Bu çalışma, dünya mirası statüsüne sahip olan ve “açık hava müzesi” niteliğiyle öne çıkan Safranbolu’da turizmin halk kültürü üzerindeki etkilerini sistematik bir biçimde ele almayı hedeflemektedir. Yörede bir arada gelişen gastronomi, inanç ve doğa temelli turizm türleri, yerel kültürel ögeleri görünür kılmakla birlikte, bu ögeleri yeniden biçimlendirmektedir. Yüksek ekonomik değere sahip olan safran bitkisi, geleneksel bilgiyle şekillenen tarımsal üretimin turistik bir unsur hâline gelmesini sağlamıştır. Safranbolu evleri, yalnızca mimari yapılar değil; aynı zamanda aile düzeni, yaşam tarzı ve misafirperverlik gibi değerleri günümüze taşıyan kültürel anlatılardır. El sanatları geleneğinde yer alan marangozluk, bakırcılık ve ayakkabıcılık gibi zanaatlar, turistik sunumlara konu edilirken bir yandan da kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ahilik geleneğiyle şekillenmiş çarşı düzeni ve esnaf yapısı ise kültürel süreklilik içinde dönüşüm geçirmekte, turizmle birlikte yeni anlamlar kazanmaktadır. Ayrıca bölgedeki tarihî su yolları ve çeşmeler hem teknik bir geçmişin hem de yaşamsal bir folklorun izlerini taşımaktadır. Safranbolu’da halk kültürü ile turizm arasında çift yönlü ve dinamik bir ilişki söz konusudur. Turizm, kültürel ögeleri görünür kılarken; aynı zamanda bu ögelerin yeniden yorumlanmasına ve dönüşmesine de zemin hazırlamaktadır. Bu bağlamda, yerel halkın aktif katılımıyla şekillenecek kültürel koruma ve sürdürülebilir turizm politikaları, bölgedeki folklorik zenginliğin geleceğe aktarımı açısından büyük önem taşımaktadır.
This study aims to systematically examine the impact of tourism on folk culture in Safranbolu, a UNESCO World Heritage Site known as an “open-air museum.” Intertwined forms of tourism based on gastronomy, beliefs, and nature make local cultural elements visible while also transforming them. The traditional crafts, culinary practices, and rituals shaped by local knowledge have become subject to commodification under tourism pressures. The paper explores how these intangible cultural heritage (ICH) elements, including oral narratives, rituals, and traditional crafts, are being recontextualized for performative and commercial purposes. Drawing on UNESCO's framework for safeguarding ICH, it argues for a participatory cultural heritage management model that includes local actors and emphasizes sustainability. The findings highlight the importance of balancing visibility and authenticity in heritage tourism, especially in communities like Safranbolu, where living traditions are at risk of becoming folklorized displays.