Habere ulaşmak şüphesiz bireyin en temel haklarından biridir ve bu doğrultuda kamuyu bilgilendirme görevini medya kuruluşları üstlenmektedir. Doğru bilgileri okuyucusuna veya izleyicisine kamu yararı bağlamında; tarafsız, en kısa sürede ve nesnel olarak aktarmak olan medyanın bu temel işlevlerini çoğu zaman ve genellikle yerine getiremediğine dair genel bir ön kabulden bahsedilmektedir. Özellikle kurumsal kimlikle kamu adına enformasyon aktarma ve yayma zannında olan pek çok haber platformlarının editoryal süreçten yoksun ve nesnelliği septik olan içerikler üreterek bu olumsuzlukların bir parçası oldukları veya bu duruma zemin hazırladıkları söylenebilir. Zira yeni medya teknolojilerinin kitle iletişimine eklemlediği dromoloji, kurumlara ve kullanıcılara var olmanın ön koşulu olarak dayatılmaktadır. Bu bağlamda ‘en’ olma tutkusu, tarafsız gazeteciliğe olan inancı sarsabilecek pratiklerin gelişmesine neden olmaktadır. Adeta tüm kullanıcılarına birer medya patronu ve gazeteci olma fırsatı tanıyan internet teknolojileri karşısında medya profesyonellerinin alacağı rol gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Dolayısıyla kitle iletişiminin geleceğine etki eden dijital medya dönüşümleri karşısında profesyonellerin refleks ve motivasyonlarının sorgulanması ve farkındalıklarının sınanmasını önem taşımaktadır. Bu izlek esas alınarak yürütülen araştırma, nitel araştırma modellerinden biri olan fenomenolojik yaklaşımla desenlenmiştir. Yayın organlarının heterojen kitlelerden oluşması her hangi bir yayın organından alınacak bulguların Türkiye evreninde genellenebilmesini mümkün kılabileceğinden hareketle Gaziantep medyası örneklem olarak seçilmiş ve araştırma bu il ile sınırlandırılmıştır. Fenomenolojik araştırma metodolojisinin katılımcı sayısını iki ile 25 arasında öngörmesinden hareketle çalışma Gaziantep Üniversitesi Etik Kurulundan alınan onay sonrasında pilot (ön-test) bir uygulama yapılmış ve random (şans-kura) esasıyla belirlenen gönüllü 10 medya çalışanı ile yürütülmüştür. “Medya çalışanları dezenformasyon, misenformasyon ve malenformasyon farkındalıkları ve motivasyonları alt seviyededir” temel hipotezinden hareket edilen araştırma bulgularında; katılımcıların ağırlıklı olarak dezenformasyon kavramını bilmeleri, haber yazma yetisine sahip olmaları, habere muhatap olanlardan dönüt almaları ve popüler içerikli haberleri teyit ettirmeleri olumlu, buna karşın maddi kazanç, ideolojik kaygı ve haber kıtlığında yanlış/yalan haber üretme ve editoryal süreci işletmeme eğilimlerinin yanı sıra hukuki sorumlulukları ve yaptırımları bilmelerine karşın motivasyonlarının olumsuz yönünde seyretmesi ise olumsuzluklar olarak dikkat çekmiştir.
Undoubtedly, access to news is one of the most fundamental rights of individuals, and media organizations have undertaken the responsibility of informing the public accordingly. There is a widespread presumption that the media often fails to fulfill its essential functions delivering accurate information to its audience in a timely, impartial, and objective manner within the context of public benefit. It can be argued that many news platforms, particularly those that purport to disseminate information on behalf of the public under an institutional identity, contribute to or pave the way for these negative outcomes by producing content that lacks editorial oversight and raises skepticism about objectivity. The dromology introduced to mass communication by new media technologies has been imposed on institutions and users as a prerequisite for existence. In this context, the pursuit of being "the fastest" or "the best" has fostered practices that can erode trust in impartial journalism. In the face of internet technologies that effectively allow every user to act as a media mogul or journalist, the role of professional media practitioners has become increasingly significant. Therefore, it is crucial to examine the reflexes and motivations of professionals and assess their awareness in the face of digital media transformations that are shaping the future of mass communication. This research, conducted within this framework, is designed using the phenomenological approach, one of the qualitative research models. Since media outlets serve heterogeneous audiences, it is considered feasible to generalize the findings obtained from any particular media outlet to the broader Turkish context. Accordingly, Gaziantep media was selected as the sample, and the research was limited to this province. Based on the phenomenological research methodology, which suggests a participant range between two and 25, a pilot (pre-test) study was conducted with ten randomly selected volunteer media workers after obtaining approval from Gaziantep University's Ethics Committee. The research findings, derived from the central hypothesis that "media employees have low levels of awareness and motivation regarding disinformation, misinformation, and malinformation" reveal both positive and negative aspects. On the positive side, participants were found to be familiar with the concept of disinformation, possess newswriting skills, seek feedback from news subjects, and verify popular news content. On the negative side, however, participants demonstrated tendencies toward producing false or fake news in the face of financial gain, ideological concerns, or news scarcity, as well as a reluctance to implement editorial processes. While they were aware of legal responsibilities and sanctions, their motivation was observed to be negatively oriented, which was identified as a critical drawback.