış eğitim (FADOE) (n=27) ve  geleneksel eğitim (GE)(n=32) olmak üzere rastgele iki gruba ayrıldı. Gruplara uygulama öncesi ve sonrasında Kelime Bilgisi (Vocabulary) testi uygulandı.  Gruplara 16 hafta boyunca haftada 3 saat ingilizce eğitimi verildi. GE grubuna haftada 3 saat geleneksel yöntemle, FADOE grubuna ise haftada 2 saat geleneksel 1 saat de temel motor becerilerini geliştirmeye yönelik fiziksel aktiviteler içeren oyunlar ile kelime bilgisi öğretildi. FADOE grubunda oyunlaştırma unsurlarından liderlik tablosu ve başarı sertifikası yöntemleri uygulandı. GE grubuna ise İngilizce eğitiminde kullanılan geleneksel anlatım, soru-cevap ve grup çalışması yaptırıldı. Sonuç olarak FADOE grubunun kelime bilgisi düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış (p=.01) gözlemlenirken, GE grubunda anlamlı bir fark olmadığı görülmedi (p=.52). Bu çalışmadan elde edilen bulgular ışığında fiziksel aktivite destekli oyunlaştırma yönteminin yabancı dil öğreniminde kalıcı öğrenmeyi sağladığı, dolayısıyla motivasyonu ve derse bağlılığı arttıran yenilikçi bir yöntem olarak kullanılması önerilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNGİLİZCE ÖĞRETMENLERİNİN MESLEKİ ÖZ YETERLİK ALGILARI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24785</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24785</guid>
      <author>Sibel ASLANMehmet Nuri GÖMLEKSİZ</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan İngilizce öğretmenlerinin mesleki öz yeterlik algılarını belirlemektir. Araştırmanın nicel ve nitel yönleri olduğundan, amaçlar nicel ve nitel olarak iki çerçevede ele alınmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2017-2018 eğitim-öğretim yılı güz yarıyılında Elazığ ili merkezinde bulunan tüm ilkokul, ortaokul, lise, proje okulu ve bilim sanat merkezinde çalışmakta olan İngilizce öğretmenleri oluşturmaktadır. Öğretmenler araştırmaya gönüllü olarak katılmışlardır. Çalışmaya toplam 112 okuldan 295 öğretmen katılmıştır. Çalışmanın nitel boyutu için 30 öğretmene ulaşılmıştır. Çalışmada nicel ve nitel araştırma desenlerinin bir arada kullanıldığı karma araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmada öğretmenlerin mesleki öz yeterlik algılarını belirlemek amacıyla güvenilir ve geçerli bir ölçek olan “İngilizce Öğretmenlerinin Öz Yeterlik Algısı Ölçeği” ve “İngilizce Öğretmenlerinin Öz Yeterlik Algısı Görüşme Formu” kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına bakıldığında İngilizce öğretmenlerinin öz yeterlik algılarında çeşitli değişkenler açısından çok fazla farklılığa ulaşılmamıştır. Çalışma sonuçları doğrultusunda çeşitli önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YÜKSEKÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNİN ERASMUS PROGRAMI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ (MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=32681</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=32681</guid>
      <author>Yahya ADANIR Ezlam SUSAM</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, yükseköğretim öğrencilerinin Avrupa Birliği eğitim programlarından olan Erasmus Programı hakkındaki görüşlerini belirlemektir. Bu bağlamda öğrencilerin bu programa katılma nedenleri, programa katılmadan önce yapılan hazırlıklar, katılım sürecinde yaşadıkları problemler ve katılım sonucunda elde ettikleri kazanımlar tespit edilmeye çalışılmıştır. &#13;
Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veriler, 2015–2018 yılları arasında Erasmus Programı öğrenci hareketliliğine katılan 10 öğrenci ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Veriler, içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleriyle analiz edilerek yorumlanmıştır.&#13;
Araştırmanın sonucunda öğrencilerin en çok yeni kültürler görmek ve yabancı dillerini geliştirmek amacıyla programa katıldıkları ve programın sonunda bu amaçlarını gerçekleştirdikleri görülmektedir. &#13;
Araştırmadan elde edilen sonuçlara dayalı olarak programdan faydalanmak isteyen öğrencilere yönelik çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Bu önerilerden en önemlileri; programa katılacak olanlara yönelik bilgilendirme toplantılarının yapılması ve öğrencilere verilen hibenin arttırılması gerektiğidir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SPOR BİLİMLERİ ALANINDA ÖZEL YETENEK SINAVINA GİREN ADAYLARIN ÇOKLU ZEKÂ ALANLARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24758</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24758</guid>
      <author>Burak GÜRERDuygu POLAT, Mürsel BİÇER</author>
      <description>Zekâ bir sporcunun ileri seviyelere gelmesinde önemli rol oynar. Araştırmamızda beden eğitimi ve spor bölümleri özel yetenek sınavına giren adayların zekâ türlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmanın evrenini Türkiye’deki Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu özel yetenek sınavına giren adaylar, örneklemi ise Gaziantep Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu özel yetenek sınavına giren adaylar oluşturmuştur. Gardner (1993)’ın Çoklu Zekâ kuramında bahsettiği sekiz tür zekâ incelenmiştir. Puanların aralığı çok gelişmiş ile gelişmiş değil arasında değişmektedir. Verilerin normallik dağılımına bakılmış ve araştırma verilerinin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Verilerin analizinde Independent Sample T testi ve One Way Anova testleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında spor branşı, yaş, cinsiyet, beden eğitimi ve spor bölümünü kazanma ve ekonomik durum değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar bulunmuştur. Sonuç olarak doğa zekâsı, bedensel zekâ ve sosyal zekâ alanları beden eğitimi bölümlerine hazırlanan adaylar için önemlidir. 23-25 yaş grubundaki adayların lehine sonuçlar bulunmuştur. Adayların kendilerini geliştirebilecek etkinliklere katılması önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BELEDİYELERİN DÜZENLEMİŞ OLDUKLARI REKREASYON ALANLARININ FİZİKSEL AKTİVİTEYE UYGUNLUĞU ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA (KAHRAMANMARAŞ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24688</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24688</guid>
      <author>Nevzat DİNÇERHarun KARASAKIZ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı; Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin rekreatif amaçlı yapmış olduğu fiziksel aktivite mekânlarının halk tarafından ne amaçlı kullanıldığı ve halkın bu alanları değerlendirmeleri amaç olarak yapılmıştır. Araştırmaya Kahramanmaraş ilinde ikamet eden kişiler yer almaktadır. Bu araştırmada önce mevcut literatür taraması yapılmış ve konuyla ilgili bilgiler verilmiştir. Araştırmada kişilerin rekreasyon alanlarını değerlendirmek için geliştirilmiş olan fiziksel aktivite mekan değerlendirme ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde ve hesaplanmasında SPSS 22 IBM istatistik paket program kullanılmıştır. Veriler ortalama ve standart sapma olarak özetlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda; Kahramanmaraş belediyesinin rekreatif amaçlı yapmış olduğu fiziksel aktivite amaçlı mekânların fiziksel aktivite mekân seçimi ve fiziksel aktiviteye katılmayı engelleyen unsurların cinsiyet ve medeni durum değişkenine göre anlamlı farklılık olduğu görülmektedir. Fiziksel aktiviteye katılmayı engelleyen unsurlar alt boyutunda ise yaş, meslek ve katılımcıların aktiviteye ayırmış oldukları zaman değişkeninde anlamlı farklılıkların olduğu görülmektedir. Belediyelerin rekreasyon alanlarının yeterli olup olmadığı, katılımcıların gelir durumu, aktiviteye kimlerle katıldığı, serbest zaman süresinin yeterli olup olmadığı, rekreasyon faaliyetlerine yönlendiren sebepler ve katılımcılarda bıraktığı etkiler değişkenine göre anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak belediyelerin halkın istek ve arzuları doğrultusunda rekreasyon alanları fiziksel aktiviteye uygun hale getirmek için gerekli çalışmaları ve alt yapıyı oluşturmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR DERSİNİN ORTAOKUL ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNDE SPORTMENLİK DAVRANIŞI OLUŞTURMA ETKİSİNİN İNCELENMESİ (KAHRAMANMARAŞ İLİ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24783</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24783</guid>
      <author>Yahya DOĞARMehmet YAĞMUR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı beden eğitimi ve spor dersinin öğrencilerin sportmenlik davranışlarına etkilerini, öğrencilerin demografik ve okulun yapısal özellikleri ile ilişkili olup olmadığını test etmektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın örneklemini Kahramanmaraş merkez ilçelerinden seçkisiz olarak belirlenen 3 farklı ortaokulda eğitim gören 336 öğrenci oluşturmaktadır.  Araştırma nicel çalışma olup ilişkisel tarama modeline göre desenlenmiştir. Araştırma verilerinin toplanması amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen “Kişisel Bilgi Formu” ve Koç (2013) tarafından geliştirilen "Beden Eğitimi ve Spor Dersi Sportmenlik Davranışı Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizi için aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri belirlenmiş, değişkenlere ilişkin alınan puanların demografik değişkenler ve okulun yapısal özelliklerine göre farklılaşma durumunu belirlemede t-Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi testi; anlamlı bulunan f değerinde fark olan grupları belirlemede LSD testlerinden, değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak; öğrencilerin “çok sık” düzeyinde beden eğitimi dersi sportmenlik davranışına sahip olduğu; beden eğitimi dersi sportmenlik davranışı ile cinsiyet, okul takımına katılma durumu, okulun hizmet alanı, baba eğitim durumu, kardeş, öğretmen ve öğrenci sayısı değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olmadığı anlaşılmıştır. Sınıf, anne eğitim durumu ve okunan kitap sayısı değişkeni arasında ise, istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIRSAL ALANDA TOPLUM KALKINMASI İÇİN SOSYAL HİZMETTE KÜLTÜREL YETKİNLİĞİN ÖNEMİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24748</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24748</guid>
      <author>Filiz YILDIRIMBilge ABUKAN</author>
      <description>Kırsal alanda toplum kalkınması için etkili sosyal hizmet müdahaleleri kırsal alana özgü uzmanlaşmayı gerektirir. Bu noktada sosyal hizmet uzmanlarının mikro, mezzo ve makro düzey müdahalelerinin odağındaki temel dayanak noktalarından biri kültürdür. Özellikle geleneksel uygulamaları, inançları, değerleri, ilişki örüntülerini ve iletişim kurma biçimlerini şekillendiren kültür, yerele ulaşmada anahtar rol oynar. Sosyal hizmet uygulamalarında yerel bağlamı anlamak; yerele özgü ihtiyaçların, sorunların ve kaynakların belirlenmesinde oldukça önemlidir. Bu nedenle kırsal sosyal hizmet uygulamalarında kırsal alanın kültürel özelliklerine duyarlı hizmet geliştirilmesi ve kırsal alan uygulayıcılarının da kültürel olarak yetkin olmaları önem arz eder. Buradan hareketle mevcut çalışmanın temel amacı, kırsal alanda toplum kalkınması için kültürel yetkinliğin önemini sosyal hizmet perspektifinden açıklamaktır. Bu derleme çalışma sonucunda sosyal hizmet uzmanlarına kültürel yetkinliği geliştirmeyi, yaşam boyu öğrenmenin bir parçası olarak görmeleri; her müracaatçı grubunun kültürünü tanıyarak farklılıkların zenginlik olduğunu benimsemeleri önerilebilir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>12. YÜZYILDA TÜRK-İSLAM TOPLUMUNDA SOSYAL REFAH VE SOSYAL HİZMETLERİN TARİHSEL KÖKLERİ - HAYIRSEVERLİK UYGULAMALARI BAKIMINDAN ERBİL HÂKİMİ MUZAFEREDDİN GÖKBÖRÜ ÖRNEĞİ-</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24636</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24636</guid>
      <author>Murat Gökhan DALYANÖzge Özgür BAYIR</author>
      <description>Bu makalede, insana ve topluma yardım uygulamalarının ya da sosyal hizmetlerin en eski uygulama biçimi olan “hayırseverlik” uygulamaları tartışılmıştır. Hayırseverlik uygulamalarının bu tarihsel analizi için 12. Yüzyılda Türk-İslam toplumu ve Erbil Hâkimi Muzafereddin Gökbörü seçilmiştir. Muzafereddin Gökbörü’nün, devlet adamlığı süresinde gerçekleştirdiği hayırseverlik uygulamalarına ışık tutarak, sosyal refah ve sosyal hizmetlerin tarihteki köklerinin anlaşılmasına katkı vermek bu makalenin ana amacını oluşturmaktadır. Muzaffereddin Gökbörü’nün beyliği döneminde Erbil Atabeyliği büyük oranda hayırseverlik ve sosyal hizmetleriyle ön plana çıkmıştır.  Onun sahip olduğu beyliğinin topraklarının küçük olmasına karşın sosyal hizmetlere ayırdığı miktar da o kadar büyüktür. Onun uygulamalarında zengin-yoksul ayrımının yapılmadan, herkese yardım etme düşüncesinin egemen olduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra tarihi belgeler, onun yardım sürecinde dinsel ayrım yapmadığını da göstermektedir. Bugün önemini yeni yeni kavradığımız “anne sütü”, “hastalıkların psikososyal boyutu ve hastayı güçlendirme” gibi konular, onun tarafından önemi kavranmış ve uygulamaya aktarılmış konulardır. Bu göstergeler, onun hayırseverlik uygulamalarının günümüz çağdaş ve evrensel sosyal hizmet uygulamalarına oldukça yakın olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle, Muzafereddin Gökbörü sosyal hizmet tarihinde dikkat çekici bir kişilik olarak görülmektedir. Onun döneminde gerçekleşen bu uygulamaların daha derinlikli araştırılarak sosyal hizmet uygulamalarının tarihçesine eklenmesi ve aktarılması önem taşımaktadır</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ENDÜSTRİ 4.0 ALT BİLŞENLERİ KAPSAMINDA MALİYET MUHASEBESİNİN GELECEĞİ ÜZERİNE KAVRAMSAL BİR İNCELEME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39417</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39417</guid>
      <author>Ercüment OKUTMUŞ</author>
      <description>Teknolojinin geldiği son noktada işletmelerin etkinliklerinin ve verimliliklerinin arttırılmasında, teknolojiye adaptasyon büyük bir önem taşımaktadır. Endüstri 4.0 ile birlikte geleneksel üretim sistemleri yerini teknolojiye dayalı yeni sistemlere bırakmaya başlamıştır. Değişen üretim ortamları da maliyet muhasebesi sistemlerinin yeniden yapılandırılmasını gerektirmektedir. Çünkü yüksek yatırım maliyetleri, ürün çeşitliliğinin artması, ürün yaşam süresinin kısalması, yüksek kalite beklentisi ve müşteri odaklı olma gibi sebepler ürün maliyetlerinin hesaplanmasında geleneksel maliyet sistemlerinin yetersiz kalmasıyla sonuçlanmıştır. Ayrıca teknoloji yoğun üretim sürecinde mamul maliyetini oluşturan unsurlarda da değişimler meydana gelmektedir. Değişen üretim sürecinde toplam maliyetler içinde ilk madde malzeme maliyetleri hemen hemen aynı kalırken, işçilik giderlerinin payı azalmakta, genel üretim giderlerinin payı ise artmaktadır. Endüstri 4.0’ın 3D yazıcılar, simülasyon, siber fiziksel sistemler ve otonom robotlar vb. alt bileşenlerinde oluşan değişim ve gelişmeler üretimin şeklini süreçlerini dolayısı ile maliyet muhasebesini de değiştirmektedir. Bu çalışmada, endüstri 4.0’ın getirdiği yenilikler ile üretim maliyetlerinde ve maliyet muhasebesi üzerinde gerçekleşmesi tahmin edilen değişimler incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ ÖĞRENCİLERİNİN KENDİ BÖLÜM MEZUNLARINA YÖNELİK ALGILARI</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36835</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36835</guid>
      <author>Nazlı NALCI ARIBAŞEsra Canpolat GÖKÇE, Mübeyna DOĞAN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü son sınıf öğrencilerinin kendi bölüm mezunlarına ilişkin algılarının anlaşılmasıdır. Araştırma nitel yaklaşım desenlerinden olgubilim ile yürütülmüştür. İnönü Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde okuyan ve 2018-19 eğitim-öğretim yılı güz döneminde aktif öğrenci olan 124 son sınıf öğrencisinden açık uçlu anket yoluyla veri toplanmıştır. Metaforlar yoluyla son sınıf öğrencilerinin kendi meslekleri hakkındaki olumlu veya olumsuz düşünceleri derinlemesine incelenmiştir. Olumlu algı ve olumsuz algı olarak iki ana kategoriye ayrılan metaforlar Bilge, Umutlu, İşlenmemiş Maden, Lider ve İşsiz, Kıymetsiz, Umutsuz, Yarışçı alt kategorilerine ayrılmıştır. Katılımcıların algılarının cinsiyet ve okul başarısı değişkenleri ile ilişkisi ayrıca değerlendirilmiştir. Cinsiyet değişkeni ile ana ve alt kategoriler arasında bir ilişki bulunamamışken, umutlu ve bilge kategorisini seçen öğrencilerin genel ağırlıklı not ortalamalarının diğer kategorilere göre farklılaştığı görülmüştür. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SEÇİLİ GEÇİŞ EKONOMİLERİNDE POLİTİK İSTİKRARIN MAKROEKONOMİK BELİRLEYİCİLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24709</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24709</guid>
      <author>Yavuz ÖZEKNihat AKBIYIK</author>
      <description>Politik istikrarla makroekonomik belirleyiciler arasındaki ilişki iktisat teorisinde özellikle son yıllarda sıkça tartışılan bir konudur. Bu çalışmada 2002-2017 dönemi yıllık verilerle Avrupa Birliği üyesi 10 Merkezi ve Doğu Avrupa (MDA) geçiş ekonomisinde (Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Polonya, Slovakya, Slovenya, Romanya ve Bulgaristan) politik istikrar ile makroekonomik belirleyiciler arasındaki ilişki panel veri analiz yöntemiyle incelenmiştir. Ampirik analizlerde bağımlı değişken olarak politik istikrar, bağımsız değişken olarak ise, kişi başı gayri safi yurtiçi hâsıla, ticari açıklık oranı, tüketici fiyat endeksi, işsizlik oranı ve birliğe üye olunan tarihleri göstermek amacıyla kukla değişken kullanılmıştır. Güncel panel veri ekonometrisinden faydalanılarak yapılan ampirik analizde panel vektör otoregresyon modeline göre, kısa dönemde ticari açıklık oranından ve tüketici fiyat endeksinden politik istikrara doğru, panel hata düzeltme modeline göre, Avrupa Birliği’ne katılımı gösteren kukla değişkenden, kişi başı gayrisafi yurtiçi hasıladan, işsizlik oranından, ticari açıklık oranından ve tüketici fiyat endeksinden bir bütün halinde politik istikrara uzun dönem nedensellik bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TANTRİK VE EZOTERİK DİNİ GELENEKLERDE MANDALA</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40068</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40068</guid>
      <author>Hüsamettin KARATAŞ</author>
      <description>Mandalalar, Hint ve Doğu kökenli dinlerde, özellikle de gizemli inançları ön plana çıkaran ve daha çok Tantrik ve Esoterik dini uygulamaları ve anlayışları savunan gruplar tarafından kullanılan dua veya tapınım çarklarıdır. Mandaralar, bu din veya dini gruplarda tapınmak yahut yüce varlıklardan bazı taleplerde bulunmak maksadıyla kullanıldığından, inancın ve ibadetin en kutsal değerlerinin temsili sayılmaktadır. Mandalalar genellikle daire ya da köşeli bir düzlem üzerine, harf, şekil, resim veya bazı özel işaretlemelerle oluşturulmuş tablolardır. Çoğunlukla daire, kare veya dikey dikdörtgen şekillerin tercih edildiği bu tablolar, kutsalı sembolize eden figürleri içerdiğinden dolayı tapınılacak objeler olarak görülmektedir. Bazı toplumlarda mandala, kutsalla ilişkili olarak farklı anlamlarda da kullanılabilmektedir.&#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE ROLE OF WOMAN IN NATHANIEL HAWTHORNE’S NOVEL THE SCARLET LETTER AND WILLIAM FAULKNER’S NOVEL AS I LAY DYING</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29335</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29335</guid>
      <author>Yasemin AŞCI</author>
      <description>In this study the most significant females characters in Nathiel Hawthorne’s novel The Scarlet Letter and William Faulkner’s novel As I Lay Dying are analyzed in terms of the roles in the society. The study is composed through literature review. In both of these novels, the female characters, Hester and Addie have illegitimate children. Even the thoughts of the women on them is that they have committed sin and they should confess and pray God for salvation. While Hawthorne’s character, Hester is so brave to confess her sin, Faulkner’s character, Addie doesn’t confess her sin. After she dies, the sin is explained through other characters’ thoughts, dialogues and inner monologues of her on past. When these two females are dealt with on moral roles given them, they are seen as the women who do not obey the role that women should be faithful to their husband. In both novels, it is explained that women have responsibilities towards their husbands and children. They mustn’t act against the roles given by the society. In addition, Hester and Addie are the women who exemplify women who are the defiants to the roles of genders and careless about them. To conclude, in both The Scarlet Letter and As I Lay Dying the roles of woman are emphasized.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHSEL PERSPEKTİF AÇISINDAN MECMÛA-İ SÂZ Ü SÖZ’DE “ÂŞIKLIK GELENEĞİ” VE “KÜLTÜREL ARACI” OLARAK ALİ UFKİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30275</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30275</guid>
      <author>Resul BAĞI</author>
      <description>Âşık edebiyatı ile ilgili 15 ve 16. yüzyıla kadar dayanan kaynaklar bulunmasına rağmen, Âşık musikisi konusunda yazılmış pek fazla kaynak yoktur. Bu konuda, elimizde mevcut en eski kaynak olan 17. yüzyılda İstanbul’da Ali Ufki tarafından yazılan Mecmuâ-i Sâz ü Söz’de, âşık tarzında pek çok nota ve âşık şiiri örnekleri bulunmaktadır. Mecmûa-i Sâz ü Söz'de, Türk Halk müziği ve Türk Sanat Müziği ayrımı yapılmadan 17. yüzyılda Batı nota sistemi ile yazılan halk müziği ilk örnekleri mevcuttur. Bu nedenle, Mecmûa-i Sâz ü Söz’ün Türk halk müziği adına yapılan ilk derleme çalışması ve Ali Ufki’nin de ilk halk müzik derlemecisi olduğun söyleyebilir. Bu çalışmada, Mecmûa-i Sâz ü Söz'de adı geçen saz şairleri ve onların eserleri ile ilgili normlar, metinler arası korelasyonlar, sosyo tarihi bağlam, aktarım ve melodik akış gibi bir indeks ağı âşık sanatı açısından incelenecektir. Ayrıca Ali Ufki’nin kültürel aracı olarak rolüne değinilecektir. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜ YEDİ İKLİM TÜRKÇE SETİNİN (TEMEL SEVİYE: A1) DİNLEME ETKİNLİKLERİNİN ÇERÇEVE PROGRAMI ÖLÇEĞİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39525</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39525</guid>
      <author>Mesut GÜNGizem ALPTEKİN</author>
      <description>Dinleme, konuşma, okuma ve yazma olmak üzere dört temel beceri alanına ayrılan dil; başta ailede daha sonra okulda öğretmenler vasıtasıyla öğretilmektedir. Dil öğretilirken bu beceri alanlarının her birine ayrı bir önem verilmesi gerekirken dinleme becerisi diğer becerilerin gölgesinde kalmıştır. Bu çalışmada ise bugün birçok Türkçe Öğretim Merkezi(TÖMER)’inde ders kitabı olarak okutulan Yunus Emre Enstitüsü Türkçe Öğretim seti temel seviye ders kitabında yer alan dinleme etkinlikleri Diller için Avrupa Ortak Başvuru Metninde temel seviye dinleme becerileri için belirlenen ölçütlere uygunluğu, ders kitabında yer alan etkinlikler içerisinde dinleme etkinliklerinin yeri ve dinleme etkinliklerinin dinleme sürecine uygunluğu açılarından incelenmiştir. Bu amaçlar doğrultusunda doküman analizi yöntemi kullanılmış Yunus Emre Enstitüsü Türkçe Öğretim seti temel seviye ders kitabı belirlenen ölçütler doğrultusunda incelenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda dinleme etkinliklerinin basit, sade, anlaşılır ve günlük hayatta kullanılabilecek diyaloglardan oluştuğu, dinleme öncesine ait etkinliklerin yer almadığı, dinleme sırası ve sonrası etkinliklerinin ise aynı tip olduğu bulgularına ulaşılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GEREDE AĞZINDA ÜNLÜ YUVARLAKLAŞMALARI ÜZERİNE</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39611</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39611</guid>
      <author>Erol ÖZTÜRK</author>
      <description>Tarihi MÖ III. ve IV. yüzyıllara dayanan Gerede’ye, Türkler XI.-XII. yüzyıldan itibaren gelmeye başlamışlar, bölgeye yerleşen Oğuz boyları bugünkü Gerede ağızlarının temelini oluşmuştur. Gerdeli İshak bin Murad’ın 1374’te yazmış olduğu Edviye-i Müfrede adlı eserde kullanılmış olan bitki ve hastalık adları Gerede ağızlarının tarihi ile ilgili fikir sahibi olmamızı sağlar. Ünlü seyyah Evliya Çelebi Seyahatname’sinde Lisân-ı Istılâh-ı Etrâk-ı Tosya ve Bolu ve Dörddîvân başlığıyla bölgenin diyalektolojisi hakkında kısa bir değerlendirme yapar. Anadolu ağızlarının tasnifinde Bolu bölgesi ağızları iki grupta ele alınmakta, Gerede ağzı Bolu merkez, Yeniçağa, Dörtdivan, Mengen ilçeleriyle bir grup içerisinde değerlendirilmektedir. Genel olarak Batı bölgesi ağızları özelliklerini gösterdiği bilinen Bolu ve Gerede bölgesi diyalektolojik açıdan kuzeyde Kıpçak özellikleri gösteren Zonguldak, Bartın, Karabük ağızlarına; Güney ve Doğu bölgesinde Orta Anadolu ağızlarıyla birlikte Kastamonu ağızlarına ve Batıda Rumeli göçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Kocaeli ve Sakarya bölgesi ağızlarına komşudur. Bu çalışmada Gerede ağzındaki ünlü yuvarlaklaşmaları incelenecek, Eski Anadolu Türkçesiyle karşılaştırması yapılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CÂBÎ-ZÂDE HALÎL FÂİZ’İN TÜRKÇE ŞİİRLERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38822</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38822</guid>
      <author>Özgür KIYÇAK</author>
      <description>18.  yüzyıl klasik Türk edebiyatının son klasik dönemidir. Nedîm ve Gâlib dışında bu çizgiye ulaşamamış olmakla beraber edebîlik vasfını yakalayabilmiş, ancak gölgede kalmış şairlerden söz etmek mümkündür. Fâǿiz, hem âlim hem sanatkâr kimliğine sahip astronomi, matematik vb. bilimlere vukufiyeti yanı sıra ince hayalleri ve sahip olduğu çok farklı sahalardaki eserlerine rağmen adından fazla söz edilmeyen bir şairdir. Onun divançesi edebî vasfı haiz ve Câbî-zâde’nin edebî kudretinin hacimce küçük olmakla beraber güçlü bir tanığıdır. Yaşadığı esnada pek çok edebî mektebin kesişim noktasında olan bir şair olması bakımından ayrıca dikkat çekicidir. Elsine-i selasede şiir söyleme kabiliyeti, kıtaları ile dönemine tanıklık etmesi, rubaileri ile dinî, tasavvufî, fikrî hususlara girmesi ve gazellerinde lirizmi yakalayabilmesi, şiirlerindeki şekil sağlamlığı edebî kişiliğinin vasıfları içindedir. Özellikle yaşadığı dönemde devlet ricalinin dikkatini çeken ve Râmî Mehmed Paşa’ya kaside kaleme alan Câbî-zâde’nin divançesinin ve evvelâ divançesi içindeki Türkçe şiirlerinin yayınlanması ve genel bir değerlendirmesi onun edebî kişiliğinin mahiyetinin keşfinde elzemdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ BİR ROMAN TEKNİĞİ “İLERİYE GİDİŞ TEKNİĞİ” VE VAROLUŞ GEREKÇELERİ</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39689</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39689</guid>
      <author>Salim DURUKOĞLU</author>
      <description>Sanatsal düzlemde eklemeler ve çıkarmalar yapsa da hayatı takip ve taklit eden roman türü, doğası gereği bütün zaman yapılarına ve kalıplarına açık olmak zorundadır. Romana ilahi bakış açısı ve Tanrısal anlatıcı olarak yani yarattığı dünyanın “Tanrı”sı olarak konumlanan yazar, geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman dilimleri içinde özgürce hareket edebilir. Yazarın anlatı zamanından, şimdiki zamandan koparak geçmişe gittiği ve geçmişi anlattığı zamanları teknik olarak ifade etmek için “geriye dönüş tekniği” ifadesi; tersini yaptığı, geleceğe gidip şimdiki zamana döndüğü zamansal sıçramaları ifade etmek için de “ileriye gidiş tekniği” ifadesi kullanılmaktadır. Geriye dönüş tekniğinin içinde de saklı olan ileriye gidiş tekniğini irdelediğimiz bu çalışma, bir romandan seçilen metinlerden hareketle, roman teorisi kitaplarında yer almayan bu tekniğin varlığını, kullanıldığını ve kullanılma biçimlerini, roman türüne etkilerini ve katkılarını somutlamak, roman teorisi kitaplarında yer almasını önermek amacına matuftur. &#13;
Nitel araştırma tekniklerinden doküman analizi tekniğinin kullanıldığı çalışmada ileriye gidiş tekniğinin, geleneksel, modernist ve postmodernist romanlarda sıkça kullanılan bir teknik olduğu, roman gerçek hayat ilişkisini sağlamlaştırdığı, romana hareket, renk ve zenginlik kattığı; zaman ögesinin bütüncül olarak romanda temsilini sağladığı, olayların daha iyi anlaşılmasına katkı sunduğu, karakterlerin daha iyi tanınmasına aracılık ettiği, varlığının dil bilgisi yapıları veya yönlendirici söz kalıpları üzerinden açığa çıktığı sonuçlarına ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GİRESUN İLİ DERELİ, EYNESİL VE GÖRELE İLÇELERİ AĞIZLARINDAN DERLEME SÖZLÜĞÜ’NE KATKILAR</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40248</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40248</guid>
      <author>Serdar BULUT</author>
      <description>Türkiye Türkçesi ağızlarının dil özelliklerini ve kelime yapılarını belirlemede derleme çalışmalarının payı büyüktür. Derleme çalışmaları sayesinde yok olmak üzere olan birçok yöresel hazine gün yüzüne çıkmıştır. 1932 yılında kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin önderliğinde “Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi” ortaya çıkarılmıştır. Bu dergi kapsamında 150 binden fazla kelime derlenerek 1939-1949 yılları arasında yayımlanmıştır. Bunun akabinde Türk Dil Kurumu derleme çalışmalarına devam etmiş ve 1952 yılında başladığı yolculuk sonucunda 450 bin kelime derlenmiştir. Kurum eski ve yeni malzemeleri birleştirerek 1963-1979 yılları arasında “Derleme Sözlüğü”nü meydana getirmiştir. Bu sözlük günümüzde Türkiye Türkçesi ağızları söz varlığını ortaya koyan en temel eser hüviyetindedir. Özellikle ağızların zamana ve mekâna karşı dirençsiz olduğunu varsayarsak, ağızlarla ilgili çalışmaların artarak devam etmesi neticesinde Derleme Sözlüğü de zenginleşecektir.  &#13;
Bu çalışmamızda Çepni Türklerinin hüküm sürdüğü Dereli, Eynesil ve Görele ilçeleri ile köylerindeki yöresel kelimeler ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. Ağız özelliklerini koruyan Çepnilerden yapılan derlemeler sonucunda elde edilen malzemelerden, Derleme Sözlüğü’nde bulunmayan, bulunuyorsa da Dereli, Eynesil ve Görele ilçeleri ağızlarına ait olduğu belirtilmeyen ya da Derleme Sözlüğü’nde bulunmasına rağmen farklı anlamlar taşıyan kelimeler gün yüzüne çıkarılmaya çalışılacaktır. Bu kelimeler ilgili başlıklar altında ayrı ayrı ele alınacak ve anlamlarıyla beraber verilmeye çalışılacaktır. Çalışmamızın temel amacı, Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı Derleme Sözlüğü’ne, Giresun şehrinin ilçeleri olan Dereli, Eynesil ve Görele ağızlarından küçük de olsa bir katkıda bulunmaktır. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>15. YY’A AİT BİLİNMEYEN BİR YAZMA: SEYFÜ’L-MÜLÛK İLE BEDİ‘Ü’L- CEMÂL</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36886</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36886</guid>
      <author>Tülay ÇULHA</author>
      <description>Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından Osmanlının kuruluş dönemini kapsayan, XIII-XV. yüzyıllar arası Beylikler Döneminde Oğuzların dili artık bir yazı dili olmaya başlamış, çok sayıda telif ve tercüme eserler verilmeye başlanmıştır. Beylikler döneminde genel olarak dinî, tasavvufî ve ahlâkî eserlerin tercümesi yapılırken hem manzum hem de mensur eserler verilmiştir. Bu eserler arasında geçmeyen ve bugüne kadar kayda geçmemiş bir mesnevi de Seyfü’l-Mülûk ile Bediü’l-Cemâl hikâyesidir. Türk Dil Kurumu Kütüpha¬nesi’nde bulunan Yazma 596 numarada kayıtlı yazmanın ilk kısmında yer alan mesnevi, Seyfü’l-Mülûk ile Bedi‘ü’l- Cemâl hikâyesidir. H. 874/ M. 1470 tarihinde istinsah edilmiş olan bu hikâyenin ilk telif tarihi ise mesnevinin sonunda H. 843/ M. 1439 olarak verilmiştir. Yazma, gerek konusu itibariyle gerekse hem telif hem istinsah tarihi 15. yüzyıl olması itibariyle eşsiz bir eserdir. Bu makale, 1001 Gece Masalları arasında yer alan hikâyelerden birinden ibaret olan mesneviyi konu alan yazmanın tanımından ibarettir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BEHCETÜ’L-HADÂİK VE KISSA-YI YUSUF’TAKİ KİP EKLERİ ÜZERİNE KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39926</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39926</guid>
      <author>Türker Barış BULDUK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı karışık dilli denilen Behcetü’l-Hadâik ve Kıssa-yı Yusuf eserlerindeki kip eklerini Karahanlı, Harezm, Kıpçak ve Eski Anadolu Türkçesindeki kip ekleriyle karşılaştırmak ve bu kip eklerinden yola çıkarak bu eserlerdeki fiil çekimlerini incelemektir. Karışık dilli eserler, Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesine ait dil özelliklerini bir arada bulunduran eserlerdir. Behcetü’l-Hadâik ve Kıssa-yı Yusuf da karışık dilli eserlerdendir. Bu eserlerle ilgili birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen karşılaştırmalı dil çalışmaları yapılmamıştır. Bu bağlamda, Behcetü’l-Hadâik ve Kıssa-yı Yusuf’taki kip ekleri incelenmiş ve Karahanlı, Harezm, Kıpçak Türkçesinde kullanılan bazı kip eklerinin bu eserlerde de kullanıldığı görülmüştür. Yine bu eserlerdeki bazı kip eklerinin hem Karahanlı, Harezm, Kıpçak Türkçesinde hem de Eski Anadolu Türkçesinde ortak bir biçimde kullanıldığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GAZİPAŞA FOLKLORUNDA MANİLER</title>
      <link>https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38845</link>
      <guid isPermaLink="true">https://johschool.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38845</guid>
      <author>Yavuz UYSAL</author>
      <description>Türk halk şiiri ürünleri içerisinde en yaygın türlerden birisi olan mani, hem söylenişindeki ahenk hem de üstlenmiş olduğu derin anlam yükü ile bütün insanların dikkatini çeken; ancak sadece belli yetenekleri olan kişiler tarafından söylenebilen bir türdür. Mani yakma, mani düzme gibi ifadelerle de adlandırılan bu gelenek, Anadolu coğrafyasının hemen her köşesinde farklı bir şekilde icra edilse de toplumsal değişimlere kayıtsız kalamamış ve söyleyicileriyle birlikte yavaş yavaş kaybolmaya başlayan bir tür haline dönüşmüştür. Toplum için önem arz eden kına gecesi, düğün, bayram, hıdırellez, ramazan geceleri ve sünnet merasimleri gibi özel günlerin vazgeçilmez sözlü kültür ürünü maniler, kısa ve akılda kalıcı olup; üstlenmiş olduğu anlam yükü ile diğer sözlü anlatım türleri içerisinde kendisine yer bulmuş ve Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu çalışmada, mani türü ve mani söyleme geleneği hakkında genel bilgiler verilip, Antalya’nın Gazipaşa ilçesinden derlenen 98 mani örneği kendi içerisinde tasnif edilerek, yöresel özelliklerin mani türü üzerindeki etkisi incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


